<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Devlet Bahçeli Parti Grubunda Konuştu &#8211; Radyo Ülkü FM 100.1 Konya</title>
	<atom:link href="https://ulkufm.com.tr/tag/devlet-bahceli-parti-grubunda-konustu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulkufm.com.tr</link>
	<description>Gönüllerin Radyosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Oct 2020 10:40:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>
	<item>
		<title>-MHP Lideri TBMM Parti Grubunda Önemli Açıklamalar yaptı.</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2020/10/20/mhp-lideri-tbmm-parti-grubunda-onemli-aciklamalar-yapti/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2020/10/20/mhp-lideri-tbmm-parti-grubunda-onemli-aciklamalar-yapti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2020 10:40:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli Parti Grubunda Konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=2393</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında konuşma yaptı. Sosyal dayanışma örneği olan “askıda ekmek” projesini çarpıtan, Babacan ve Davutoğlu’na cevap veren Bahçeli, “Askıda Ekmek Kampanyası siyasal bir tepki veya eleştiri değil, manevi bir görevi ifa hassasiyeti, kardeşliği, hatırlamayı, paylaşmayı ve kader ortaklığını ifade hasbiliğidir.” Dedi. MHP Lideri, Azerbaycan&#8217;ın topraklarını Ermeni işgalinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>      <strong>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında konuşma yaptı.</strong><br>       Sosyal dayanışma örneği olan “askıda ekmek” projesini çarpıtan, Babacan ve Davutoğlu’na cevap veren Bahçeli, “Askıda Ekmek Kampanyası siyasal bir tepki veya eleştiri değil, manevi bir görevi ifa hassasiyeti, kardeşliği, hatırlamayı, paylaşmayı ve kader ortaklığını ifade hasbiliğidir.” Dedi.<br>     <strong>MHP Lideri, Azerbaycan&#8217;ın topraklarını Ermeni işgalinden kurtarma hareketi, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi konuların yanında iç siyaseti ilgilendiren açıklamalar yaptığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi;</strong><br>“Değerli Milletvekilleri, Sayın Basın Mensupları,<br>Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi muhabbetle selamlıyorum.<br>Bu vesileyle bütün vatandaşlarıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.<br>Türk-İslam coğrafyasında hayat ve haysiyet mücadelesi veren kardeşlerime en halisane selamlarımı iletiyorum.<br>İlkel dönemlerden uygarlık çağlarına kadar insanın en temel ihtiyaçları esasen hiç değişmemiştir.<br>Muhtemelen bundan sonra da değişmeyecektir.<br>Her çağda insanın barınma, beslenme ve güvenlik talepleri en temel, en acil, en mühim gündem başlığı olmuştur.<br>     <strong>Milliyetçi Hareket Partisi bu yakın ve yalın gerçeği tüm boyutlarıyla kavramış; insanımızın huzuru, güvenliği ve ekonomik refahı konusunda yarım asırdır samimiyetle mücadele etmiştir.<br>“Dik baş, tok karın, mutlu yarın” vazgeçilmez hedefimizdir.<br>Muhannete muhtaçlığı reddeden her insanımız ekmeğinin peşindedir.<br>Bize göre verilen emeğin, dökülen alın terinin cümle mükâfatı onurlu kazanç, bağımsız hayat, huzurlu gelecektir.<br>Ekonomik adalet, ekonomik güvenlik, ekonomik eşitlik insan olmanın, insanca yaşamanın vazgeçilmez önşartıdır.</strong><br>       Türkiye ekonomisi üzerinde spekülasyon yapan, ganimet avcılığına soyunan, devamlı karamsar senaryolar yazan hastalıklı ruhlar elbette partimizin duruşunu ve tutumunu idrak edemeyeceklerdir.<br>İdrak için insani değerlere hürmet lazımdır.<br>      İdrak için ihanete ve işbirlikçiliğe sırt çevirmek mutlak olmalıdır.<br>Geçen hafta, İstanbul Ticaret Odası’nda alınan bir karar doğrultusunda, ekmeğin kilogram fiyatı 6,25 liradan 7,50 liraya yükseltilmiştir.<br>Bu kapsamda 200 gram ekmek 1,25 liradan 1,50 liraya, 240 gram ekmek de 1,50 liradan 1,75 liraya ulaşmıştır.<br>    <strong> Un fiyatlarındaki artışların ekmeğe de yansıdığı ifade edilmiştir.<br>Bu durum karşısında parti olarak, özellikle İstanbul’da “Askıda Ekmek Kampanyası”nı başlatıp dar ve orta gelirli vatandaşlarımıza gücümüz nispetinde, onları incitmeden, izzet-i nefislerini zedelemeden destek olmaya, destek vermeye gayret ettik.</strong><br>      Bir elin verdiğini diğer elin görmemesine özen gösterdik.<br>Türk milletinin asırlardır benimseyip bir bayrak gibi taşıdığı geleneksel yardımlaşma duygusunun alicenaplıklarını sergilemeye çalıştık.<br>Hz.Peygamber’in, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyruğu gereğince kararımızı ve tavrımızı oluşturduk.<br>Kaldı ki, ekmek fiyatlarının zamlandığı başka dönemlerde de, mesela 6 Ekim 2012 yılında Samsun İlkadım ilçesinde olduğu gibi, Askıda Ekmek Kampanyamızı vicdani sorumluluk anlayışıyla, dayanışma ve yardımlaşma ahlakıyla ilan edip vatandaşlarımızla buluşturmuştuk.<br>O tarihlerde kendisine bile devası olmayan şahıs ekonomiden sorumlu bakanlık görevini icra ediyordu.<br>İnançlarımız ne diyorsa onu yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.<br>Askıda Ekmek Kampanyası siyasal bir tepki veya eleştiri değil, manevi bir görevi ifa hassasiyeti, kardeşliği, hatırlamayı, paylaşmayı ve kader ortaklığını ifade hasbiliğidir.<br>Biliyoruz ki, bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz.</p>



<p>      <strong>  Vatandaşlarımızın evinde ne piştiğini, sofraya neyin koyulduğunu, ekmeğin olup olmadığını düşünmek, mesele etmek, bununla da ilgilenmek insani ve İslami mükellefiyetimizdir.</strong><br>      Biz askıya ekmek koyduk, şu işe bakınız ki, ekmeksizler birer birer saklandıkları delikten fırlayarak ortalığa çıktılar.<br>       <strong>Vay ekmeksizler vay, milletimizin ekmeğine bile göz koyacak kadar nankörsünüz, milli ve manevi hasletlere tahammülsüzlük gösterecek kadar da namertsiniz.</strong><br>        Helal lokma arayışı haramdan geçinen kirli yüzleri rahatsız etmiştir.<br>Bunlar her fırsatta ya ekonomiyi kötülerler, ya Türkiye’yi kötü gösterirler, ya da milletimize korku aşılayıp küresel dayatmalara refakat ederler.<br>Bir elleri yağda, diğer elleri baldadır, ne ekmeği bilirler, ne yoksulu tanırlar, ama sıra istismara geldi mi dikiş ve fren tutmazlar.<br>Türkiye ekonomisi gücüne güç katacak, yegâne sermayesi dedikodu ve felaket tellallığı olan tüm art niyetli siyaset bezirgânlarını ters köşeye yatıracaktır.<br>     Bize göre kimlerin hayal kırıklığı yaşadığı malumdur, ortadadır.<br>Ayrıca Karadeniz’de 21 Ağustos’ta bulunan 320 milyar metreküplük doğal gaz rezervine ilave olarak geçtiğimiz cumartesi günü de 85 milyar metreküplük doğal haz rezervinin bulunması ekonomideki iyimser beklentileri kamçılamıştır.<br>      Sakarya sahasının Tuna-1 Bölgesi’ndeki toplam doğal gaz rezerv miktarı böylelikle 405 milyar metreküpe ulaşmıştır.<br>Enerjide dışa bağımlılığı azaltan bu keşif sonucunda kalpleri vatan ve millet sevgisiyle çarpan her insanımız ziyadesiyle memnuniyet duymuştur.</p>



<p>      Bu gelişmeler karşısında yüzleri asılan, canları sıkılan, moral seviyeleri inişe geçen ekmeksizler hemen kendilerini ele vermişlerdir.<br>Manevi dayanışmayı hedefleyen, paylaşmayı önceliğine alan, empatiyi gözeten Askıda Ekmek Kampanyamıza yüzsüzce kulp takıp kara çalanlar utanmalarını kaybetmiş gafillerdir.<br>Bunlar ne ekonomiden anlarlar, ne milli kazanımlara sevinirler, ne de insan onuruna sahip çıkarlar.<br>Çünkü mayaları lekeli, meşrepleri arızalı, sicilleri bozuktur.<br>Biz askıya ekmek çıkardık, deva yerine beladan ibaret olan siyasi fosiller, bazı sözde aydın ve cühela köşe yazarları seviyesizlikleriyle, sevimsizlikleriyle, yalan ve riyalarıyla sazan gibi ağa takıldılar, askıya çıktılar.<br>Diğer yandan “Askıya ekmeğin koyulmasını milletin açlığa mahkûm edilmesi” diye gören ve gösteren siyasi devşirmeler bizim nezdimizde sadece erdemsiz ve cibilliyetsiz değil aynı zamanda da ekmeksizdir.<br>Bizi eleştiren şarlatanların evlerinde ekmekleri yoksa, dolambaçlı yollara sapmasınlar, fitneye tevessül etmesinler, babayiğitçe söyleyip, dosdoğru talep edip bizden ekmek istesinler, layık değilseler bile onlara da gönderecek cömertlik bizde vardır.<br>Aç kalmasınlar, açıkta yatmasınlar, sonra onun bunun eline düşüyorlar, esaret altına giriyorlar.<br>Bunlar, yağmurun hemen ardından biten zehirli mantar gibiler.