<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bahçeli TBMM rubunda konuştu &#8211; Radyo Ülkü FM 100.1 Konya</title>
	<atom:link href="https://ulkufm.com.tr/tag/bahceli-tbmm-rubunda-konustu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulkufm.com.tr</link>
	<description>Gönüllerin Radyosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Dec 2020 09:45:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>
	<item>
		<title>-MHP Lideri Gündemi Değerlendirdi</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2020/12/01/2447/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2020/12/01/2447/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 09:45:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçeli TBMM rubunda konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=2447</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 01 Aralık 2020 Salı günü TBMM Grup Toplantısında Ülke ve dünya gündemini İlgilendiren birçok konuda önemli mesajlar verdi. Konuşmasının başında, Avrupa Şampiyonu olan Ritmik Jimnastik Milli Takımımızı tebrik ederek başlayan Bahçeli, Kadına şiddet konusu, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü, siyasi, ekonomik, iç ve dış konularla ilgili açıklamalar yaptı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 01 Aralık 2020 Salı günü TBMM Grup Toplantısında Ülke ve dünya gündemini İlgilendiren birçok konuda önemli mesajlar verdi.<br />
<strong> Konuşmasının başında, Avrupa Şampiyonu olan Ritmik Jimnastik Milli Takımımızı tebrik ederek başlayan Bahçeli, Kadına şiddet konusu, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü, siyasi, ekonomik, iç ve dış konularla ilgili açıklamalar yaptı.</strong><br />
MHP Lideri devlet Bahçeli konuşmasında şu ifadelere yer verdi;<br />
Saygıdeğer Milletvekilleri, Basımızın Saygın Temsilcileri,<br />
Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.<br />
<strong> Bütün vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık ve birlik mücadelesi veren bütün kardeşlerimize selam ediyor, en halisane duygularımla birlikte sağlık, huzur ve esenlikler diliyorum.</strong><br />
Geçen hafta milletimizi sevindiren bir gelişme yaşandı.<br />
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlenen Ritmik Jimnastik Avrupa Şampiyonası’nda Ritmik Jimnastik Grup Milli Takımımız “3 çember 2 labut” aletinde Avrupa Şampiyonu oldu.<br />
Duygu Doğan, Azra Akıncı, Peri Berker, Nil Karabina ve Eda Asar’dan oluşan Ritmik Jimnastik Grup Milli Takımımızı, federasyon yönetimimizi can-ı gönülden kutluyorum.<br />
İnanmış ve başarıya kilitlenmiş bir insanın, gözünü yükseklere çevirmiş bir iradenin durması veya durdurulması diye bir şey olmaz, olamaz.<br />
<strong> Stratejik düşünme, analitik bakış, disiplinli çalışma, hedef odaklı mücadele, bunların yanında hayatın ve hadiselerin yürekten kavranışı zincirleme başarıları tetikleyerek temin edecektir.</strong><br />
Başarının limitlerini inancımızın cebbarlığı, irfanımızın cesameti, iddialarımızın cesaret ve civanmertliği belirleyecektir.<br />
Fırsat ve şans verildiği takdirde her insanımızın ilgi alanında başarıdan başarıya koşacağını düşünüyorum.<br />
Çünkü insanımızın faziletine, ferasetine, kalp temizliğine, ahlak ve adamlık seviyesine sonuna kadar güveniyorum.<br />
Özellikle Türk kadınının üstlendiği her sorumluluğun hakkını vererek öne çıkması, hayatın her kesitinde serpilip sivrilmesi takdir ve tebrik edilmesi gereken bir insanlık gerçeğidir.<br />
Kadın hakkı bir insan hakkıdır, bir iman hakikatidir.<br />
Kadınları hedef alan kaba, kırıcı, her neviden kötü muamele hem insan hakları ihlali hem de insanlık onurunun inkârıdır.<br />
İnsani münasebetlerimizde, merhum Cemil Meriç’in de ifade ettiği gibi, muhtaç olduğumuz şey ölçüdür, dengedir, soğukkanlılıktır.<br />
Kılı kırk yaran tarihi ve tecrübi aklın yol göstericiliğinde diyebiliriz ki, kadınların yok sayıldığı, görmezden gelindiği, geri plana itildiği, şiddete maruz bırakıldığı toplumların medeniliğinden, gelişmişliğinden, hatta insani değerlerinden bahsetmek mümkün ve muhtemel bir hal özeti değildir.<br />
Bir toplumun yumuşak karnı, kırılma, belki de kopma noktası en mağdur durumdaki ferdinin hassas ve nazik durumuyla bir ve aynıdır.<br />
Son yıllarda artan kadın cinayetleri, yaygınlaşan tecavüz vakalarıyla birlikte ürpertici boyutlara ulaşmış istismar haberleri insan haysiyetine ve toplum bekasına karşı işlenmiş en büyük suç olarak değerlendirilmelidir.<br />
Kadınlarımızın, kızlarımızın, çocuklarımızın vahşete kurban gitmeleri neresinden bakarsak bakalım felakettir, rezalettir, cinayettir.<br />
Son 1,5 asırdır, kadınlarımızın sosyal, siyasal ve ekonomik haklarıyla ilgili istikrarlı ve ümit verici ilerlemeler yaşanmışken, muhatap kaldıkları insanlık suçlarının da eşzamanlı artışını gözlemlemek utanç duyulması gereken bir çarpıklığın, bir çelişkinin somut yansımasıdır.<br />
Bizim atmamız gereken tarihi adımın ilk halkasında, kadına yönelik şiddetin, kadınlığın itibarına yönelmiş nefretin bütünüyle tasfiye edilmesi ve önüne geçilmesi yer almaktadır.<br />
Şiddet seli durmadan, şiddet yangını söndürülmeden, gözünü kan bürümüş psikopatların kanlı emellerine set çekilmeden kadınlarla ilgili konuşacağımız her konu eksik kalacak, her teklif ve temenni yetersiz olacaktır.<br />
Bir masuma, bir garibe, savunmasız bir insana canavarca hislerle saldırmak, insanlık haysiyetini taammüden zedelemek vandallıktır, aynı zamanda büyük bir vebaldir.<br />
Şiddet varsa insanlık sukut etmiştir.<br />
Hiçbir kadın şiddete müstahak değildir.<br />
Hiçbir kadın aşağılık ve alçak davranışlara mahkûm değildir.<br />
Kadınlarımızın toplum içinde olan veya olması gereken muteber ve muhterem mevkileri insani gelişmişlik düzeyimizin alametifarikası, milletler mücadelesindeki en muhkem, en müessir kozumuzdur.<br />
Bugün kadınlarımız hayatın her yerinde, her sahasındadır.<br />
Nitekim kadınlarımız;<br />
Bazen usta bir gazeteci, bazen marifetli bir iş insanı, bazen müstesna bir siyasetçi, bazen gerçek bir edip, bazen bağında bahçesinde bir emekçi, bazen tezgâhtaki alın teri, bazen topraktaki bereket izi, bazen gönüllerdeki zarafet pırıltısı, bazen sırtımızdaki merhamet pışpışı, bazen bir münevver, bazen hakikatleri arayanlar için bir deniz feneridir.<br />
Bütün kadınlarımızın çehresi ışıklı, üstelik bakışları aydınlık yarınların müjdesiyle doludur.<br />
Kadınlarımız göz nurudur, baş tacıdır, üzerinde yaşadığımız vatan coğrafyasının yükünü bir sevdayla omuzlayan aziz millet varlığının ana direği, ana yüreği, ana fikridir.<br />
Bozkırın tezenesi merhum Neşet Ertaş’ın dediği gibi, kadınlar insandır, bizler ise insanoğluyuz.<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu ifadesi ne kadar değerli, ne kadar yerindedir:<br />
“Dünyada hiçbir millet kadını ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim diyemez.”<br />
Türk kadını, diğer ülke ve milletlerin pek çoğundan daha önce seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir.<br />
3 Nisan 1930’da kabul edilen Belediye Kanunu ile 18 yaşını dolduran kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.<br />
Böylelikle belediye seçimlerine katılmaya hak kazanan kadınlarımız o dönemin şartları itibariyle tarihi bir reformun tarafı olmuşlardır.<br />
Türk kadınına 1932’de muhtarlık seçimlerine girme, 5 Aralık 1934’de de milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.<br />
Demokrasinin mühim bir eşiği aşılmış, göze çarpan ve rahatsız eden tarihsel bir açığı siyasi mutabakatla kapatılmıştır.<br />
Müteakiben 8 Şubat 1935’de yapılan Milletvekili Genel Seçimi’nde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir.<br />
Türk kadınının hayatın normal akışı içinde ülkesi ve milleti için üstlendiği her görevi muvaffakiyetle yerine getirdiğini iftiharla söylemek isterim.<br />
Siyasetten ticarete, sanattan spora, eğitimden ekonomiye, sanayiden medyaya, ev hayatından sosyal hayata varıncaya kadar kadınlarımız her yerdedir, olmaya da devam edeceklerdir.<br />
Kadınlarımızın desteklenmesi konusunda öncelikli hedef, üzerinde durmamız gereken asıl konu şiddetin kökünün mutlaka ve süratle kazınmasıdır.<br />
El birliği yaparak, güç birliği yaparak, partiler üstü bir anlayış içinde hareket ederek suç üreten, suçlu çıkaran, suça teşvik eden fiili veya potansiyel bütün toplumsal kaynakları A’dan Z’ye kurutmak, tedavi ve rehabilite etmek şarttır.<br />
Bunu yaparsak insanlığa ve insanlarımıza muazzam nitelikli manevi bir reformu kazandırmış oluruz.<br />
Kimin mağduriyeti varsa, kimin engeli bulunuyorsa yanında olmalıyız, elinden tutmalıyız, hayatı eşit bir şekilde paylaşmalıyız.<br />
Bu kapsamda esasen bir farkındalık günü olan ve önümüzdeki Perşembe günü idrak edeceğimiz 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle diyorum ki, her engelli kardeşimin ihtiyaç duyduğu, özlemle beklediği, kendi hayatında görmeyi istediği haklar konusunda üstümüze ne düşüyorsa yapacağımızın sözünü veriyoruz.<br />
Engele takılmayacağız, engellere aldırmayacağız, engeller karşısında yılmayacağız, yıkılmayacağız, Allah’ın izniyle engelleri birer birer aşacağız.<br />
Engelli kardeşlerimizin hayatlarını kolaylaştırma mücadelemizi sürdürüleceğiz.<br />
Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.<br />
Hiç kimse bana bir şey olmaz dememelidir.<br />
Her insan esas itibariyle bir engelli adayıdır.<br />
O kardeşlerimize baktığımızda kendimizi görmeliyiz, empati yapmalıyız, aramızda duygudaşlık köprüleri kurmalıyız.<br />
Hiçbir engelli kardeşim acınacak halde değildir.<br />
Hiçbirisi değersiz ve önemsiz görülmemelidir.<br />
Milliyetçi Hareket Partisi bütün engelli kardeşlerimizi bağrına basmaktadır.<br />
Çünkü biz onları çok seviyoruz.<br />
Engelli kardeşlerimizi sadece 3 Aralık’ta değil yılın her gününde hatırlayacağız, her an, her zaman kalbimiz onlarla bir çarpacak.<br />
Engelli kardeşlerimizi hasretle, muhabbetle selamlıyorum.<br />
Kadın milletvekillerimiz başta olmak üzere Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 86’ıncı yıldönümünü kutluyor; bu tarihi karara imza atan dönemin mebuslarına Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.<br />
Doğudan batıya, kuzeyden güneye ülkemin tüm muhterem hanımefendilerine bahusus saygı ve sevgilerimi sunuyorum.<br />
<strong> Değerli Milletvekilleri,</strong><br />
19’uncu yüzyılda vezirlik, nazırlık, sadrazamlık görevlerini üstlenmiş Saffet Paşa, medeni bir ülke haline gelmek için Avrupa’nın bütünüyle kopya edilmesini ısrarla tavsiye ve tembih etmişti.<br />
Öze değil kabuğa bakmıştı, mazrufa değil zarfa kafa yormuştu.<br />
Elbette akıl tutulmasına ve teslimiyetçilik anaforuna düşen yalnızca bu paşa değildi.<br />
Tanzimat ve Meşrutiyet süreçlerinin kategorik biçimde savurduğu devlet ricali maalesef çareyi kendi özünde, kendi değerlerinde, hemen yanı başında duran milli ve manevi hasletlerde görmedi, göremedi.<br />
Ya görmesini bilemediler, ya da gördüklerini özümsemediler.<br />
Ruh kökleri tarih ve milletle bir olan fikir ve siyaset adamları için haysiyet abeste direniş değil hakikate gönüllü teslimiyettir.<br />
Aydın geçinen zavallılar, batılı dostları alınmasın diyerek tarihi boyunca birikmiş dev hazineleri, haşmet ve görkem aydınlığıyla parlayan muzaffer geçmişi utangaç çocuk edasıyla gizlemeye çalıştılar.<br />
Merhum Ahmet Mithat Efendi’nin “Felatun Bey ile Rakım Efendi” isimli romanı, o tarihlerde hayatın bizatihi merkezine nüfuz eden tenakuzların, tutarsızlıkların, tuhaflıkların çok açık ve çarpıcı yorumu değil de nedir?<br />
Kendi yatağına kırgın akan ırmakların bir nehirle karışması, bir denizle buluşması düşünülemeyecektir.<br />
Tarihin hangi devrinde olursa olsun, köküne yabancılaşan, kimliğiyle ters düşen siyaset veya aydın zevatın taş üstüne taş koyması, ufkun ötesini görebilmesi, geçmişin köklü anılarını geleceğin körpe amaçlarıyla perçinlemesi, bu suretle istiklal şerefini layık-i veçhileyle taşıması sadece ham bir hayaldir.<br />
Mukallit zihniyetler derin bir aşağılık kompleksinin yelkeniyle kendi sahillerinden, kendi limanlarından hızla uzaklaşmışlardır.<br />
Yaklaşık iki yüzyıldır ne çekmişsek, neye maruz kalmışsak, hangi yıkımları yaşamışsak kahir ekseriyeti bunlardan kaynaklanmıştır.<br />
İşbirlikçilik damarının başında olanlar öz olarak bunlardır.<br />
Yabancı başkentlere şirinlik yapmayı, çıkar odaklarına taklalar atmayı, yeri geldiğinde ülkesini kötülemeyi mubah gören bu tip dönek ve devşirmelerdir.<br />
Kolları sırma, göğüsleri nişanla dolup taşsa da sefirlerin oyuncağı, sömürgeci güçlerin maşası olan nazırlardan, milletine ve ülkesine sırt dönmüş sözde yazar, çizer ve aydın kesimden işin doğrusunu isterseniz bugünlere çok kötü bir miras kalmıştır.<br />
Bu mirasın varisleri içinden geçtiğimiz zaman diliminde son derece atak ve aktiftir.<br />
Ne pahasına olursa olsun, ülkesine kara çalmak hiçbir siyaset ve fikir adamını şerefli yapmaz, bugüne kadar da yapmamıştır.<br />
Gerekçe nasıl ikmal ve ifade ediliyorsa edilsin, devletini, milletini küçük görenlerden, iç ve dış siyaset mahfillerinde ileri geri konuşanlardan dün namuslu bir siyaset adamı çıkmadı, bugün de çıkmayacaktır.<br />
Muhasım güçlerin elinden eteğinden tutanlar, onların ağızlarından çıkacak bir söze müzahir şekilde gelecek planlaması yapmak için hazır kıta bekleyenler dik duramazlar, yerli olamazlar, milli olamazlar, bu milletin evladı asla olamazlar.<br />
İşte CHP’nin yönetim kadrosu aynısıyla budur.<br />
Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’ye cephe almış bir siyaset ayıbı, bir siyaset defosu, bir siyaset falsosudur.<br />
Bizim CHP’yle sorunumuz Türkiye’yle sorunu olduğu içindir.<br />
Bizim CHP’yle sorunumuz sakat ve sancılı politikalarıyla ilgilidir.<br />
Geçen hafta, bir bakıma CHP’ye oy vermeyen öğretmenlerimizi aşağılayan, onlara öğretmen demeyen Kılıçdaroğlu’nun, sorarım sizlere neresi demokrattır?<br />