<br>İstiyorlar ki, daima felaket yağsın, her felaketi bir diğeri takip etsin.<br>Bu küstahlar, ekmeksizleriyle, vefasızlıklarıyla, döneklikleriyle, Türkiye düşmanlarının içimizdeki Truva atı halinde sivrilip milletimizin hafızasına kazınmışlardır.<br>    Meşhur bir iktisatçı demiş ki; “İstediğiniz kadar posta arabasını arka arkaya ekleyin, elde edeceğiniz şey asla bir tren olmayacaktır.”<br>Bırakınız tren olmayı, bunların vagon olmaları dahi hayaldir.<br>Türkiye’de adalet, insan hakları, demokrasi askıda değildir, aksini iddia eden siyasi dolandırıcı, siyasi yağmacıdır.<br>“Milliyetçilik askıya ekmek koymak değildir” diyen ekmeksiz, sen nereden bilirsin milliyetçiliği, ne ilgin ve irtibatın var milletle ve milliyetle?<br>Be hey şaşkın, aşı ekmeği, milleti milliyetçiliği bırak da, sana talimat veren, seni kafese sokan, ayağına pranga vuran karanlık lobilere, yabancı efendilerine takla atmaya, şirinlik yapmaya devam et.<br>Nasıl olsa en iyi yaptığın iş budur.<br>Dün önüne koyulan çanağı bugün deviren, yediği ekmeğe ihanet eden kimliksizlerin zilletin askısında nasıl eridiklerini, nasıl rezil olduklarını görecekleri günler yakındır.<br>Askıda Ekmek Kampanyamızı eleştiren odakların milletimizin ekmeğine göz koyan, ekmeğinden çalmak için bahane hazırlayan kriz tacirleri olduğu açıktır.<br>Biz ekmeği askıya koyduk, helalden yana tercihimizi gösterdik; zillete düşenleri tarihin askısına koyup postlarını tartacak olan da büyük Türk milletidir.<br>Biz ekmek diyoruz, millet diyoruz, refah diyoruz, bereket diyoruz, beka diyoruz, istiklal ve istikbal diyoruz; manevi dayanışmanın ve milli birliğin dinamizmiyle büyük ve güçlü Türkiye’ye Cumhur İttifakı sayesinde ulaşacağımıza gönülden inanıyoruz.</p>



<p><strong>Değerli Milletvekilleri,<br>Uzun yıllardır “Ne olacak bu memleketin hali” sorusu pek çoğumuzun günlük hayatının en rutin sohbet konusudur.<br>1,5 asırdır aynı soru maalesef dildedir, gündemdedir.<br>Sorulan bu sorunun mahiyet ve muhtevası milletimizin çelik ve çevik iradesiyle değişmiş, süregelen ezberler bozulmuş, dar kalıplar kırılmış, geldiğimiz bu aşamada; “Ne olacak bu dünyanın sonu, ne olacak bu insanlığın durumu” soruları ön plana çıkmıştır.</strong><br>Türk milleti dünyayı kavramış, soran olduğu kadar sorulan, merak eden kadar merak edilen bir mevkie tırmanmıştır.<br>Bize göre bir soru bin soruya kapıdır ve öncelikle cevabını aramak zorunda olduğumuz sorular insanlığın bu döneminde şunlardan ibaret olmalıdır:<br>Tarihin hangi noktasında, hangi ara durağında bulunuyoruz?</p>



<p>Etrafımızdaki dünyaya baktığımızda ne görüyor, ne anlıyor, bunları bir terkip içinde nasıl yorumluyoruz?<br>Medeniyetler ve milletler mücadelesinde stratejik üstünlüklerimizi, tarihi kozlarımızı nasıl değerlendiriyoruz?<br>Biteviye akan zaman nehrinin neresinde duruyoruz? Karmaşıklaşan hadiselere nereden ve nasıl bakıyoruz?<br>Zamanın hangi aşamasındayız? Karşımızdaki tehditleri ve fırsatları nasıl okuyoruz?<br>Jeopolitik riskleri, bölgesel ve küresel tehlikeleri nasıl bir politik müktesebat ve fikir marifetiyle ele alıyoruz?<br>Akıl ölçüleri dağılmış, aidiyet dengesi bozulmuş, ahlak seviyesi tükenmiş hiçbir siyasi ve ideolojik akım bu sorulara milli nitelikli cevap veremeyecektir.<br>En basit haliyle, milletlerin var olma istek ve iradesine milli şuur, milliyet duygusu, milliyetçilik diyorsak, bunlardan mahrumiyet yaşayanların doğru cevap vermeleri bir yana, doğru soru sormaları da mümkün değildir.<br>Kuşkusuz elimizde bir çıkış haritası yoktur.<br>Buna rağmen, geleceğimizin nasıl şekilleneceğini, özellikle tehdit ve fırsatların neler olacağını, tarihi akışın hangi değişimlere müsait ve münhal olduğunu önceden tarih şuuruyla öngörmek, önlem almak, hazırlık yapmak elimizdedir, inisiyatifimiz içindedir.<br>Bölgesel veya uluslararası krizler hep gerçekleri görememenin, vahşi planları kavrayamamanın, üstelik hazırlıksız yakalanmanın sonucunda patlak vermiş, ortaya çıkmıştır.<br>Türkiye, Cumhur İttifakı’nın müstesna iradesiyle, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin muazzam imkanlarıyla tarihin arkasından koşan, gelişmeleri yedek kulübesinden izleyen, olan bitenleri yalnızca günü birlik analiz ederek enerji ve vakit kaybeden bir ülke olmaktan tamamen uzaklaşmıştır.<br>Mücadele eden, müdahale eden zamanlama yanlışına müsaade etmeyen bir ülke olarak Türkiye, bölgesel ve küresel olayların aktif, etkili sözü ve nazı geçen güçlü bir takipçisidir.<br>Artık bizden habersiz bir kuşun havalanması söz konusu değildir.<br>Merhum Ömer Seyfettin diyordu ki:<br>“Bir devletin doğal sınırları dağlar ve ırmaklar değildir. İstinat ettiği milliyetin lisanı ve dini sınırlarıdır.”<br>Merhum Peyami Safa da; milli hafızada taşınan her toprak parçasının vatan olduğunu isabetle dile getirmişti.<br>Büyük mütefekkirimiz merhum Ziya Gökalp ise iliklerimize kadar sahiplendiğimiz şu tarihsel beyanı çiğnetilmesine asla göz yummayacağımız bir fikir ve ülkü mirası olarak bizlere bırakmıştı:<br><strong>“Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan,<br>Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.”<br>Dağlık Karabağ meselesi sıradan bir mesele değildir.<br>Aziz milletimizin nabız atışının sahnelendiği, özlemlerinin bir yakut gibi saklı durduğu Türk yurdudur.</strong><br>   Coğrafya tarihin yazıldığı mekânın adıdır.<br>Dağlık Karabağ coğrafyasında yazılan Türk tarihidir, dökülen Türk kanıdır, feda edilen Türk canıdır; bunun karşısında defteri dürülüp tepelenecek, yerle yeksan edilecek işgalci unsur ise terör devleti Ermenistan’dır.<br>Azerbaycan’la tek millet iki devlet oluşumuz tarihi vesikalarla mevcut, bir milletin vicdan hükmü olan kültür kaynaklarıyla vakidir.<br>Mefkure bir tohumdur, filiz filiz büyüyüp çınar olacağı yer milletin engin yüreğidir.<br>     Tohum çatlayalı çok olmuş, mefkure güneş gibi doğmuş, mazlumların gözyaşıyla ıslattığı, kanlarıyla suladığı Dağlık Karabağ’ın asıl sahibine geçmesinin zamanı gelip çatmıştır.<br>Doymak ve kanmak bilmeyen zalimlerin bu gerçeği engellemeye ne güçleri ne de takatleri yetecektir.<br>Ermenistan hem korkak, hem hain, hem de savaş suçlusudur.<br>Sivilleri öldürerek Azerbaycan Türklüğü arasında korku yaratmaya çalışmaktadır.<br>Ermeni katiller geçmişteki alçak saldırılarına yenilerini eklemektedir.<br>Soykırımcı Ermenistan işbaşındadır.<br>Meşrutiyet yıllarında, çeteleri dağlarda gezerken, militanları kahramanlarımızı şehit ederken, memurları ve siyasetçileri sokaklarımızda baston sallayan, nifak saçan, Meclis-i Mebusan’da olay çıkartan, ayrılıkçılık yapan bölücülerin soysuz torunları bugün Ermenistan’da cinayet nöbetindedir.<br>Osmanlı Devleti’nin topraklarına hücum edip onun bir parçasını işgal eden ilk batı devleti Fransa da destekçisidir.<br>Bunun yanı sıra MİNSK Grubunun diğer eşbaşkanları tıpkı Fransa gibi Ermenistan’a silah ve mühimmat temin etmektedir.<br>ABD Dışişleri Bakanı’nın, “Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı kendini savunabilmesini umduklarını” çok bariz olarak açıklaması, aslında tam bir itirafname ve suçüstü halidir.<br>Yani Türk düşmanları Dağlık Karabağ’da faaldir.<br>Ermenistan sivillerin üzerine yine füze göndermektedir.<br>Bugüne kadar Gence, Mingeçevir, Terter, Şemkir, Berde ve diğer cephe hattının çok gerisinde olan sivil yerleşim yerlerinde 60’ya yakın soydaşımız şehit edilmiştir.<br>Hepsine Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize şifa diliyorum.<br>Ermeni askerleri kafileler halinde firar ederken, bu terörist devlet çok sayıda kayıp vermektedir.<br>Paşinyan’ın bunu teyit etmesi bozgunun habercisidir.<br>Türk’e kefen biçmeye çalışan zalimlerin sonu hamd olsun korkunç olmaktadır.<br>Şu barbarlığa bakınız ki, Ermenistan Terter’de mezarlığı bombalayacak kadar kana susamıştır.<br>16 Ekim’de Gence’yi yine hedef yapmış, Mingeçevir kentine saldırı düzenlemiştir.<br>Ermenistan her defasında ilan edilen insani ateşkes kararlarını ihlal etmiştir.<br>İki hafta önceki grup konuşmamda uyarısını yaptığım tehlike vasat bulmuş, çatışmaları Dağlık Karabağ’ın dışına yaymak isteyen teröristler Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Ordubad şehrine roket atmıştır.<br>Dağlık Karabağ Azerbaycan’a geçmeden ateşkes, müzakere ve diyalog uçurumdur, işgalcilerin taktik adımıdır.