Öğretmene, işçiye, memura, esnafa, emekliye, sanayiciye, işsize, çiftçiye verdiği oy kadar kıymet yükleyen bir siyasi zihniyetin samimiyetinden, insan sevgisinden, müşfik ve muhik muamelesinden söz etmek mümkün müdür?<br />
CHP’nin kumaşını kesen kesmiş, tarlasını süren çoktan sürmüştür.<br />
CHP’ye oy veren kardeşlerimiz hayal kırıklığı içindedir.<br />
Onlara karşı yapılan haksızlıklar, saygısızlıklar diz boyudur.<br />
ABD’ye ‘demokrasimize müdahale edin’ çığırtkanlığı yapan bir CHP’nin neresi doğrudur?<br />
Türkiye’yi yalanlarla dışarıya jurnalleyen bir CHP’nin nesi düzgün, neresi dürüsttür?<br />
Yine bir CHP milletvekilinin kalkıp Türk ordusuna satılmış demesi bize göre hesabı sorulması gereken şerefsizliktir, kepazeliktir, Türkiye husumetinin kök salmasıdır.<br />
Kahraman Türk ordumuzun satılan, satılmış görülen yeri neresidir?<br />
Terörle mücadelesi mi satılmıştır?<br />
Millet ve kanun ordusu oluşu mu satılmış görülmektedir?<br />
Fırat Kalkan’ından Zeytin Dalı Harekâtı’na, Barış Pınarı Harekâtı’ndan Pençe Operasyonlarına kadar ova ova, dağ dağ, mağara mağara, şehir şehir, deyim yerindeyse köşe bucak hainleri arayan, sonra bulan, bulduktan sonra da imha eden kahramanlar mı satılmıştır?<br />
Sınırımızda nöbetçi, gökyüzümüzde kartal, gönlümüzde şükran, dileğimizde dua, dilimizde Peygamber ocağı, tarihte muzaffer bahadırlık olan kahraman Türk askeri mi satılmıştır?<br />
Orduya satılmış demek, bedelsiz satılmışlığın, uşaklığın aleni beyanıdır.<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle bu zehirli ve zillet CHP anlayışına diyorum ki: Askere düşmanlık, düşmana askerliktir.<br />
CHP’nin kutuplaşmadığı, kurcalamadığı, kaşımadığı, kanatmadığı, karıştırmadığı geriye ne kalmış, ne bırakılmıştır?<br />
Türk askerinin Libya’daki mevcudiyeti, zalimlere vekâlet eden CHP’yi ve diğer zillet refiklerini gocunduruyor.<br />
<strong>Doğu Akdeniz’den Afrika içlerine, Suriye’den Katar’a, Dağlık Karabağ’dan Irak’a, Afganistan’dan Kıbrıs’a kadar kahramanlarımızı varlığı CHP’nin, İYİ Parti’nin, HDP’nin, SP’nin ve bilumum çıkar ortaklarının uykularını kaçırıyor.</strong><br />
Batı’nın oyunlarına ses çıkaramayan densizler, Katarla yatıp Katarla kalkıyorlar.<br />
Boşa kürek çekiyorlar, boşuna çırpınıyorlar.<br />
Bilhassa Türkiye hak ve menfaatlerini muktedir şekilde savundukça Kılıçdaroğlu’nun gözüne perde, gönlüne peçe iniyor.<br />
CHP sokakları tahrik etmiş, vatandaşlarımızı istismara yeltenmiş, fakat başaramamıştır.<br />
Sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını manipüle etmiş, ne var ki sonuç alamamıştır.<br />
Uluslararası toplumu, küresel kuruluşları, husumet lobilerini kışkırtmış, velakin emeline muvaffak olamamıştır.<br />
Şimdi de sırayı Türk askeri mi almıştır?<br />
Bu terazi bu sıkleti çekmez, bu tekerlek bu tümseği geçemez.<br />
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne zilletin lekesi sürülemez.<br />
Türkiye Cumhuriyeti;<br />
Pastane liberallerinin,<br />
Meyhane devrimcilerinin,<br />
Arada poşu takan, derede mekap giyen, tepeye varınca mermiyi yiyen kanlı bölücülerin,<br />
Köşeleri kaybolmuş tatlı su kurnazlarının,<br />
Pos bıyıklarıyla, doymayan kursaklarıyla boğazın iki yanına tutunmuş küreselcilerin eline, emeline, heveslerine, hedeflerine terk edilemez, Allah’ın izniyle de terk edilmeyecektir.<br />
<strong>Artık öyle bir noktaya gelinmiştir ki, ismini saydıklarımın çatı ve çıkar örgütü haline gelen Cumhuriyet Halk Partisi bir milli güvenlik meselesine dönüşmüştür.</strong><br />
İşte zillet budur.<br />
İşte hezimet budur.<br />
İşte dalalet, işte cehalet bu kirli anlayışla mündemiçtir.<br />
Değerli Arkadaşlarım,<br />
İranlı bilim insanı Muhsin Fahrizade’nin 27 Kasım 2020 Cuma günü Tahran’da uğradığı silahlı saldırıda öldürülmesi Kasım Süleymani suikastından sonra gerçekleşmiş en vahim cinayetlerden birisidir.<br />
Lanetlediğimiz bu hunhar saldırının çok organize şekilde icra edildiği anlaşılmaktadır.<br />
Ziyadesiyle kırılgan halde bulunan bölgesel huzur ve barışı temelinden bozmayı amaçlayan her türlü ahlak ve hukuk dışı arayışı, saldırıyı ve komployu terörizmden ayrı tutmuyor, ayrı görmüyoruz.<br />
Bizim dikkatimizi çeken husus suikastın zamanlaması, hedef olarak seçilen ismin müktesebatı, tetikçi figüranları kullanan odakların stratejik hedefleridir.<br />
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun nezaketsiz ve seviyesiz İstanbul seyahatinden sonra Kudüs’e gitmesi, Batı Şeria ve Golan Tepeleri’nde gezmesi, adeta bölgeyi provoke eder gibi tutum takınması ve ardından Muhsin Fahrizade cinayetinin gerçekleşmesi bize göre üzerinde düşünülmesi gereken kuşkulu bir detaydır.<br />
Medyaya yansıyan iddialar ışığında, bir İsrail’li yetkilinin, “Fahrizade’yi öldürdüğümüz için dünya bize teşekkür etmeli” açıklaması eğer doğruysa,<br />
Dahası &#8220;İsrail ihtiyaç duyduğu zaman İran&#8217;ın nükleer programına karşı operasyon düzenlemeye devam edecek&#8221; ifadeleri aynı ağızdan çıkmışsa, önceden kestirilemeyen büyük çapta risk ve tehditlerin önümüzdeki dönemde birbiri ardına eklemlenmesi kaçınılmaz hale gelecektir.<br />
Hem Ortadoğu hem Afrika istikrarsızlığın pençesinde, terörün gölgesinde, rövanşist çatışmaların, misillemeye dayalı silahlı rekabetlerin tam göbeğindedir.<br />
27 Kasım’da Somali’nin başkenti Mogadişu’da, 28 Kasım’da Nijerya’nın Borno Eyaleti’ndeki Zabarmari kasabasındaki bir pirinç tarlasında, 29 Kasım’da Afganistan’ın Gazne vilayetinde gerçekleşen terör saldırılarında çok sayıda masum insan katledilmiştir.<br />
Uzun yıllardır mazlumların gözlerinden yaş, gövdelerinden kan akmaktadır.<br />
Sömürgeciler insanlığın her kazanım ve değeriyle savaşmışlardır.<br />
Dehşet verici adaletsizlik hepimizin malumudur.<br />
Bir gram elmas, bir parça pırlanta, bir galon petrol veya bir metreküp doğal gaz insan canından, insan varlığından, insan haysiyetinden önemli görülmüş, öncelikli sayılmıştır.<br />
Demokrasi ve özgürlük boyası sürünmüş zalimler eliyle coğrafyalar sömürülmüş, toplu katliamlar yapılmış, cinayetler işlenmiştir.<br />
Toprağın altı üstüne çıkarılmış, üstündekiler de altına gömülmüştür.<br />
Fransa bu karanlık geçmişin cellat, ceberrut ve çete ülkelerinden birisidir.<br />
Bu ülkenin geçmişinde kan vardır.<br />
Bu ülkenin geçmişinde işgal vardır.<br />
Macron iç siyasette sıkıştıkça, gelecek seçimleri kaybedeceğini hissettikçe Türk ve İslam düşmanlığının dozajını sürekli arttırmaktadır.<br />
Fransa; Doğu Akdeniz’de karşımızdadır.<br />
Libya’da karşımızdadır.<br />
Suriye’de karşımızdadır.<br />
Dağlık Karabağ’da karşımızdadır.<br />
Afrika’da karşımızdadır.<br />
<strong>Türkiye hakkın yanındadır, haklının yanındadır, hakikatin yanındadır; Fransa’nın yanında olduğu da terör örgütleri, kanlı şebekeler, bölücü mihraklar, paramiliter gruplar, denizlerde yan kesicilik yapan korsanlardır.</strong><br />
Fransa’yı bilmek ve tanımak için Cezayir soykırımına, Ruanda soykırımına, Gabon, Senegal, Benin, Tunus, Gine, Burkina Faso, Çad, Kamerun, Cibuti katliamlarına bakmak yeterli değildir.<br />
Bu melanet istilacının hangi canilikleri yaptığını görebilmek için 1920 Antep’ini, Adana’sını, Urfa’sını incelemek kaçınılmaz bir ödev, ertelenemez bir görev, milli bir mükellefiyettir.<br />
Antep’te, Kuvayı Milliye’ye erzak taşırken yakalanıp Dokurcum Değirmeni’nde kurşuna dizilen, cansız bedenleri süngülenen küçük yaşlardaki 14 kahraman çocuğun katili bu Fransa’dır.<br />
Tıpkı hendek kazan teröristlere karşı verilen mücadelede olduğu gibi, Antep’te sokak sokak, mahalle mahalle barikatlar kurup çatıştığımız düşman ülke bu Fransa’dır.<br />
Ahali namaza durmuşken, camilerimize top mermisiyle saldıran ülke bu Fransa’dır.<br />
“Düşman geçerse anca bedenimin üzerinden geçer” diyen rahmetle, minnetle andığımız yiğitler yiğidi Şahin Bey’in savaştığı ülke bu Fransa’dır.<br />
Adana’da Türk soykırımı yapan, Kozan’da Defterdar Hamdi Efendi’yi, mektupçu Ali Rıza Efendi’yi, emekli Yüzbaşı Mehmet Bey’i diri diri fırında yakan ülke bu Fransa’dır.<br />
Ermeni çetelerine üniforma giydirip üzerimize salan ülke bu Fransa’dır.<br />
Adana’ya sorsunlar Fransa’yı, Şanlıurfa’dan öğrensinler Fransa’yı, Gaziantep’ten dinlesinler Fransa’yı, yakılan Mersin’den duysunlar Fransa’yı.<br />
Özgürlük diyorlar, eşitlik diyorlar, kardeşlik diyorlar, bunların hepsini göre göre, göstere göstere çiğniyorlar.<br />
Fransa Senatosu’nun Dağlık Karabağ ile ilgili hükümsüz, geçersiz ve kağıt parçasından farksız kararı Türklüğün ayakları altındadır.<br />
Neymiş, Senato Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni küstahça tanıyormuş.<br />
Bu konuda Fransa hükümetine de akıl ve hukuk dışı bir tavsiyede bulunuyormuş.<br />
TBMM’de grubu bulunan dört siyasi partinin Fransa Senatosu kararına sert ve isabetli tepkisi kayda değer ve takdire şayan bir duruşun belgesidir.<br />
Ermeni sevdası nükseden Fransa her zaman olduğu gibi, tarihin yanlış tarafındadır.<br />
Bu Fransızlar ister kabul etsinler, ister etmesinler, ister sevsinler ister sevmesinler, Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağıdır, Karabağ Türk’tür, Karabağ ebediyen Türk yurdudur.<br />
Tarih gözlerini açtı, coğrafya uykusundan uyandı, Türklük ihtişamlı mazinin iradesiyle kutlu bir istikbalin muhteşem rotasını çizdi.<br />
Geriye çark yoktur, bu yoldan dönüş yoktur, mücadeleden taviz yoktur.<br />
<strong>Değerli Milletvekilleri,</strong><br />
Yeni bir dünya düzeninin inşa çabaları devam ediyorken ortaya çıkan stratejik boşlukların bölgesel ve küresel ülkeler tarafından doldurulma amacı gerilimlere yol açmaktadır.<br />
Türkiye hiçbir konuda ihmal edilecek bir ülke değildir.<br />
Doğu Akdeniz’de yaşanan ve milli sabrı zorlayan provokasyonlar Türkiye’ye karşı teşekkül etmiş husumet ve hıyanet cephesinin bir yönüyle deşifresidir.<br />
Müslüman nüfusun en yoğun olduğu Almanya ve Fransa’da haftalardır ırkçı ve İslamofobik saldırılar yaşanmaktadır.<br />
Avrupa insan haklarıyla, insanlığın evrensel kazanımlarıyla yollarını kapanmamak üzere ayırmıştır.<br />
Yunanistan’da, seçilmiş İskeçe Müftümüze karşı yapılan alçak ve ırkçı saldırıyı kınıyor, gelinen aşamanın Avrupa’nın hüsranı olduğunu düşünüyorum.<br />
23 Kasım 2020 Pazartesi günü, İrini Harekatı kapsamında, bir Alman firkateyni hiçbir hukuk kuralıyla, hiçbir dostluk ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde Türk bandıralı bir ticaret gemisine baskın düzenlemiştir.<br />
Türkiye’nin AB ile karşılıklı saygı ve eşit haklara dayalı diyaloglarını canlandırmak için sıcak mesajlar verdiği bir dönemde, üstelik 10-11 Aralık 2020 tarihlerinde yapılacak AB Liderler Zirvesi’ne sayılı günler kala, Doğu Akdeniz’de vuku bulan provokasyonun izahı yoktur, ifadesi yoktur, saklanacağı hiçbir kılıf da olamayacaktır.<br />
Bu korsan müdahale muhatap hiçbir devletin yanına bırakılmamalıdır.<br />
Libya’ya kimlerin silah sevk ettiği, kimlerin Hafter’i desteklediği malumdur, ortadadır.<br />
Uluslararası Deniz Hukuku’nun mihenk taşı olan ticari gemilerin seyrüsefer güvenliği ilkesi yok sayılmıştır.<br />
Bize göre İrini Harekatı Doğu Akdeniz’de kurulmuş mayınlı bir tuzaktır.<br />
31 Mart 2020’den bu tarafa devrede olan bu harekatın meşruluk temelleri zayıf, güvenirliği sallantıdadır.<br />
Taraf ülkeler akıllarını başlarına devşirsinler, Doğu Akdeniz’de önümüzü kesen kim olursa olsun her ihtimali göze almalıdır, bir yaparken bin düşünmek mecburiyetindedir.<br />
Mavi vatana karşı boyun borcumuz neyse yapılması gereken odur.<br />
Dileğimiz AB Liderler Zirvesi’nde aklı selimin hakim olması, yaptırım yanlışına üye ülkelerin düşmemesidir.<br />
Yine dileğimiz, Doğu Akdeniz’de sağduyunun, yapıcı ilişkilerin, dayanışmanın, eşit ve adil paylaşımın hakimiyet kurmasıdır.<br />
<strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong><br />
Bildiğiniz gibi, 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi’nin sunumu 21 Ekim 2020 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılmıştı.<br />
27 Kasım’da, Bütçe Kanun Teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilmiş, sırayı Genel Kurul safhası almıştır.<br />
Komisyon’da söz alan, görüş bildiren, partimizi temsilen bütçeye muhterem ve müspet katkılar veren her milletvekili arkadaşıma teşekkür ediyorum.<br />
7 Aralık 2020 pazartesi gününden itibaren 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecektir.<br />
Bu nedenle haftaya ve takip eden birkaç hafta grup toplantımız zorunlu hallerden dolayı yapılmayacaktır.<br />
Hepinizden beklentim, hazırlıklı ve sabırlı olarak Genel Kurul görüşmelerini takip etmeniz, uzmanlık alanınıza uygun şekilde, Cumhur İttifakı’nın ruhuna aynen riayet eden titizlikle çalışmalarınızı yürütmenizdir.<br />
Dipsiz polemiklerden kaçınmanız, anlamsız tartışmalardan uzak durmanız, KOVİD-19 salgınıyla mücadelede alınan kararlara ve uygulanan tedbirlere uymanız tavsiyem ve talimatımdır.<br />
2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi’nin ülkemize, milletimize, devletimize hayırlı olmasını niyaz ediyor, destekleyici tavrımızı muhafaza edeceğimizi özellikle söylemek ve paylaşmak istiyorum.<br />
Yeni Yılınızı şimdiden tebrik ediyor, sizlere ve aziz milletimize sağlıklı günler temenni ediyorum.<br />
<strong>Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, milletvekili arkadaşlarıma Meclis çalışmalarında ve bütçe sürecinde üstün başarılar diliyorum.</strong><br />
<strong>Hepinizi saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum. </strong><br />