<br>Diyor ya şair:<br>Fil çoğalsın, Ebabil’den umut kesilmez.<br>Firavun azsa da, Nil’den umut kesilmez.<br>Zalimler ölmüyor diye yese kapılma,<br>Sabret hele, Azrail’den umut kesilmez.<br>Dağlık Karabağ’da kimin kiminle yürüdüğü, kiminle zulüm ittifakı yaptığı bellidir.<br>  Bizi derinden üzen ve kahreden bir başka konu, 1990’lı yıllarda bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerinin Dağlık Karabağ konusundaki sessizliği, tepkisizliği ve hareketsizliğidir.<br>Özbekistan’ın diplomatik çözüm çağrısını nasıl kabullenelim?<br>Kazakistan’ın müzakere önerilerini nasıl ve neyle izah edelim?<br>Türkmenistan’ın, BM himayesinde önleyici diplomasi yöntemlerini kullanma teklifini nasıl hazmedelim?<br>Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri’nin bize göre cılız ve yetersiz tepkisini nereye koyalım?<br>Bu gelişmeler karşısında kendi içine kıvrılan Kırgızistan’dan da bir ses çıkmamasını nasıl yorumlayalım?<br>Bişkek’te baş gösteren sokak eylemlerine, FETÖ’nün oyunlarına bugüne kadar yüksek sesle itiraz eden hangi Türk devletleri olmuştur?<br>Bu suskunluk, bu durgunluk Türk’e yakışıyor mu?<br>Türkiye’de sokak ve toplum hazır, ama buna uygun hareket edecek muhalefet yok diyen görevli ve provokatör gazeteci artıklarının kaosa el sallamalarını, iç karışıklığa umut bağlamalarını da dikkatle izliyoruz.<br>Sokak hazır diyerek aba altından sopa gösteren Soros uşakları, millet iradesiyle demokrasi onurunu yok saymalarının bedelini çok ağır ödeyeceklerdir.<br>Şu kadar ki, bizim kararlılığımız ve meşru hazırlığımız karşısında yılan dillerini yutmaktan başka seçenekleri asla olamayacaktır.<br>Diyoruz ki, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.<br>Bunu biliyor, buna inanıyor, bunu haykırıyoruz.<br>Türk’ün feryat ettiği bir ortamda, bir başka Türk’ün buna duyarsız kalması abesle iştigaldir.<br>Hadi Kıbrıs davasında sesiniz çıkmıyor, hadi Kerkük’ten habersizsiniz, bari Dağlık Karabağ’da taraf olun, üstelik hakkın ve hakikatin safında yer alın.<br>Haklı olan ülke Azerbaycan’dır.<br>Mağdur olan ülke Azerbaycan’dır.<br>Toprak bütünlüğü ve egemenlik çıkarları suikasta uğrayan ülke de Azerbaycan’dır.<br>Haksızlık karşısında susmak tarihi hata, elim ve trajik bir acziyettir.<br>Mazisi ile alakasını kesmeğe kalkan, tarihini zorla unutmak isteyen toplumların mensubiyet ve metanet duygusu kaybolacak, hepsi birden silik gölgeye dönüşecektir.<br>Biz gölge değiliz, Türk evladı Türk’üz.<br>Bugün Azerbaycan’ın başına gelenlerin aynısı, Allah muhafaza yarın bir başka Türk Cumhuriyeti’ni etkileyebilecektir.<br>Küresel ve bölgesel nüfuz mücadelelerine hayır diyemezsek, işgal projelerini topluca reddedemezsek komşunun yanan bacası kendi evimizin ateş almasına kadar giden ilk kıvılcımı çakacak, ilk tutuşmayı sağlayacaktır.<br>Bir Türk dünyaya bedeldir diyoruz, fakat hiçbir dost ve kardeş ülkeden dimdik bir duruş göremiyoruz.<br>Ayıptır, günahtır, Türk’ün birliği ve beraberliği bütün muhasım odakları, bütün şer güçleri, bütün ortak düşmanları A’dan Z’ye yıkıp geçecektir.<br>Türk’ün şakası olmaz, Türk kimsenin icazetine talip olmaz.<br>Merhum vatan şairimiz Namık Kemal ne kadar da güzel söylemiş:<br>Kimsenin lütfuna talip olma, bedeli cevher-i hürriyettir.<br>Dağlık Karabağ’da zafer Azerbaycan Cumhuriyeti’nin olmalıdır.<br>İşgalci Ermenistan 30 yıla yakındır kirlettiği topraklardan derhal çekilmelidir.<br>Sivilleri katlederek ulaşacağı hiçbir yer yoktur.<br>Bir zamanlar Türkler için ölüp ölüp ölmeyen millet diyorlardı.<br>Türk milleti ölümü öldürmeyi bilmiştir, korkuyu korkutmayı başarmıştır.<br>Bizim mukadderat ve mukaddes şerefimizde, teslim olmaktansa seve seve şehadete kucak açmak vardır.<br>Hangi coğrafyada yaşarsak yaşayalım, Türk milletinin şerefli mensupları olarak, haklı ve meşru mücadele şartlarının gereği her neyse hesap yapmadan, tereddüde kapılmadan yerine getirmek zorundayız.<br>Biriz, beraberiz, hep birlikte Türklüğün eğilmez başı, bükülmez kolu, kesilmez nefesiyiz, nitekim kocaman bir aile olan büyük Türk milletiyiz.</p>



<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,<br>KKTC Cumhurbaşkanı Seçimi’nin ikinci turu 18 Ekim 2020 tarihinde yapılmış, iki adaylı bu seçimde kullanılan oyların yüzde 51,69’unu alan Başbakan Ersin Tatar saygın bir başarı elde ederek ipi göğüslemiştir.<br>KKTC’nin beşinci Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Ersin Tatar’ı bütün hissiyatımla tebrik ediyor, zorlu ve çetin mücadelesinde üstün muvaffakiyetler diliyorum.</strong><br>       Ömürlerini Kıbrıs Türklüğü’nün varlığına ve milli haklarına adayan Merhum Fazıl Küçük’ü, KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Merhum Rauf Denktaş’ı, bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle yad ediyorum.<br>KKTC Cumhurbaşkanı Seçiminde bahis oynayan kumandalı anket şirketleri hezimet yaşayarak vahim şekilde çuvallamışlardır.<br>Kamuoyu araştırma şirketlerinin güvenirlikleri sıfırlanmıştır.<br>Hepsi nal toplamış, tahminlerinde yanılmış, kamyon farı görmüş tavşan gibi donup kalmışlardır.<br>Bizim beklentimiz şudur:<br>“Eğer Kıbrıs’taki seçimleri Türkiye’nin desteklediği Ersin Tatar kazansın, ben bu mesleği bırakacağım,” diyen hangi anketçi varsa artık işini tasfiye ederek sözünü tutmasıdır.</p>



<p>KKTC Cumhurbaşkanı Seçiminde, mücahit ruhu müzakereci saplantıları tarihin kenarına itmiştir.<br>Çok şükür esaret değil cesaret kazanmıştır.<br>Taviz değil milli duruş kazanmıştır.<br>Zillet değil millet kazanmıştır.<br>Rum tezleri değil Türk’ün muteber iradesi kazanmıştır.<br>Çözümü federasyonda arayan, çareyi toprak vermekte gören gayri milli zihniyetler Kıbrıs Türklüğü’nün önünden çekilmek zorunda kalmışlardır.<br>Akıntıya karşı kürek çekenler sandıkta kaybolmuşlardır.<br>Eşit ve egemen iki devlet esasına dayalı ahlaki ve milli siyaset anlayışı devlet sorumluluğu üstlenmiştir.<br>Hep aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek akıl tutulması, eksen kaymasıdır.<br>Kıbrıs meselesini Rumların eline ve insafına terk etmek, dayatmalara tamam demek en başta milli değerlere ve tarihsel kazanımlara haksızlık ve hıyanettir.<br>Bizim görüşümüz budur, dünden bugüne çizgimiz ve meseleye bakışımız değişmemiştir.<br>Sayın Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın kronikleşmiş sorunları Türkiye’nin desteğiyle köklü çözümlere ulaştıracağına güvenimiz tamdır.<br>Neye sahip olduğumuz değil, önemli ve öncelikli olan sahip olduklarımızla ne yaptığımızdır.<br>Emperyalizmin reklam yüzlerinin ne söyledikleri, hangi ayak oyunlarına teşne oldukları bizim için önemsiz bir ayrıntıdır.<br>Bunlar Kıbrıs Türklüğü’nün zorlu yıllarında tıpkı bir deniz kazasından sonra olduğu gibi, sallara binip kaçan, gemiyi ilk terk eden, haklı mücadeleye sırt dönen korkaklar ve ilkesizler güruhudur.<br>18 Ekim 2020 Pazar günü şu tarihi hakikat bir kez daha tasdik ve teyit edilmiştir:<br>Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır.</p>



<p>     <strong> KKTC’nin tanınması, uluslararası toplum nezdinde kabulü, aynı şekilde egemen bir devlet halinde varlığı ve sürekliliği mutlaka sağlanacak, gecikmiş adalet yerini bulacaktır.<br>Siyasi tercihi ne olursa olsun KKTC’de yaşayan her kardeşimi kucaklıyor, yeni Cumhurbaşkanımızın hayırlı olmasını temenni ediyorum.<br>Türkiye ile KKTC’nin birbirine kopmaz bağ ile bağlanması siyasi veya stratejik bir ilişkiden öte tarihin seslenişidir, şehitlerimizin emanetidir, milletimizin beklentisidir, Türklüğün yeminidir.</strong><br>Lefkoşe Ankara’nın ikiz kardeşidir.<br>KKTC Doğu Akdeniz’deki son siperimiz, son savunma hattımızdır.<br>Kıbrıs demek vatan demektir.<br>Kıbrıs demek Türk demektir.<br>Kıbrıs demek ecdad demektir.<br>Kıbrıs demek, Akdeniz’deki sönmeyen millet ışığı demektir.<br>Ne var ki ışıklar yanıyor mesajıyla kafalarında yer etmiş darbe özlemlerini sosyal medya kanalıyla paylaşan sorumsuzların ışığı yakanın da, kapatacak olanın da sadece ve sadece aziz millet varlığı olduğunu bilmeleri, yarım akıllarını başlarına almaları hem tavsiyemiz hem de ikazımızdır.<br>          <strong>Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.<br>Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.”