<strong>Sağ olun, var olun diyorum.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2020/12/01/2447/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-Devlet Bahçeli&#8217;den Önemli Açıklamalar.</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2020/02/18/devlet-bahceliden-onemli-aciklamalar/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2020/02/18/devlet-bahceliden-onemli-aciklamalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2020 10:20:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçeli TBMM rubunda konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[İdlip]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=1953</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi değerlendirdi. Konuşmasında siyaset ve siyasetçi konusuna değinen Bahçeli, “Özellikle ifade etmek isterim ki, siyaset bir akıl işidir, devlet yönetimi ise bundan mülhem akıl, adalet ve ahlak üzerine bina edilmelidir.” Dedi. Son zamanlarda CHP sözcüleri ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını da eleştiren [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>        Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi değerlendirdi.<br>            Konuşmasında siyaset ve siyasetçi konusuna değinen Bahçeli, “Özellikle ifade etmek isterim ki, siyaset bir akıl işidir, devlet yönetimi ise bundan mülhem akıl, adalet ve ahlak üzerine bina edilmelidir.” Dedi.<br> Son zamanlarda CHP sözcüleri ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını da eleştiren Devlet Bahçeli; “CHP’nin başındaki bu utanç vesikası ülkesi ve milletiyle köprüleri atmış, bağını tamamıyla koparmış, Türk ve Türkiye düşmanlarının kadrosuna iltica etmiştir.” Diye konuştu.<br>    Konuşmasında Ülkemizi ilgilendiren birçok konu hakkında önemli açıklamalarda bulunan MHP Lideri Bahçeli, Şu ifadelere yer verdi; “Değerli Milletvekilleri, Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler, Sayın Basın Mensupları, Bu haftaki grup toplantımıza başlarken hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.<br> Ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda varoluş mücadelesi veren tüm kardeşlerimize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.<br> Şirazlı Sadi der ki; “İki şey aklın eksikliğini gösterir: Konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.”<br> Biz nerede susup, nerede konuşacağımızı; nerede durup nerede hareket edeceğimizi bilecek, bununla yetinmeyip gür bir sedayla beyan edecek çok şükür akıl sahibiyiz.<br> Tehlikeler kapımıza dayandığında susup seyredecek kadar aciz, durup dinlenecek kadar akılsız ve basiretsiz değiliz.<br> Biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz.<br> Müstesna sevdamız Türkiye, mensubiyet sancağımız Türk milletidir.<br> Boş lafa karnımız toktur, bomboş kafalarla oyalanmaya vaktimiz yoktur, vatan ve millet uğruna göstereceğimiz fedakârlıklar pek çoktur.<br> Teenniyle, tevazuuyla, teslimiyetsiz bir mizaçla ülkemizin yararına olacak her hayırlı adım ve atılımın yanında akılla, sabırla yerimizi alırız.<br> Hem dava aklı, hem tarih aklı, hem de devlet ve millet aklının ihtiyaç ve iradesini tefrik edip gerektiği yerde tahkimini ve tevsikini yapacak kabiliyet ve karakterdeyiz.<br> Aklını kullanmayan kişi ya da toplumların geçmişle gelecek arasında bağ kuramayacağına, gönülden göze, duygudan duruşa, kuvveden de fiile geçemeyeceğine inanırız.<br> Özellikle ifade etmek isterim ki, siyaset bir akıl işidir, devlet yönetimi ise bundan mülhem akıl, adalet ve ahlak üzerine bina edilmelidir.<br> Kutlu ecdadımızın bizlere tavsiye ve takdimi de bu şekildedir.<br> Dünden bugüne Türk devlet felsefesinin dayandığı zamanlar üstü esasların özü bunlardır.<br> Şurası da bir gerçektir ki, karambole teslim olmuş toplumlar şarampole devrilmeye mahkûmdur. <br> Talihin ve tesadüflerin akıntısına kapılmış ülke ya da milletlerin tarihsel çıkarları, varlık hakları pamuk ipliğine bağlıdır.<br> Aklın geniş imkânlarına kapalı duran, anılardan damıtılan tecrübelere sırtını dönüp geleceğini planlamayan milletlerin herhangi bir geleceği olmayacak, üstelik muhasım odakların senaryolarına devamlı bağımlı hale geleceklerdir.<br> Bunu bilir, bunu söyler, bu görüşümüzde de ısrar ederiz.<br> Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacib, muazzam eseri Kutadgu Bilig&#8217;i doğruluk, saadet ve kanaatin yanında akıl üzerine inşa ve ihya etmiştir.<br> Ve buram buram akıl kokan şu hikmet dolu sözler bizatihi ona aittir:<br> “Kişi akıl ile yükselir, bilgi ile büyür, kişi bu ikisiyle itibar görür.”<br> “Bütün bu hürmet ve itibar akıl içindir; akılsız kişi bir avuç balçık gibidir.”<br> Hele şu sözü hepimiz için uyarıcı, ufuk açıcı ve yol gösterici niteliktedir:<br> “Akıl karanlık gecede bir meşale gibidir; bilgi seni aydınlatan bir ışık.”<br> Türkiye’nin içine çekilmek istendiği anafora aklın nuruyla, adaletin şuuruyla mukabele ve müdahale etmek başlıca görevimizdir.<br> Karanlık gecenin yarılması, kararmış emellerin yıkılması en başta ortak akıl, ortak irade, birlik ve beraberliğin ortak paydasıyla mümkündür.<br> Rotamız kutlu bir yükseliş, pusulasımız da ortak aklın birleştirici ve bütünleştirici işlevi olmalıdır.<br> Bu ise herkes ve hepimiz için müşterek bir sorumluluktur.<br> Her vicdan sahibi insanımız ağır sorunlarla muhatap olduğumuzu teyit edecektir.<br> Ancak hiçbir sorun altında ezileceğimiz kadar telafisiz değildir.<br> Dağ ne kadar yüce olsa da, mutlaka üstünden geçecek bir yol vardır.<br> O yol ki, aziz milletimizi feraha, selamete ve esenliğe birlik, beraberlik tılsımıyla taşıyacaktır.<br> Çözümü güç meselelerin, çözülmesi imkânsız gibi görünen zorlukların üstesinden gelecek çareler irade ve inanç gösterirlerse mutlaka bulunacaktır.<br> Yeter ki, ihtiyaç duyulan azim, sabır, cesaret, birlik ve dayanışma hissiyatı açığa çıksın, yeter ki yılgınlık, yorgunluk ve yenilgi hepten reddedilsin.<br> Değerli Arkadaşlarım,<br> Ülkemiz çok cepheli, çok etkili, çok yönlü bir mücadelenin tam ortasındadır.<br> Bu yalın gerçeği inkâr etmek akıl fukaralığına, samimiyet yoksunluğuna açık bir işarettir.<br> Sürdürülen mücadele bekamızla doğrudan ilgili, bunun yanında da milli birlik ve bağımsızlığımızla yakından ilişkilidir.<br> Aslına bakarsınız tesir alanı, teşmil sahası, temin maksadı açısından değerlendirdiğimizde şu an ki mücadele süreci partiler üstü bir mana ve muhtevaya haizdir, havidir.<br> Türkiye bir yandan sınır ötesinde, diğer yandan da sınır içinde kesintisiz ilerleyen ve kesin çizgilerle tayini yapılmış milli bir direniş halindedir.<br> Pençe, Kıran, Kapan Operasyonları terörün belini kırmakla kalmamış, Türk devletinin kararlılık ve kudretini hainlere demir yumrukla göstermiştir.<br> En son örneği 14 Şubat günü Van’da görüldüğü üzere, teröristler HDP’li işbirlikçi milletvekillerinin araçlarına binip propaganda faaliyetlerine cüret etseler de cesaret timsali güvenlik görevlilerimiz bunlara hadlerini bildirmektedir.<br> Beyaz Toros devrede diyen PKK destekçilerinin artık ne yatacak ne de sığınacak yerleri kalmıştır.<br> Çünkü Türk devleti hainlerin ensesindedir.<br> Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı Harekâtları güney sınırlarımız boyunca açılmak istenen terör koridorunu kesmiş atmıştır.<br> Kuşkusuz hiçbir komşu ülkenin taşında toprağında, bağında dağında gözümüz yoktur.<br> İşgal ve istila amacı taşımadığımız pekâlâ ortadadır.<br> Ancak Türkiye’nin neden Suriye’de veya Libya’da olduğunu sorgulayan bilhassa küresel güçlere en azından sizin ne işiniz var oralarda demek de doğal ya da cevabi bir hakkımızdır.<br> ABD Suriye’de, Irak’ta ne arıyor? Hangi amaçların peşinden koşuyor?