</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2020/10/20/mhp-lideri-tbmm-parti-grubunda-onemli-aciklamalar-yapti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-MHP Lideri Bahçeli TBMM Parti Grubunda Konuştu.</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2020/02/11/mhp-lideri-bahceli-tbmm-parti-grubunda-konustu/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2020/02/11/mhp-lideri-bahceli-tbmm-parti-grubunda-konustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Feb 2020 11:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli Parti Grubunda Konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=1944</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi değerlendirdi. Elazığ ve Malatya’da yaşanan deprem yanı sıra Suriye’de yaşanan olaylara ve çığ felaketine değinen Devlet Bahçeli, “Gerek deprem felaketinde, gerek çığ düşmesinde, gerekse de yaşanan uçak kazasında hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralılara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>        Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi değerlendirdi. <br>       Elazığ ve Malatya’da yaşanan deprem yanı sıra Suriye’de yaşanan olaylara ve çığ felaketine değinen Devlet Bahçeli, “Gerek deprem felaketinde, gerek çığ düşmesinde, gerekse de yaşanan uçak kazasında hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralılara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diliyor, ailelerine, milletimize, silah arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Allah her türlü afet ve musibetten ülkemizi, milletimizi ve insanlığı korusun diye dua ediyorum.” dedi.</p>



<p>      Bahçeli Konuşmasında şu ifadelere yer verdi; Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler, Basınımızın Değerli Temsilcileri, Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken saygın heyetinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.<br>      Ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımıza gönül dolusu selamlarımı iletiyorum.<br>      Yöresi, kökeni, mezhebi, anasının dili ne olursa olsun tasada ve sevinçte bir olan, birlikte ağlayıp birlikte gülen, aynı maziden gelip ortak bir geleceği kucaklayan Türk milletinin asil evlatlarına en derin şükranlarımı sunuyorum.<br>    Türkiye son zamanlarda afetlerle, elim kazalarla, vahim hadiselerle deyim yerindeyse kıyasıya boğuşmaktadır.<br>   Felaketler 2020 yılında adeta otomatiğe bağlanmış, peşpeşe eklemlenerek ülkemizi tesir altına almıştır.<br> 24 Ocak 2020 Cuma günü saat 20.55’te merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan 6,8 büyüklüğündeki deprem milletimizi derin bir üzüntüye sevk etmiştir.<br>  Depremden Elazığ ve Malatya başta olmak üzere çok sayıda il, ilçe ve köyümüz etkilenmiştir.<br>    37’si Elazığ’da, 4’ü de Malatya’da olmak üzere 41 vatandaşımız depremde hayatını kaybetmiş, sayıları bin 600’ü aşan vatandaşımız da yaralanmıştır.<br> Türk milleti tek yürek-tek bilek-tek nefes halinde, ortak kader ve kardeşlik bağlarıyla depremzedelere sahip çıkmıştır.<br>     Devletin tüm imkânları seferber edilerek müşfik ve muhtevalı yardım eli darda ve zorda kalanlara anında uzatılmıştır.<br> Milli birlik ve dayanışma ruhu zamanında harekete geçmiştir.<br> Elbette bundan memnuniyet duyduk.<br> Doğal felaketin yaraları milletimizin mümtaz hissiyatı ve iradesiyle sarılmaktadır.<br> Elazığ ve Malatya’da depremin enkazı kaldırılırken 4-5 Şubat 2020 tarihlerinde üst üste iki gün boyunca Van-Bahçesaray karayoluna çığ düşmüştür.<br> Düşen çığda 11 askerimiz, 9 güvenlik korucumuz, 2 itfaiye erimiz, 19 vatandaşımız olmak üzere toplam 41 kardeşimiz şehit olmuş, 84 kardeşimiz yaralanmıştır.<br> Deprem oldu, çığ düştü derken, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir yolcu uçağı inişinden hemen sonra maalesef kaza kırıma uğramış, 3 kişi hayatını kaybetmiş, 180 kişi de yaralanmıştır.<br> Türk milleti tarih boyunca felaketlere teslim olmamıştır.<br> Çünkü felaketlere direne direne, facialara ve feci hadiselere meydan okuya okuya bugünlere gelmiş, kutlu varlığını muhafaza etmiştir.<br> Hiçbir engel aziz milletimizi istikametinden döndüremeyecek, ihlaslı ve iradeli yolculuğundan çeviremeyecektir.<br> Felaketler karşısında soğukkanlı tavır, sağduyulu duruş, aklıselim sabır yegâne dayanağımız olmalıdır.<br> Allah’ın izniyle kötü günler geçecektir.<br> Karamsarlık milli haslete ve imanla dolu gönüllere yakışmayacaktır.<br> Korku ve kötümserlik yaymaya çalışan aymaz ve ahlaksızlara karşı da azami uyanıklık göstermek milli şuurun doğası gereğidir.<br> Bu vesileyle gerek deprem felaketinde, gerek çığ düşmesinde, gerekse de yaşanan uçak kazasında hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralılara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.<br>    Allah her türlü afet ve musibetten ülkemizi, milletimizi ve insanlığı korusun diye dua ediyorum.</p>



<p>  Değerli Milletvekilleri,<br>   Özellikle 1999 Gölcük merkezli deprem ile Elazığ Sivrice merkezli depremi karşılaştırıp siyasi fırsatçılık yapan, seninki kötü benimki iyi imasına yeltenen küçük ve güdük bir azınlık bizim gözümüzden kaçmamıştır.<br> 1999 Büyük Marmara depreminde devletin çöktüğünü bugün ise ayakta olduğunu iddia eden sefillerden tutun da, yine 1999’da toplanan deprem yardımlarından memur maaşlarının ödendiğini söyleyen haysiyet fukaralarına kadar kederli günlerimizi daha da karartan provokatörler gizlendikleri deliklerinden başlarını uzatmışlardır.<br> Bunlar önce ateş edip sonra nişan alan zübükzadelerdir.<br> Toplanan deprem vergisinin akıbetini sorgulayanlarla, yardım paralarıyla memur maaşlarının ödendiğini söyleyenler aynı iftira çanağının iki yanında ip gibi dizilmişlerdir.<br> Bilinmelidir ki, Türk devleti ne 1999’da çöktü, ne de 2020’de zaafa uğradı.<br> Çöken devlet değildir, çürük binalardır, utanmaz müteahhitlerdir, kaçak ve kanunsuz bina ve yapılara göz yuman işbirlikçi yöneticiler, çıkar lobileridir.<br> Devlet aynıdır, ruh aynıdır, fıtrat aynıdır, duruş aynıdır, dün ile bugün arasında ayrımcılık yapanlar ya kalleştir ya da kifayetsiz muhteristir.<br> 1999 Marmara depremiyle 2020 Elazığ depremini terazinin iki kefesine koyup tartıya çıkarmak ayıp değil midir? Yazık değil midir? Ahlaksızlık değil midir?<br> Depremin büyüğü küçüğü teknik olarak izah edilebilir, buna diyeceğimiz bir şey yoktur.<br> Fakat acının küçüğü büyüğü olmaz, gözyaşının biri bini olmaz, enkaz altında kalanların azı çoğu da olamaz.<br> Siyasi sorumluluğunu paylaştığımız 57. Cumhuriyet Hükümet döneminde 20.yüzyılın en büyük felaketlerinden birisini yaşadık.<br> 17 Ağustos 1999’da merkez üssü Gölcük olan depremden 16 milyon Türk vatandaşı etkilenmiştir.<br> 133 bin 683 konut ve işyeri yıkılmıştır.<br> Toplamda da 376 bin 479 yapı hasar görmüştür.<br> Daha da vahimi, resmi verilere göre 17 bin 480 insanımız hayatını kaybetmiştir.<br> 43 bin 953 insanımız yaralanmıştır.<br> 600 bin insanımız evsiz kalmıştır.<br> İstanbul dahil ülke nüfusunun yüzde 23’ünü oluşturan bir bölgede deprem korku verici derecede etkili olmuştur.<br> Bu bölgenin gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı o dönemde yüzde 34,7; sanayi katma değeri içindeki payı da yüzde 46,7’dir.<br> Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’ndan Sağlık Bakanlığı’na kadar partimizin sorumluluğunda olan 7 bakanlık doğrudan doğruya depremle mücadelenin görevi gereğince içinde yer almışlardır.<br> Devlet çökseydi kısa sürede geçici ve prefabrik konutlar nasıl yapılacaktı?<br> Devlet çökseydi milli güvenlik ve milli bekamızı doğrudan hedef alan depremle nasıl inançla mücadele edilip kanayan yaralar tedavi edilecekti?<br> 17 Ağustos depreminde devletin en az üç gün kafayı kaldıramadığını iddia eden köşe yazarı, bu iddianı ispatlamazsan alçaksın, müfterisin.<br> Hiç kimse merak buyurmasın, Milliyetçi Hareket Partisi’nin olduğu yerde Türk devleti çökmez, çökemez, çökmeyecektir.<br> Varsayalım devlet çöktü, hepimiz inançla ele ele veririz, ya Söğüt olur tekrardan Ocağımızı tüttürürüz, ya canımızı hiçe sayar Oğuz neslini sürdürürüz, ya da felaketler karşısında celadet anıtı gibi yükselerek bu devleti, bu milleti, bu aziz vatanı bir kez daha yükseklere taşırız.<br> Biz varsak çöküş yoktur, çürüme imkânsızdır.<br> Türklük varsa Türk devleti bakidir, hakimdir, hadimdir.<br> Depremler arasında siyasi kıyas yapmak Türkiye’nin yürüyüş ve yükseliş ümitlerini baltalamak, birlik ve kardeşlik duygusuna hançer sallamaktır.<br> Niyet sahipleri, ağızlarından ve kalemlerinden damlayan nifaka dikkat etsinler, akılları varsa da başlarına alsınlar.<br> Türk devleti ve hükümeti dün gereğini yapmış, bugün de aynısını başarmıştır.<br> Şu da unutulmasın ki, geçmişi kötülemek geleceği kurtarmaz.<br> Yapılanları inkar etmek vicdan yıkımına bahane teşkil etmez.<br> Acılar üzerinden siyasi şantiye kurmak için kolları sıvayanlara Türk milleti itibar etmez, ihtimam göstermez, bunları da hoş görmez.<br> Gölcük bizimdir, Elazığ da bizimdir.<br> Feryat bizimdir, fedakarlık da bizimdir.<br> İstanbul biziz Malatya da ta kendimizdir.<br> 1999’daki acı neyse 2020’deki acı da odur.<br> Buz gibi havada enkaz altından çığlıkları duyulanlar, bu çığlıkları şefkatle dindirenler bu milletin has evlatlarıdır.<br> Bedenleri toza toprağa bulanmış, yüzü gözü kan revan içinde kalmış kardeşlerimize vefasızlık ve nankörlük şerefli bir tavır olamayacaktır.<br> Biz alınganlık yapmıyoruz, sadece üç-beş çürük yumurtaya, kısıtlı sayıdaki defolu zihniyete ayna tutuyor, kendilerini görmelerini ve izlemelerini umut ediyor, bunu sağlıyoruz.<br> Hiç kimse karanlığa saklanıp taş atmasın, potansiyel nefretini dışa vurmasın.<br>         Dün de, bugün de Türk devleti her imkanıyla muktedirdir, her kabiliyetiyle muvaffakiyet halindedir.<br> Münafıklar, gıybet ustaları, bozgun kafilesi tezgahlarını başka yere açsınlar, çünkü onlara tenezzül edecek, adam yerine koyacak hiç kimse yoktur, bundan sonra da olmayacaktır.</p>



<p>Muhterem Milletvekilleri,<br>
Türk milleti felaketin yıkıntısını emsalsiz yardımlaşma hissiyatıyla kaldırırken buna kulp takan, eksik kalan yıkımı dedikoduyla tamamlamaya çalışan mihraklar da devreye girmişlerdir.<br>
Şov yapan, gerçekleri çarpıtan, karanlıktan medet uman, yardımların yetersizliğini söyleyip arkasını dönünce kıs kıs gülen, duyguları istismar edip yalan ve yanlış bilgileri servis eden bir güruhun varlığı bize göre utanç vesikasıdır. <br>
Ünlü-ünsüz bazı soytarıların sosyal medyadaki kokuşmuş ve provokatif paylaşımları bir başka rezalet ve hezimettir.<br>
Bunların milli ve ahlaki seviyeleri dip yapmıştır.<br>
Muhalif olmak demek muzır ve mumyalanmış şahsiyete sahip olmak demek değildir.<br>
Milli kederde buluşamayan, milli hedeflere ve milli haysiyete nasıl sahip çıkacaktır? <br>
Enkazın altında kalan, fikren ve ahlaken iskelete dönen asıl bunlar değil midir?<br>
Acıları dindirmek, mağduriyetleri bitirmek için insanüstü gayretle mücadele sürerken, devlet ve millet düşmanlarının, terör örgütü yandaşlarının isnat ve iftiralarının tedavüle girmesi tertiptir, tuzaktır.<br>
Bunlar içimizde dışımızda sürünen zehirli yılanlardır.<br>
Elazığ’ın Türk mü Kürt mü olduğunu sorgulayan şerefsizlerle, Malatya’da hasar gören bazı köylerin Alevi olduğundan dolayı ayrımcılığa maruz kaldığını yazıp çizen alçaklar amaçlarına ulaşamayacaklardır.<br>
Millet burnundan solurken fitne aşılamak için çakal mevziisine girenler inanıyorum ki hak ettikleri cezaları alacaklardır.<br>
Türk milleti hamd olsun diridir, Elazığ’da, Malatya’da, Van’ın Bahçesaray ilçesinde varlığını göstermiştir.<br>
Yurdumuzun dört bir yanından harekete geçen yardım konvoyları, toplanan paralar, edilen dualar, dalgalanan inanç ve irade birliği Türk milletinin soylu vasfının müstesna bir tezahürüdür.<br>
Türkiye Cumhuriyeti her zorluğun üstesinden gelecektir.<br>
Hiçbir engel şahlanmış ve ayaklanmış milli ruhun önünde duramayacaktır.<br>
Bir olacağız, Gakkoşlar kadar samimi, dürüst, dost canlısı, cesur yürekli ve ahlaklı duracağız.<br>
Aynı zamanda Malatya kadar istiklalimize ve istikbalimize sahip çıkacağız.<br>
Biz Türk milletiyiz. Biz Türkiye’yiz. Birlikte çok daha güçlüyüz.<br>
Yaşadığımız zor günleri aşmak için olağanüstü gayret sarfeden kadirşinaz milletimizi, fedakârca çalışan devlet ve hükümetimizi, tüm görevlileri canı gönülden tebrik ediyor ayrı ayrı teşekkür ediyorum.<br>
Kimin ne dediğinin bir önemi yoktur, millet ne istiyor, milli haklarımız neyi gerektiriyor ona bakarız, ilhamımızı tarihten, itibarımızı ecdadımızdan, itimadımızı da imanımızdan alırız.<br>
Mazlumların dostuyuz, 100 yıllık maziye sahip Misak-ı Milli’nin sevdalısıyız; zalimlerin, hainlerin, iç ve dış hasımların sonsuza kadar dimdik karşısındayız.</p>



<p>Değerli Arkadaşlarım,<br>
Türk milleti doğal felaketlerle mücadele ederken bilhassa İdlib’de kahredici gelişmelere şahitlik etmiştir.<br>
İdlib krizi, Rusya’nın hava desteğini alan rejim güçlerinin hunhar saldırılarını yoğunlaştırmasıyla farklı bir boyut kazanmıştır.<br>
Önce 3 Şubat 2020’de 7 numaralı gözlem noktamızın bulunduğu Serakib yakınlarında intikal halinde bulunan kahramanlarımıza adice, alçakça ateş açılmıştır.<br>
Bu kapsamda Uzman Çavuş Halil Demir, Uzman Çavuş Serkan Deprem, Uzman Çavuş Şükrü Özler, Uzman Çavuş Uğur Kurt, Uzman Çavuş Uğur Katran, Uzman Onbaşı Kadir Yıldız, Uzman Onbaşı Gökhan Orhan ve tır şoförü İsmail Akatay rejim güçleri tarafından, Rusya’nın mihmandarlığı altında şehit edilmişlerdir.<br>
Zalimler kana doymamış, şiddete ara vermemiş, evlatlarımıza akst etmeye devam etmişlerdir.<br>
Acılarımız henüz tazeyken, dün İdlib’den milli vicdanı heder eden, kederlendiren yeni şehit haberleri gelmiştir.<br>
İdlib’in Taftanaz Bölgesi’nde bulunan gözlem noktasında inşaatı devam eden havaalanı inşaatında çalışma yapan askerlerimize cani Esad güçleri topçu atışıyla saldırmıştır. <br>
Uzman Onbaşı Fatih Saylak, Uzman Onbaşı Enes Alper, Uzman Onbaşı İbrahim Halil Açıkgöz, Uzman Onbaşı Davut Özcan, Uzman Onbaşı İbrahim Albayrak şehit olmuş, beş kahramanımız da yaralanmıştır.<br>
Kanlı Suriye rejimi bir yanda masum sivilleri diğer yanda da Türk askerini hedef almıştır.<br>
Artık buna tahammül edecek halimiz kalmamıştır.<br>
Rejim güçlerine misliyle karşılık verilse de, yüreğimizin yangını katil Esad defolup gidesiye kadar soğumayacaktır.<br>
Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diliyor, ailelerine, milletimize, silah arkadaşlarına sabır ve başsağılığı temennilerimi iletiyorum.<br>
Türk milletinin sabrını sınamaya çalışanlar tarihin her devrinde ağır bedeller ödemişlerdir. <br>
Kaldı ki bundan sonra da ödemeye devam edeceklerdir.<br>
İdlib’de evlatlarımızı katledenler insanlık vicdanında çoktan mahkûm olmuşlardır.<br>
Esad katildir, suçludur, gayri meşrudur, husumetin kaynağıdır.<br>
Hem Suriye’yi hem de Türkiye’yi eşzamanlı idare etmeye, durumu kurtarmaya, kontrollü ve sürdürülebilir istikrarsızlık stratejisiyle bölgesel ve tarihsel emellerini gerçekleştirmeye çalışan Rusya iyi niyetli değildir.<br>
Hükümetin Rusya ile ilişkileri tekrardan gözden geçirmesi samimi dileğimizdir.<br>
Rusya, Suriye’deki çatışma ve gerilim ortamının sürekli ve sınırlı bir çerçevede devamını sağlayarak kriz ve kaos üzerine kendi hesap ve hedeflerini kademe kademe inşa etmektedir.<br>
Bunu görmek, bunu idrak etmek lazımdır.<br>
Ne Astana’dan, ne Soçi’den, ne Cenevre’den, ne de diplomatik temaslardan herhangi bir sonuç bugüne kadar çıkmamış, çıkması da beklenmemelidir.</p>



<p>Suriye ve diğer komşu ülkelerde haklının gücü değil, güçlünün hakkı revaçtadır.<br>
Gün silahın günü, gün vahşetin günüdür.<br>
Hukukun sözü çiğnenirken, hukuksuzluğun ve eşkıyalığın fermanı okunmaktadır.<br>
Zalimler kendi aralarında nüfuz alanları oluşturarak küçük ölçekli savaşların fitilini tutuşturmuşlardır.<br>
Dünya petrol rezervlerinin yüzde 62’sinin, doğalgaz rezervlerinin de yüzde 40’nın bulunduğu Ortadoğu güç bloklarının acımasız mücadelelerine sahnedir.<br>
Bize göre, Rusya’nın içinde olduğu antlaşma ve mutabakatlar bu ülkenin asıl hedefleri için ara istasyonlardır.<br>
Suriye, resmen olmasa bile Rusya’nın fiili sömürge ülkesi haline gelmiştir.<br>
Esad’ın yuları Moskova’ya bağlanmıştır.<br>
Demem odur ki, şehitlerimizin vebali saldırgan Suriye kadar buna ortam açan, perde gerisinde teşvik ve tahrik eden Rusya’nın omuzlarındadır.<br>
Bu gerçekle yüzleşmek şarttır.<br>
Suriye’de var olan krizi çözmek için siyasi ve diplomatik temaslar aldatmadır, masaldır, oylanmadır.<br>