<br> Rusya Suriye’den tutun da Libya’ya kadar ne yapıyor? Çiçek böcek topluyor da bizim mi haberimiz olmuyor?<br> Hafter’in yanında kanlı silahları tutan Vagner çetesinin komuta kontrol merkezinde hangi şer odaklar bulunuyor?<br> Çad ve Sudan başta olmak üzere, farklı ülkelerden gözü dönmüş militanları toplayıp komşu ülkelere yığanların, terör örgütlerini önce imal edip sonra da yalandan imhaya çalışanların kim ya da kimler olduğunu bilmeyen kalmamıştır.<br> Aynı anda yedi düvelin Doğu Akdeniz’de toparlanıp ülkemize doğru topunu tüfeğini çevirmesi bir başka marazi çarpıklıktır.<br> Haçlı donanmasının Akdeniz’e konuşlanmasından hangi sonuçları çıkarmalıyız?<br> Mustafa Akıncı’nın “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacak sözü geçmişte kalmıştır” ifadesi bir bakıma Akdeniz’de yüzen karanlık emellerin tercüme ve deşifresi değil midir?<br> Olan biten çirkeflikleri görmeyelim mi? Çirkinliklere tavır göstermeyelim mi? Milli bir duruşla taşın altına gövdemizi koymayalım mı? Bölgesel ve küresel fitnenin tekerine çomak sokmayalım mı?<br> Yoksa kaderimize razı olup kulağımızın üstüne yatmamız mı bekleniyor?<br> Olan olmuş, geçen geçmiş, aman sende diyerek başımızı kuma mı gömelim?<br> İblis’in fazla mesai yaptığı İdlib, ateş çemberine alınmış durumdadır.<br> Son 2,5 ayda 1 milyon 200 bin Suriyeli evini barkını terk etmiş, Türkiye sınırında kurulan çadır kentin nüfusu da 500 bine ulaşmıştır.<br> Çocukların feryadı vicdanlarda yankılanmaktadır.<br> Masumlar perişan, zalimler pişkindir.<br> Mazlumlar tükenirken katiller tetiktedir.<br> Berlin, Londra, Brüksel, Vashington, Moskova, Kahire, Tahran, Abu Dabi, Riyad oyun içinde oyun olmuşlar, ama parklarda oynaması gereken küçücük çocuklar şu kış kıyamette soğuktan tir tir titrerken, içecek temiz su, yiyecek bir lokma ekmeğe hasret kalmışlardır.<br> Hiçbir suçu günahı olmayan yüzbinler buldukları çadırlarda birbirlerine sarılarak ısınmakta, yollara dökülerek geleceklerini aramaya koyulmuşlardır.<br> Türkiye yeterince insani sorumluluğunu yerine getirmiştir.<br> Kucak açılması gereken mağdurlara her seferinde alicenaplıkla gereği yapılmış, sınır kapıları aralanmıştır.<br> Fakat yeni sığınmacı dalgası ülkemizin kaldıramayacağı ilave bir yüktür.<br> Bu kapsamda hazmetme kapasitemiz dolmuştur.<br> Sınırlarımızın Suriye kısmında insani ve vicdani sorumluluklar göçe zorlanan insanlara karşı küresel ortak akıl ve yardımlaşmayla ifa edilmelidir.<br> Esad akıl ve vicdan tutulması yaşayarak dünyanın gözü önünde kendi halkının kanını akıtmakta, canını almaktadır.<br> Hala Esad ile görüşülsün diyen sorumsuz siyasetçilerin bu içler acısı tabloyu görmemekte inat etmeleri ise kabul edilir bir şey değildir.<br> Güney sınırlarımız boyunca kurulmak istenen vahim tuzağı sağır sultan duymuştur da, sadece Kılıçdaroğlu ve işbirlikçi yandaşları mı duymamıştır?<br> Bu siyaset körlüğünün, bu müşahede ve mütalaa köksüzlüğünün izahı nasıl telif ve tevil edilecek?<br> Esad topraklarını Rusya’yla bir olmuş şiddetle bombalıyor.<br> Kılıçdaroğlu keçeyi suya atmış çıkan yerini taşlıyor.<br> Zalimler bastırdıkça işbirlikçiler bileniyor, yani güneş çarığı, çarık da ayağı sıkıyor.<br> Cani Esad önüne kattığı savunmasız insanları Türkiye’ye doğru acımasızca silkeleyip köyleri, ilçeleri, illeri durmaksızın boşaltıyor.<br> İdlib’de can pazarı yaşanıyor.<br> Rusya destekli Esad tarihe, insanlığa, hukuka, inanç ve yaşama haklarına karşı affedilmesi mümkün olmayan suçlar işliyor.<br> Altını kalın bir şekilde çizerek söylemek isterim ki, Esad gitmeden, koltuğundan indirilmeden barış, huzur ve istikrar mumla aranacaktır.<br> Kaldı ki sabilerin gözyaşları dinmeyecek, anaların ağıtları bitmeyecek, umutlar filiz filiz yeşermeyecektir.<br> 17 Eylül 2018’de Sayın Cumhurbaşkanı’yla Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin Soçi’de bir araya gelerek 10 maddelik bir mutabakat metnine imza atmışlardı.<br> Bu mutabakatın 2.maddesine göre,  Rusya İdlib’de askeri operasyonlar ve saldırılardan kaçınılması için gerekli önlemleri alacak, mevcut statüko korunacaktı. Korundu mu, elbette hayır.<br> Yine aynı mutabakatın 1.maddesinde, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi korunarak ülkemizin gözlem noktaları güçlendirilecekti, gerçekleşebildi mi, bu da hayır.<br> Astana Antlaşmaları kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Ekim 2017’de İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde tesis edilen ateşkes rejiminin takibi için kurmaya başladığı gözlem noktaları şu anda taciz ve tahrik kıskacındadır.<br> Dört gözlem noktamız ateş hattındadır. Diğerleri de tehdit edilmektedir.<br> Esad direkt, Rusya da endirekt şekilde Türkiye’nin karşısında mevzilenmişlerdir.<br> Hani Soçi Mutabakatı?<br> Nereye gitti heyetler arası görüşmeler, ikili temaslar, telefon diplomasileri?<br> Rusya 22 Ekim 2019’da yine Soçi’de Türkiye’nin milli güvenliğini teyit etmemiş miydi?<br> Sözler verilmemiş miydi?<br> 20 Ekim 1998’de imzalanan Adana Mutabakatı’na güçlü vurgular yok muydu?<br> Esad dört defa ateşkes ilanı yapmamış mıydı?<br> 14 Ocak 2020’de Türkiye ve Suriye yetkilileri Moskova’da 9 maddelik bir çerçeve uzlaşmasına onay vermemişler miydi?<br> Bir Türk heyetinin dün Moskova’da kalıcı barış ve ateşkes arayışı için görüşmeler yapması makbul ve makul bir hamledir.<br> İdlib’de muhatap ülkeler olmaları gereken yerlere çok acil çekilmeli, silahlar derhal susmalıdır.<br> Türkiye verdiği sözün sonuna kadar arkasındadır.<br> Çünkü Türk milleti merttir, sözünün eridir, cayan, kaçan, korkan da tek kelimeyle namerttir.<br> Rejim unsurlarının gözlem noktalarımızın gerisine bu ay sonuna kadar çekilmesi hem kendi hayırları hem de bölgesel sükûnet ve çatışmasızlık ortamının olgunlaşması bakımından mecburiyettir.<br> Türkiye’nin şakası makası yoktur.<br> Yeni bir saldırı, yeni şehit haberleri Esad’a pahalıya mal olacak, bedelini Suriye’nin her zemininde misliyle ödeyecektir.<br> Azdan az, çoktan da çok gider gitmesine, ama gidenlerin alayı Esad rejiminden olacaktır.<br> Geçen haftaki grup toplantımızda gerekirse, başka da bir seçenek kalmazsa Şam’a girmeyi planlamak lazım dedik.<br> Yeminli Esad sözcüleri, Baas zihniyetinin içimizdeki kalıntıları birden bire öne çıkıp akıl vermeye, ahkâm kesmeye başladılar.<br> Bunlar ipotekli akıllarını kendilerine saklasınlar.<br> Bizim hiç kimseden öğrenecek bir şeyimiz yoktur.<br> Bu vatanda var olmanın bir adabı, bir ahlakı, yeri gelirse de can feda olsun diyecek bir fedakarlık kültürü vardır ve ayaktadır.<br> Biz Şam’a girelim diyorsak Ankara’yı tehdit altında gördüğümüzden dolayıdır.<br> Biz İdlib’deysek bunun ana sebebi Anadolu’nun savunulmasıdır.<br> CHP Genel Başkanı yine boş keseden sallamış, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı kuracaklarını söylemiş.<br> Ne zaman, hangi yetkiyle ve kiminle kuracaksın, hadi kurdun diyelim, Esad’la mı eşbaşkanlık görevini paylaşacaksın?