Esad tahtından indirilmeden ne Suriye’ye ne de Türkiye huzur gelecektir.<br>
Türk milleti gerekirse, artık başka bir seçenek de görülmezse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalı ve zalimleri yerle yeksan etmelidir.<br>
Diyorum ki, yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad.<br>
Ocağımıza ateş düşürenlerin ocağı söndürülsün.<br>
Evlatlarımızı toprağa serenlerin hayat pınarları kurutulsun.<br>
Bugünün konusu hukuk mukuk değildir, zalimlerin tepesine Türk milletinin çelik iradesi inmelidir.<br>
Bilinsin ki, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.<br>
Bir Türk de dünyaya bedeldir. Nitekim muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda gizlidir.</p>



<p>Yurdu yaşatmak için can veren kahramanların intikamı mutlaka alınmalı, tertemiz şehit kanı yerde kalmamalıdır.<br>
Merak ediyoruz, uluslararası toplum ne duruyor, neyi bekliyor, neden suya sabuna dokunmuyor?<br>
Bir caniye, bir despota, bir vandala nereye kadar sabır gösterilecek?<br>
Esad savaş suçlusudur, mutlaka yargılanmalıdır, hak ettiği cezayı almalıdır.<br>
Türkiye’de tek adam rejimi var diyen, saray rejiminden bahseden yalancıların Suriye’deki belgeli ve delilli tek adamlık sistemine tepki göstermemeleri, üstelik katil Esad ile diyalog önerileri Baas’çı mantığın kimlere ve hangi oranda bulaştığının da ibretlik misalidir.<br>
Zulme zulüm diyemeyenler zalimlerin kuklasıdır. <br>
Ve de dökülen her kana ortaktır.<br>
Mehmetlerimizi şehit eden alçaklara ses çıkarmayıp Türk devletini ve hükümetini suçlayanlar, gönüllü Esad sözcülüğü yapanlar, Türk milletinin ruh köküne yabancı düşenlerden başkası değildir.<br>
Kılıçdaroğlu ve diğer Esad hayranları vatana ihanet içindedir.<br>
Esad’ın defterini dürmek varken, hatta bu sorumluluk ahlaki, tarihi ve hukuki bir mecburiyetken, temas ve görüşme önerisiyle avunanalar cinayete ve ihanete ortaktır.<br>
Esad devrilmelidir, zulüm şatoları yıkılmalıdır, katiller döktükleri kanların son damlasına kadar hesap vermelidir.</p>



<p>Değerli Arkadaşlarım,<br> Türkiye’miz yüksek risk ve tehlikelerle karşı karşıyadır.<br> Hainler milli varlığımızı tehdit etmektedir.<br> PKK/PYD/YPG/FETÖ/DEAŞ/ESAD ve emperyalist çevreler Türkiye’nin kuyusunu kazmaktadır.<br> Ne yazık ki, içimizde bunlara yardım ve yataklık eden işbirlikçiler vardır ve hüviyetleri bellidir.<br> CHP Genel Başkanı’nın takdir ve tasvip ettiği karanlık oluşumlar zehir saçmakta, ülkemizi uçuruma çekmektedir.<br> Bugünkü CHP yönetimi Türkiye düşmanları tarafından ele geçirilmiş, kafalarına da esaret çuvalı geçmiştir.<br> 4 Ekim 2019’da, partimizin Başkanlık Divanı kararıyla, CHP-HDP ilişkilerinin incelenmesi, CHP Genel Başkanı’nın suç teşkil eden fiili ve değerlendirmelerinin analiz ve araştırılması maksadıyla üç Genel Başkan Yardımcımızdan kurulan Komisyon görevini layıkıyla tamamlamıştır.<br> Partimiz iç bünyesinde oluşturulan bu Komisyon marifetiyle Kılıçdaroğlu hakkında 5 Şubat 2020 Çarşamba günü suç duyurusunda bulunulmuştur.<br> CHP’nin Genel Başkanı ve yönetimi milli güvenlik meselesidir.<br> İnanıyorum ki, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı gereğini yapacak, adalet yerini bulacak, maşeri vicdan müsterih olacaktır.<br> Kılıçdaroğlu, bugün FETÖ’nün siyasi ayağını açıklayacakmış.<br> Oysaki bir boy aynasına baksa ayağı da görecek, boyunu da görecektir.<br> Bugüne kadar FETÖ’nün siyasi ayağını devamlı gündeme getiren biz olduk.<br> Ancak bazıları her seferinde bizim düşüncelerimizi maksatlı biçimde çarpıttı, hedef şaşırtmaya çalıştı.<br> Dedik ki, şayet 15 Temmuz başarılı olsaydı, Yurtta Sulh Konseyi’nin siyasi ayağı kim olacak, ülkeyi kimler yönetecekti?<br> Yani Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, bürokratlar kimlerden teşekkül edecekti?<br> Mesela, Kılıçdaroğlu böyle bir durumda görev alacak mıydı?<br> Söylediklerimiz budur. Arayış ve cevabını aradığımız sorular da bu şekildedir.<br> Bizim çaycıyla, çorbacıyla, odacıyla, zabıt kâtibiyle işimiz yoktur.<br> Bunları konuşanlar cambaza bak oyunu içindedir.<br> FETÖ’nün Cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları kimlerdir?<br> Eğer bu melun isimler deşifre edilirse siyasi ayak ortaya çıkabilecektir.<br> TBMM’de herhangi bir kanun teklifi kapsamında değişiklik önergesi verenlere siyasi ayak yakıştırması bize göre hezeyandır, aklımızla alay etmektir.<br> Bu önergeyi hazırlayıp Meclis gündemine taşıyan milletvekilleri üzerinde kuşku yaratmak, bunların araştırılmasını istemek asıl hedef ve mücadeleyi kösteklemektir.<br> 26.Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ, 29 Ocak 2020’de bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalarla gündemin rotasını değiştiren malum iddialarda bulunmuştur.<br> Gerçekten de 29 Haziran 2009 tarihinde gece yarısından sonra verilen bir önerge üzerinde siyasi ayak tartışması odaklanmıştır.<br> Özellikle ve altını çizerek ifade etmek isterim ki, Milliyetçi Hareket Partisi 2009 ne söylemişse bugün arkasındadır, gene aynı noktadadır.<br> Ancak FETÖ’nün siyasi ayağı basit şekilde ve sadece bir önergeye imza atanların zan altında bırakılmasıyla geçiştirilemez, izah edilemez.<br> 5271 Sayılı Ceza Mahkemesi Kanununun 3’ncü maddesine eklenen fıkralardan birisi şu şekildedir:<br> “Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemesi durumunda soruşturmaları Cumhuriyet Savcıları, kovuşturmaları adli yargı mahkemeleri tarafından yapılır.”<br> Ayrıca, 5271 Sayılı Kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasının (a)bendi ile üçüncü fıkrasının son cümlesinde geçen “hali dahil” ibaresi “halinde” şeklinde değiştirilmişti.<br> Böylelikle muvazzaf askerlerin savaş ve sıkıyönetim hali dışında ağır cezalık suçlarına sivil mahkemelerin bakılacağı hükmü getirilmiştir.<br> Tartışmanın kaynağı da burasıdır.<br> Bizim bu değişiklikle ilgili çekince ve eleştirilerimiz bellidir.<br> Fakat, Sayın İlker Başbuğ yanlış bir yerde iz sürmektedir.<br> Şayet bugün eski uygulamaya dönülse, yani askeri mahkemeler kurulup, mesela Sincan ve Silivri’deki FETÖ’cü darbecilere tekrar yargılanma imkanı tanınsa doğabilecek tehditler hakkında bir fikir sahibi olan var mıdır?<br> 2009 yılının 25 Haziran’ındaki bir konuyu bugün yeniden kaşımanın kime ne faydası olacaktır?<br> Sivil mahkemelerin verdiği kararların ihlal ve inkarı nasıl bir gelişmeye kapı aralayacaktır?<br> Asker şahısların sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan önergeyi FETÖ’ye bağlamak, FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilişkilendirmek aşırı ve zorlama bir yorum değil midir?<br> Bu manasız tartışmayı tetikleyip tırmandırmak kimin işine yarayacak, hangi çevreleri rahatlatacaktır?<br> Bunların yanında, 26. Genelkurmay Başkanı görevdeyken FETÖ’cülerle mücadeleyi layıkıyla yapmış mıdır?<br> Bizim için siyasi ayak Yurtta Sulh Konseyi’nin yürütme kadrosudur.<br> Bunlar tek tek tespit edilirse, inanıyorum ki, FETÖ’cülerin, kriptocuların, hainlerin, Türk ve İslam düşmanlarının kökü kazınacaktır.<br> Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken hepinizi bir kez daha hürmetle selamlıyor, değerli milletvekili arkadaşlarıma Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum.<br> Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="http://www.ulkufm.com.tr/wp-content/uploads/resimid-38803881-3880388-IpSK.jpg" alt="" class="wp-image-1946"/><figcaption>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2020/02/11/mhp-lideri-bahceli-tbmm-parti-grubunda-konustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Parti Grubunda Konuştu.</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2019/07/09/mhp-lideri-devlet-bahceli-tbmm-parti-grubunda-konustu/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2019/07/09/mhp-lideri-devlet-bahceli-tbmm-parti-grubunda-konustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2019 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli Parti Grubunda Konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=1625</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi değerlendirdi. Konuşmasında MHP’nin üstlendiği önemli misyonu ve geçmişten bu güne yapılan yıpratma çabalarına dikkat çeken Bahçeli ; “Tarih içinde yönetim sistemleri değişti, yöneticiler değişti, çağlar değişti, yıllar yılları kovaladı devirler değişti; yeri geldi devletin adı farklılaşıp rejim değişikliği gerçekleşti; ancak Türk milleti [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>      Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi değerlendirdi. <br>      Konuşmasında MHP’nin üstlendiği önemli misyonu ve geçmişten bu güne yapılan yıpratma çabalarına dikkat çeken Bahçeli ; “Tarih içinde yönetim sistemleri değişti, yöneticiler değişti, çağlar değişti, yıllar yılları kovaladı devirler değişti; yeri geldi devletin adı farklılaşıp rejim değişikliği gerçekleşti; ancak Türk milleti varoluş kararlılığından, vakarıyla perçinlediği ilkelerinden, ülkülerinden ve ülkesinden asla taviz vermedi.” Dedi.