<br> Kılıçdaroğlu susması gereken yerde konuşunca mizaha konu olacak işler yapıyor, Allah var ya siyaseti bırakıp komedi filmi çevirse kapalı gişe oynar, epey de hayran kitlesi kazanır.<br> Dikiş ve fren tutmayan Kılıçdaroğlu hafta sonunda partisinin Ankara il kongresinde şu ifadeleri seslendirmiş:<br> “Şimdi İdlib’de sıkıştılar. Sağa dönüyorlar olmuyor, sola dönüyorlar olmuyor. Hala asacağız keseceğiz diyorlar.”<br> Bu sözleri Macron söyleseydi normal derdik.<br> Bu iddiaları Esad, Hafter, bir başka hasım dile getirseydi, herkes mayasına ve sütüne göre konuşur der geçerdik.<br> Sayın Kılıçdaroğlu söyler misin bize, İdlib’de sıkışan kimdir?<br> İdlib’de bulunan kimdir?<br> Hangi mihrakların nam ve hesabına dedikodu yapıyorsun? Esad’ın propagandasına alet olmaktan hiç mi vicdan azabı duymuyorsun?<br> Sen Türkiye Cumhuriyeti’ni bilir misin?<br> Yoksa nüfus kütüğünü Suriye Arap Cumhuriyeti’ne mi aldırdın?<br> İdlib’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli mensupları Türk milleti adına vardır.<br> İdlib’de sıkışan yok, ancak sıkıştırılmak istenen ülkenin Türkiye olduğu nettir.<br> Sen hangi ülkenin, hangi örgütün, hangi işbirlikçinin fermanını okuyorsun?<br> CHP’nin başındaki bu utanç vesikası ülkesi ve milletiyle köprüleri atmış, bağını tamamıyla koparmış, Türk ve Türkiye düşmanlarının kadrosuna iltica etmiştir.<br> Yazıklar olsun diyorum.<br> Ruhunu nadasa bırakmış olanlar, şuurunu hızara verenler, akıllarını peynir ekmekle yiyenler bizi anlayamaz, Türk milletinin hedeflerini, beka hassasiyetini, güvenlik mülahazalarını asla özümseyemezler, buna da kafaları basmaz.<br> Esad’ı Recep Tayyip Erdoğan’a tercih eden kokuşmuşlukla hiçbir şey konuşulmaz.<br> Rusya Federasyonu kriz siyasetini sınırlarımızın dibinde icra etmektedir.<br> Gelin görün ki buna bile tepki göstermezler.<br> Türkiye’ye başka, Suriye’ye başka, diğer muhatap ülkelere başka konuşan Rusya’yı hiçbir maske, hiçbir kamuflaj artık gizleyemez.<br> İran derseniz saman altından su yürütüp mezhepçi bir dile saplanmış, Esad’ı Türkiye’ye kışkırtmayı geçim kapısına çevirmiştir.<br> İdlib tıpkı mayın tarlasına, aynısıyla kan ve ölüm vadisine dönüşmüş; sinsi, sivri ve sıcak gerilim ve cepheleşmelerin merkez üssü haline gelmiştir.<br> Rusya arkadan dolanarak Esad’a hedef gösterip niyet ve tıynetinin gereğini yapmıştır.<br> İdlib’de şehit edilen evlatlarımıza saldırı emrini veren alçak general kimin nesi, kimlerin nefesidir?<br> Rusya Devlet Başkanı önce Esad’ın yüzüne sıçrayan, sonra da kendi eline bulaşan kanı süratle temizlemeli ve aklanmalıdır.<br> Hiç kimse bize maval okumasın.<br> Biz Rusya’yı 93 Harbi’nden biliriz.<br> Biz Rusya’yı 4 Şubat 1945’de yapılan Yalta Konferans’ında Boğazlar üzerindeki emellerinden tanırız.<br> Biz Stalin yönetimindeki Rusya’nın 16-26 Aralık 1945’de düzenlenen Moskova Konferansı’nda, Türk topraklarını istila talebini de asla hafıza kayıtlarımızdan çıkarmayız.<br> Demiyoruz ki kavga edelim, kutuplaşalım.<br> Demiyoruz ki düşman olalım, iki ayrı kampa ayrılalım.<br> Yalnızca istediğimiz karşılıklı hak ve çıkarlara saygı, güvenlik hassasiyetleri çerçevesinde azami riayettir.<br> Bu olursa ne ala, dostu da biliriz, hasmı da biliriz.<br> Astana ve Soçi süreçlerinin prensip kararlarına saygı duyup destek veren bizdik.<br> Fakat bu süreçleri askıya alıp bozanlara da her fırsatta hak ettikleri karşılığı veririz.<br> Önde el sıkışıp, arkaya geçince yumruk sallamak Türk milletinin vasfı ve tarihi vakarına yabancıdır.<br> Biz sıkacağımız eli de, atacağımız yumruğu da açıkça yaparız, adam gibi yaparız.<br> Nasıl davranıyorsak, öyle muamele bekleriz.<br> Nasıl görünüyorsak, o şekilde görmeyi isteriz.<br> Bizim bu duruşumuzdan ve geçen haftaki değerlendirmelerimizden mütevellit Rusya Dışişleri Bakanlığı şahsıma ve partimize 13 Şubat 2020 Perşembe günü rahatsızlığını yazılı bir açıklamayla resmen duyurmuştur.<br> Varsın olsun, el ile gelen düğün bayram. <br> Hiç düşündüler mi, İdlib’de şehit edilen evlatlarımızı nereye koyacağız?<br> Saldırganlıklara, mütecaviz emellere tepki göstermeyecek miyiz? Cinayetleri sineye mi çekelim, Zulme ortak mı olalım? Putin hele bir söylesin, biz ne yapalım? Elinde hazır bir reçete varsa bizimle paylaşsın, bari ona göre davranalım?<br> ABD’nin Ankara Büyükelçiliği de hain bir FETÖ’cünün şahsımla alakalı Twitter paylaşımını beğenmiş, sonra da özür üstüne özür dilemişti.<br> ABD’nin ve Rusya’nın yergisini değil de övgüsünü alsaydık, o zaman ne diyecektik, kime ne anlatacaktık, mazlumların yüzüne nasıl bakacaktık?<br> Vicdani hesabı nasıl verecektik? Manevi vebalden nasıl kurtulacaktık?<br> Kremlin yönetimi iyi bilmelidir ki, biz şehidi şühedayı siyasi istismara, iç siyasi tartışmalarda puan kazanmaya tahvil edecek kadar alçalmayız, böylesi bir düşkünlüğü aklımızdan dahi geçirmeyiz.<br> Vakti saati geldiğinde, Allah şahit, millet hakem, biz bu hesabı faillerinden mutlaka sorarız.<br> Kışkırtmayız, milletin tamamını hasretle ve haysiyetle kucaklarız.<br> Ve de yanlışa yanlış demekten korkmayız, çekinmeyiz.<br> Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını aynen kendilerine iade eder, yeni açıklamalarını merakla ve heyecanla bekleriz.</p>



<p>Muhterem Milletvekilleri,<br>
İdlib gerginliğinden hemen sonra ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi’nin ülkemize ziyareti bizim nezdimizde dikkatle takip edilmiştir.<br>
Bu şahıs ayağının tozuyla gelir gelmez Türkçe konuşmayı tercih etmiş, şehitlerimiz var diyerek maşeri vicdanda hayret uyandırmıştır.<br>
Hangi dağda kurt öldü bilemeyiz, ama Bozkurtlar gelişmeleri hayra değil, hileye yormuştur.<br>
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi’nin algı operasyonuna kanacak ve inanacak yoktur.<br>
ABD şehitlerimize bu kadar sahip çıkıyor idiyse, PKK’yla, YPG’yle, FETÖ’yle ne yaptığını ister açıkta, isterse de kapalı ortamlarda sırasıyla anlatmayı ne zaman gündemine alacaktır?<br>
Madem müttefikiz, madem stratejik ortaklık Türkiye ile Esad-Putin arasındaki gerginlikten sonra birden bire hatırlanmıştır, o halde Türkiye’ye yönelik okyanus ötesi komploları hakkında da bir özeleştiri yapılacak mıdır?<br>
Taktik bir sorun olmaktan çıkıp stratejik bir düğüme dönen İdlib ve Suriye’nin genelinde ABD neyin peşindedir?<br>
“Müttefikimiz Türkiye’nin İdlib’de meşru çıkarlarını destekliyoruz” açıklamasını sıcağı sıcağına yapan ABD Suriye Özel Temsilcisi’nin kastı nedir?<br>
Bu şahsın 5 Şubat 2020’de, rejim kontrolünde olmayan bölgeler için mekanizmalar kurulmasıyla ilgili teklifini nasıl okumalıyız?<br>
İdlib’den insanlar kitleler halinde Türkiye’ye doğu kaçarken, Putin Esad’ın dizginlerini gevşetmişken, aynı zamanda teröristler sınırlarımıza yaklaşırken ABD ne yapıyor, halkının üzerine ölüm yağdıran bir katille ilgili ne gibi tedbirler alıyordu?<br>
ABD Türkiye’nin yanında olduğunu açıklamıştır.<br>
Ancak 2021 yılı bütçesine de YPG için 200 milyon dolar yardım parası ayırmaktan da utanmamış, gocunmamıştır.<br>
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Ankara’da Rusya ve Esad’ı kınarken, eşzamanlı olarak ABD PYD/YPG’li teröristlerle Haseke’de üs kuruyordu.<br>