<br>      Son seçimlerde birlikte hareket eden CHP, HDP ve İP üçlüsünün yanlışlarına dikkat çeken Devlet Bahçeli; “Leyleğin ömrü laklakla geçer, tıpkı zillete düşenler gibi. Bunu biliyoruz. CHP-HDP-İP siyasi üçüzünün, birbirinin çıkar cüzü olan zillet sacayağının günleri iftira ve izansızlıkla pekişir, bunu da görüyoruz.” Şeklinde konuştu.<br>   Oldukça önemli konulara değinen ve önemli açıklamalara yer veren Bahçeli, konuşmasında şu ifadelere yer verdi;<br>  “Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,<br> Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,<br> Değerli Basın Mensupları,<br> Meclis Grup Toplantımızın başında hepinizi muhabbetle selamlıyor her birinize üstün muvaffakiyetler diliyorum.<br> An itibariyle bizleri izleyen, dinleyen, takip eden bütün vatandaşlarımıza saygı ve şükranlarımı sunuyorum.<br> Dünden bugüne, devlet ve millet hayatında daha ileri, daha iyi, daha gelişmiş, daha güzel merhale ve menzile duyduğumuz özlem hiç azalmadı, hiç aksamadı, hiç de ara vermedi.<br> Özümüzü koruyarak, birlik ve dirliğimizi kollayarak yüksek hedeflere ulaşmayı istedik.<br> Hep bir adım önde olmayı gaye bildik.<br> Zamanın sorunlarıyla başa çıkabilmek, zalimlerin oyunlarıyla mücadele edebilmek için azmimizin ve ahlakımızın yörüngesinden sapma göstermedik.<br> Mesele milli bekamızın, milli varlığımızın güvenli, istikrarlı ve iradeli şekilde istikbale taşınmasıydı.<br> Bu itibarla arayışımız, çabamız, çalışmamız hiç bitmedi.<br> Türk milleti; zorlu bir coğrafyayı, üzerinde asırlarca hesap yapılan bereketli toprakları nice fedakârlık ve fazilet örnekleri sayesinde vatan yaptı.<br> Bir vatana sahip olmanın ağır bedelleri vardı, bu bedeller de destanlaşan şehadetlerle, devleşen kahramanlıklarla ödendi.<br> Türk milleti varlığına kefen biçen barbarlara, vandallara, haçlılara direne direne, her gün yeniden doğa doğa kurulan tuzakları bozdu, esaret senaryolarını yırtıp attı.<br> Milli yeminler çiğnenmedi, çiğnetilmedi.<br> Tarih içinde yönetim sistemleri değişti, yöneticiler değişti, çağlar değişti, yıllar yılları kovaladı devirler değişti; yeri geldi devletin adı farklılaşıp rejim değişikliği gerçekleşti; ancak Türk milleti varoluş kararlılığından, vakarıyla perçinlediği ilkelerinden, ülkülerinden ve ülkesinden asla taviz vermedi.<br> Caber’e giderken Fırat Nehri’nin koynunda ruhunu teslim eden Süleyman Şah’ın sancağı elden ele, gönülden gönüle taşınarak kıtalara uzandı.<br> Söğüt’te yakılan kutlu ateş tüm dünyaya ulaştı.<br> Filiz filiz büyüyen, fıtrat ve fikir gücüyle yükselişe geçen, müşfik ve müthiş bir yürekle sevdasını ve sedasını haykıran niyazlı bir millet tarihe sığmayıp taştı, haysiyetiyle asırların engellerini aştı. <br> Hangi dönem ve yüzyıl olursa olsun, kan aynı kandır. Kahramanlık aynıdır. Nitekim hedef de aynıdır, bu suretle milli ruh asırları kavramış, cihanı kuşatmış, beşeriyeti kendisine hayran bırakmıştır.<br> Türk milleti üzerinde yaşadığı aziz vatana tutunarak geleceğinin yol haritasını çizmiştir.<br> Bunu yaparken de karşılaştığı sorunlara teslim olmak yerine üstüne üstüne gitmeyi tercih etmiştir.<br> Kaldı ki bu tercihin içinde geri adım yoktu, alttan almak yoktu, gevşemek yoktu, yılgınlık yoktu, vazgeçmek yoktu.<br> Huşunet ve husumet karşısında hulus ve huzurun safında olduk.<br> İhanet ve işgalin karşısında inanç ve imanın yanında durduk.<br> Çözülmenin ve çöküşün karşısında birliğin, beraberliğin, bekanın hizasında toplanarak etten duvar çektik.<br> Fakat gene de pek çok badire ve belayla karşılaştık.<br> Zaman oldu, aklımıza gelmeyen ne varsa başımıza geldi.<br> Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi şöyle dursun, yıkımını durdurmak için çareler arandı, yollar açıldı, fermanlar hazırlandı, zincirleme reformlar yapıldı.<br> Ne var ki, 19.yüzyılda içine düştüğümüz anafor günbegün umutlarımızı çaldı, huzurumuzu kaçırdı, topraklarımızın kaybına neden oldu.<br> Lütfen dikkat buyurunuz, 3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı’ndan bugüne kadar geçen 180 yılda devlet ve millet hayatını istikrara kavuşturmanın, güvenceye almanın, düzlüğe çıkarmanın amansız gayreti içindeyiz.<br> Dışarıdan gelip yenemeyenlerin içeriden çözme denemelerine karşı hala direniyor, hala karşı geliyor, hala karşı çıkıyoruz.<br> Hükümran mazimize hasretiz, bunun düşünü kuruyoruz.<br> Hükmedilen değil hükmeden, istikamet verilen değil istikamet veren, önü alınan değil ön alan, ağza bakan değil ağzına bakılan bir ülke olmanın hayal ve hedefiyle mücadelemizi sürdürüyoruz.<br> Merhum Hocamız Erol Güngör’ün ifade ettiği gibi, geçmişin olaylarını manalı bir bütün halinde yorumladığımız anda meselelere tarih şuuruyla bakmamız mümkün hale gelecek, nereden gelip nereye gittiğimiz hakkında bir fikir sahibi olunacaktır.<br> Önemle ifade etmek isterim ki, tarih şuuru varsa, dün-bugün arasındaki rabıta kopmayacak, gelecek vizyonu canlı bir resim gibi önümüzde duracaktır.<br> 19.yüzyıl batmak üzere olan devasa bir geminin zaman zaman hatalı ve yanlış rotalara sapmış olsa da yüzdürülmesine ve yüzeyde tutulmasına sahne olmuştur.<br> Mahvımız demek olan malum akıbetin ertelenmesi, hatta ortadan kaldırılması için çok uğraşılmıştır.<br> Ancak niyetler halis olsa da, seçilmiş yöntemlerin, belirlenmiş sistemlerin milli gerçeklerle uyumsuzluğu, yabancıların tazyik ve telkiniyle reçete hazırlığı ve tedavi temini beklenmeyen pek çok menfi neticeye açık kapı bırakmıştır.<br> Kapı bir defa açılmaya görsün, sosyal bünyeyi zehirleyen, siyasal bütünlüğü zayıflatan ne varsa içeri dolmuş, her yeri kaplamıştır.<br> Tanzimat reformlarının yetersiz kaldığını iddia eden sömürgeci güçlerin kesif baskı ve kategorik dayatmalarının mahsulü olarak bu defa da 163 yıl evvel bir Şubat ayının 25’inde Islahat Fermanı ilan edilmiştir.<br> Bu da tutmayınca, 143 yıl önce Anayasa yapılmış, Meşrutiyet kümesinde kısa ömürlü de olsa parlamento açılmıştır.  <br> 1821’den 1897’e kadar Şark Meselesi üzerine sadece Fransızca yazılmış 2 bin 142 eser ortada duruyorken, çözüm ve çarenin ruh kökümüzün haricinde aranması çok ciddi sorun ve sıkıntıların doğmasına yol açmıştır.<br> Akif Paşa’dan Pertev Paşa’ya, Mustafa Reşit Paşa’dan Ali Paşa’ya, Fuat Paşa’dan Ziya Paşa’ya, aralarındaki gerilimin hiç bitmediği Mithat Paşa’dan Abdullah Cevdet Paşa’ya kadar pek çok devlet ve siyaset adamı Osmanlı İmparatorluğu’na kendi fikir örgüsü ve düşünce kalıbı çerçevesinde bir güzergâh çizmeye çalışmışlardır.<br> Ne kadar başarılı veya başarısız oldukları, maksat ve mizaçlarının neye hizmet edip nereye kadar işe yaradığı elbette tarihin konusudur.<br> Ancak bizim meselemiz arayışların hiç bitmeyişidir.<br> Aslında Nizam-ı Ceditle başlayan süreç pek çok kırılma, hezimet, isyan, savaş ve çözülmeyle birlikte adeta tarihin derin kovuklarına gömülmüş gitmiştir.<br> Sözde reformcu nazırlar arasında biteviye süren kavga ve anlaşmazlıklar, yabancı ülke sefirlerinin bitmek bilmeyen müdahaleleri, emperyalist ülkelerin bilenmiş komploları Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar devlet ve millet hayatını rehin almıştır.<br> Bu tablonun bir benzerine içinde bulunduğumuz zaman diliminde de şahit olmuyor muyuz?<br> Tarihten ibret aldığını söyleyenlere sormak isterim ki, hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?<br> Devleti yeni temeller üstünde canlandırma çabaları makus talihin kayalıklarına tehlikeli ölçüde çarpmış, reformlar tarihin tozlu raflarına kaldırılmak durumunda kalmıştır.<br> Miadı dolan devlet ve siyaset adamları gözden düşmek şöyle dursun, kah sürgünlere, kah zindanlara, kah idamlara maruz kalmışlardır.