Aynı ABD, 9 Şubat 2020’de Yunanistan ve Fransa’yla birlikte Ege Adaları’nda “İskender 2020” askeri tatbikatını yapıyor, Türkiye’ye silah gösteriyordu.<br>
Üstelik geçtiğimiz Ocak ayında, Yunanistan ile ABD arasında Dedeağaç dahil üç askeri üssün ortak kullanımı hususunda anlaşma yapılmıştı.<br>
Brüksel’de gerçekleşen NATO Savunma Bakanları Toplantısıyla, Almanya’da düzenlenen 56.Münih Güvenlik Zirvesi’nde kanayan yaraya merhem hiçbir kalıcı ve umutlandırıcı gelişme de çıkmamıştır.<br>
Hep bildik sözler, hep bildik temenniler, hep aynı nakaratlar.<br>
Rusya ve ABD bölgesel değişimleri denetlemek, dengeleri kontrol etmek, nüfuz ve egemenlik alanları oluşturmak amacıyla güç rekabetindedir.<br>
Gelişmeler çağımızın vebası olarak tanımlanan Koronavirüsü kadar sarsıcı ve kaygılandırıcıdır.<br>
Biliyoruz ki, asırların hükmü bir çırpıda değişmez, dönüşmez.<br>
Şunu da biliyoruz ki, Rusya Esad’ın hamisidir, ABD ise PKK/YPG/FETÖ’yü himayesinde tutmaktadır.<br>
Astana ve Soçi’ye aslında hep soru işaretiyle bakan İran’ın teopolitik saplantıları jeopolitik, ekonomi politik ve reel politik zemini çatlatmaktadır.<br>
Suriye’nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü isteyen sadece Türkiye’dir.<br>
Ülkemiz dışındaki bütün aktörler, hatta Esad bile, Suriye’nin beşeri yapısının ve siyasi birliğinin tasfiyesine hizmet etmektedir.<br>
Öyle bir dönemdeyiz ki, devletlerin yanında, uluslararası kurumları bile sallayarak çöküşe sürükleyen bir kaos girdabı gittikçe genişlemektedir.<br>
Bu girdabın gelip dayanacağı yer herkesi uyarıyorum ki Türk vatanıdır.<br>
Bizim önceliğimiz Türk milleti ve Türkiye’dir.<br>
Milliyetçi Hareket Partisi iç ve dış hadiseleri uyanık bir şekilde kavrarken; önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben ilkesiyle hareket etmektedir.<br>
Vatanı içeride değil, tehdidin doğduğu alanlarda müdafaa etmekten başka yol ve yöntem yoktur.<br>
İdlib demek Hatay demektir.<br>
Ankara’nın güvenliği Şam’ın güvenliğinden, Bağdat’ın dirliğinden geçmektedir.<br>
Türkiye, ne doğu ne batı tercihinden ziyade, hem doğu hem de batı anlayış ve amacında olmalıdır.<br>
Türk dış politikası Çift Başlı Selçuklu Kartalı’nda ana fikrini bulmalıdır. <br>
Çift Başlı Kartal’dan birisinin başı doğuya çevrilmişken ayağı batıyı tutmaktadır. Batıya dönük başın ayağı da doğuya tutunmaktadır.<br>
Bizim ne kalıcı dostumuz ne de kalıcı düşmanımız vardır.<br>
Ülkeler arası karşılıklı meşru çıkar ve haklar dürüstlükle ele alınmalı, uluslararası hukuk ölçüleri, mütekabiliyet esasları kapsamında titizlikle muhafaza edilmelidir.<br>
Tekraren ifade ediyorum ki, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.<br>
İnanıyorum ki, bir gün mutlaka Türk birliği gerçekleşecek, Türk coğrafyaları ana kaynakta buluşacak, Türklük Turan ülküsüyle cihan hâkimiyeti mefkûresinin sönmeyecek meşalesini tutuşturacaktır.<br>
Ve bu meşale kıtaları pırıl pırıl aydınlatacaktır.<br>
Muhterem Arkadaşlarım,<br>
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın siyasetçilere ve iktidar sahiplerine yüklediği muazzam ve vazgeçilmez mükellefiyetler bulunmaktadır.<br>
Ve de coğrafyayı vatan yapan kader değil, milli karardır.<br>
Tarihten ders almayan, coğrafyanın mesajını anlamayan siyasi zihniyetler için musibetler sıradan, bunalımlar seri ve serpilmiştir.<br>
Türkiye’nin tek seçeneği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında demokrasiyle yönetimdir.<br>
Ne var ki son günlerde toplumsal tedirginlikleri kamçılayan, korkuları kaşıyan bazı müessif, müfsit ve münferit gelişmeler yaşanmaktadır.<br>
Konuşmamın başında ifadeye çalıştığım ortak akıl devre dışıdır. Bize göre asıl ve bir başka tehlike de buradadır.<br>
Ekonomik sıkıntılar, yolsuzluk iddiaları, paravan bağış vakaları, sosyal gerilimler, FETÖ’nün siyasi ayağı konusundaki kutuplaşmalar, özellikle servis edilen intihar örnekleri, eski Genelkurmay Başkanlarının talihsiz beyanları hep üst üste çakışmıştır.<br>
Türkiye adeta bir yıkıma hazırlanmaktadır.<br>
CHP Genel Başkanı’nın 14 Şubat 2020’de DİSK Genel Kurulu’nda isyandan bahsetmesi, yine bir CHP Genel Başkan Yardımcısının toplumsal cinnete dikkat çekip her gün dokuz kişinin intihar iftirasını diline dolaması alçak bir hedefin temin gayretinden başka bir şey değildir.<br>
Kahraman Türk askeri cephedeyken, kıran kırana hainlerle çatışırken, Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında televizyon ekranlarından yapılan yorumlar bir diğer düşman sevindiren rezilliklerdir.<br>
Ne isteniyor Türk askerinden?<br>
Vatan nöbetinde bulunan yiğitlerimiz tartışmaların içine neden çekiliyor? Maksat nedir?<br>
Türk askerinin günlük siyasi polemiklerin içine havale edilmesi yanlış değil midir? Tehlikeli değil midir? Türkiye’ye haksızlık ve hıyanet değil midir?<br>
Türkiye üzerinde vahşi bir oyun kurgulanmaktadır.<br>
Pentagon ve CIA’nın sponsor olduğu bir düşünce kuruluşunun yayımladığı sipariş rapor yeni bir darbe ihtimalini, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin orta kademesinin sözde rahatsızlığını adice açıklamıştır.<br>
Darbe iddiaları maalesef herkesin diline düşmüştür.<br>
Türkiye’nin Suriye’ye dönmesi için hunhar planlama ve proje hazırlayan odaklar boş durmamaktadır.<br>
Herkese çağrım şudur:<br>
Önyargıları bir kenara bırakalım, birbirimize çatık kaşla bakmak yerine çevik bir iradeyle sahip çıkalım.<br>
Çözemediğimiz sorunları derin dondurucuya koyalım, Türkiye’nin gelecek haklarında, istiklal haysiyetinde milli birlik ve beraberlik şuuruyla, samimi bir üslupla buluşalım.<br>
Başka bir Türkiye yoktur. Sığınacak ve gidecek başka bir yurt yoktur.<br>
Yeni bir darbe ihtimalini dillendirmek bile bu ülkeye, bu millete nankörlük ve nimet bilmezliktir.<br>
Darbeyi aklından geçiren varsa, millete silah çekmeyi düşünen bulunuyorsa biliniz ki 82 milyonun kanını dökmeden bu şerefsiz tertip ve teşebbüsünde muvaffak olamayacaktır.<br>
Darbe demek karanlık demektir, iç çatışma demektir, Türkiye’nin defni ve tasfiyesi anlamına gelecektir.<br>
Bilinmelidir ki, bu kanlı ve köhne sayfa açılmamak üzere kapanmıştır.<br>
Darbeye heves edenlerin hevesleri kursaklarında değil mezarda kalacaktır.<br>
Türk milleti ve Milliyetçi Hareket Partisi her türlü gayri meşru kalkışmanın can pahasına karşısında duracaktır.<br>
Darbeye göz kırpanların cani Esad’dan farkı da olamayacaktır.<br>
Bir olalım, beraber olalım, uzlaşmanın ve kucaklaşmanın hasletleriyle dolup taşalım.<br>
Milliyetçi Hareket Partisi herkesi ortak akılda buluşmaya, Türk milleti ortak paydasında kucaklaşmaya davet etmektedir. <br>
Elimizi uzatıyoruz, anlaşmaya, konuşmaya, Türkiye için birlikte çalışmaya, birlikte ter dökmeye, birlikte gülüp birlikte ağlamaya varız ve kararlıyız diyoruz.<br>
Sözlerime son verirken muhterem heyetinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.<br>
Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2020/02/18/devlet-bahceliden-onemli-aciklamalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