<br> Darbeler, mali iflaslar, israflar, bozgunlar, savaşlar, taht mücadeleleri, darboğazlar, sömürgecilerin oyunları, çağın akıntısına karşı kürek çekmeler zincirleme felaketleri tetiklemiş, feci derecede kamçılamıştır.<br> İç bütünlük sağlanamayınca, dış etkiler sonuç vermiş, Osmanlı İmparatorluğu fırtınaların kol gezdiği karanlık dehlizden sakin ve durulmuş limana bir türlü yanaşamamıştır.<br> Yeni bir yönetim ve hukuk sistemi vaaz eden Tanzimat, bunun devamı olan Islahat, bundan mülhem Meşrutiyet, hepsinin başarısız olmasıyla tarihin ve talihin parlak bir vetiresi halinde yükselen Cumhuriyet Türk milletinin var oluş mücadelesinin karar ve kader duraklarıdır.<br> İktisadi ve içtimai temelleri çürüyen, iradesi ve ifade kudreti çölleşen bir devleti pansuman tedbirlerle hayatta tutmaya çalışmak boşuna bir gayrettir.<br> Dünya siyasi tarihinde buna dair çok sayıda misal verilebilecektir.<br> İnanıyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır.<br> Tarihten çıkardığımız derslerle önümüze bakmaksak geçmişten daha ağır olaylara mahkumiyetimiz mutlak ve mukadder olacaktır.<br> Siyaseti kavga ve çıkar çatışmalarının merkez üssü haline getirmenin, milli birliği tahrip edip bekayı yok saymanın vahameti hepimize ağır ve acıklı fatura çıkaracaktır.<br> Başkalarına özenerek, başka başkentlerin büyüsüne kapılarak, Türklüğün ve Türk vatanın jeopolitiğini ihmal edersek, dahası Türk tarihinin çekim alanından koparsak, bilinsin ki, derin uçurumların önümüze açıldığını görmemiz kaçınılmaz hale gelecektir.<br> Her yüzyılın dimağı ve dinamikleri farklıdır.<br> Buna karşı hazırlıklı ve uyanık olmak şarttır.<br> Türk milletinin birinci ve öncelikli hedefi ne pahasına olursa olsun bekasını korumak olmalıdır.<br> Bunu yaparken siyasi ve ekonomik bağımlılığa yol açan kalıntı ve tortuları temizlemek, milli birlik ve dayanışma ruhunu pekiştirip güçlendirmek esas olmalıdır.<br> 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünün habis sonuçlarıyla hala meşgulüz.<br> Ederi bir dolar olan şerefsizlerin devlet ve toplum hayatında açtıkları dipsiz kuyuları kapatmanın mücadelesindeyiz.<br> Kuşkusuz FETÖ işgal girişiminin yıkıntılarını kaldırmakla da sonuna mesulüz.<br> Düşünebiliyor musunuz, İzmir’in Yunan işgalinden 97 yıl, İstanbul’un işgalinden 96 yıl sonra Türk vatanı az kalsın tam bir kabus ve karanlığa mahkum olacak, yeniden işgal kapanına sıkışacaktı.<br> 15 Temmuz’da yaşananlar tarihimizin çağrısını tekrar hatırlatmış, hepimize ihmal edilemez görev ve sorumluluklar yüklemiştir.<br> Demek ki, Türk vatanını işgal emelleri hala bitmemiştir.<br> Demek ki, küresel odakların mütecaviz akınları hala kesilmemiş, daha doğru bir ifadeyle kesilmeyecektir.<br> Bu nedenle hükümet sisteminin değişmesi, milli birlik ve beraberliğin tahkimi gerekiyordu.<br> Siyasetteki itiş-kakış son bulmalıydı.<br> Kutuplaşma en aza çekilmeliydi.<br> Cephe siyaseti değil toparlayıcı, kucaklayıcı ve kaynaştırıcı bir siyaset anlayışının kök salması temin edilmeliydi.<br> Tanzimat’tan bu tarafa süren arayışlar muhkem ve muhterem bir iradeyi mahfuz tutarak devrilmeden evrilmeyi başarabilmeliydi. <br> Parlamenter sistemden kaynaklanıp siyaset ve devlet hayatımızı doğrudan kuşatan kriz ve kaosların milli mutabakatla bitirilmesi, değilse bile hatırı sayılır ölçüde azaltılması en acil gündemdi.<br> Türkiye siyasi, ekonomik, diplomatik ve güvenlik sorunlarıyla boğuşurken, hızlı, verimli ve zamanlama hatasına düşmeyen bir yönetim ve idare sistemine kavuşturulmalıydı.<br> TBMM güçlendirilmeli, yasama-yargı ve yürütme arasındaki yetki kargaşasına, görev karmaşasına, sınır ihlallerine nokta koyulmalıydı.<br> Efradına cami, ağyarına mani bir hükümet sistemi inşa etmeliydik.<br> Çıkmaz sokaktan kurtulmak için gereği yapılmalıydı.<br> Tarihimizin sesine kulak verdik, coğrafyamızın politik müktesebatını titizlikle değerlendirdik, ecdadımızın hedeflerini rehber ettik.<br> Siyaseti köhneleştiren tıkanıklıklar, artan beka sorunları, ülkemizin küresel ve bölgesel düzeyde muhatap kaldığı tehditler, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşanan mücadele süreci sonucunda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hayata geçirilmiştir.<br> 16 Nisan 2017 Halkoylamasında aziz milletimiz yüzde 51,41 oy oranıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne evet demiş, bu yeni sistemi kabul ve tasdik etmiştir.<br> Böylelikle ülkemiz fiilen yeni bir sürece girmiştir.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin müellifi Cumhur İttifakı, mimarı ise elbette Türk milletidir.<br> Türkiye’nin çok nazik ve hassasiyet yüklü döneminde ortaya çıkan Cumhur İttifakı yalnızca seçim ittifakı değildir.<br> Bu şekilde tasavvur ve tahayyül de edilmemiştir.<br> Türkiye’ye karşı iç ve dış kaynaklı düşmanca muamele ve müdahaleler karşısında milli ve ahlaki bir duruş, duyuş ve tarihi direniş ruhudur.<br> Cumhur İttifakı’nın üzerinde yükseldiği zemin 7 Ağustos Yenikapı dirilişidir.<br> Bu diriliş ki, kaynağını ve kararını 15 Temmuz’da bulmuş, Türk milletinin muteber azim ve iradesiyle tezahür etmiştir.<br> Günlük siyasi hesaplar kenara itilmiştir.<br> Ortak akıl devreye girmiş, ezcümle tarihi kudret ayağa kalkmış, yeni bir hükümet sistemini hem mecburi kılmış, hem de yolunu açmıştır.<br> Milli kararlılık ve işbirliği sayesinde Türkiye’nin bölgesinde bileği bükülmez bir güç ve lider ülke haline gelmesi konusunda Cumhur İttifakı 2023 hedeflerine kilitlenmiştir.<br> Hedefimiz İla-yı Kelimetullah’tır, hedefimiz Kızılelma’dır.<br> Hatırlarsanız, Afrin operasyonu öncesi tankın üzerine çıkan bir kahraman askerimize istikamet neresi diye sorulduğunda verdiği cevabın milli vicdanda muhteşem bir yankısı olmuştu.<br> Alnı öpülesi bu evladımız demişti ki, “İstikamet Kızılelma”. <br> Ailene bir mesajın var mı diye sorulduğunda da yine kahramanca ve yüreklerimizi titreterek şöyle seslenmişti: <br> “Beklemesinler, bu vatanı kimse bölemez.”<br> Plevne’de sivrilen duruş bu duruştur. <br> Edirne’yi müdafaa eden ruh bu ruhtur.<br> Şıpka’daki cesaret bu cesarettir. <br> Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Büyük Taarruz’da ihanete, işgale, küfre, batıla, mülhide, müfside cüretkarlığının, soysuzluğunun ve şımarıklığının bedelini ödeten şuur bu şuurdur, bu asalettir.<br> İşte bu asalet ve şuur halinin siyasi ve ahlaki birliktelikle bezenmiş, billurlaşmış özeti Cumhur İttifakı’dır.<br>   Muhterem Arkadaşlarım,<br> 16 Nisan Halkoylamasının bir nevi güven testi ve en önemli dönemeci olan 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerine Cumhur İttifakı mührünü vurmuş, milli gönüllerde takdir ve teveccüh görmüştür.<br> Sayın Erdoğan yüzde 52,95 oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilirken, Cumhur İttifakı da yüzde 53,66’lık oy gücüyle TBMM’de sayısal ve siyasal çoğunluğu elde etmiştir.<br> Tam bir yıl önce, yani 9 Temmuz 2018’de, Sayın Cumhurbaşkanı TBMM’de yemin ederek görevine başlamış, ardından kısa süre içinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Birinci Bakanlar Kurulu’nu açıklamıştır.<br> Parlamenter sistemde hükümet kurulma sürecinde yaşanan uzun süreli gerginlik ve çalkantıların hiçbiri vasat bulmamıştır.<br> Hükümet süratle teşkil etmiş, ülke gündemine, temel meselelere odaklanmıştır.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi 9 Temmuz 2018’den itibaren resmen yönetim hayatımıza girmiştir.<br> Tanzimat’tan bugüne kadar geçen 180 yıllık sürede edindiğimiz birikim ve tecrübelerin kılavuzluğuyla, tarihimize ve kültürümüze en uygun hükümet modeline intikal sağlanmış, Türkiye Cumhuriyeti de üçüncü evresine eklemlenmiştir.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi 2023’ün emniyetli ana kulvarıdır.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milli misyon ve vizyonumuzla 2053 ve 2071 hedeflerinin temellerini kazacak, alt yapısını oluşturacak, siyasi uzlaşmayı kurumsallaştıracaktır.<br> Geride kalan bir yıllık sürede Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tutmuş, uyum ve uygulama süreci kazasız belasız mesafe almıştır.<br> Kimisi vardır, karanlığa sövüp sayar, kimisi vardır karanlıktan sızlanıp şikayet etse de nemalanmanın peşindedir.<br> Biz karanlığı gördük, bunu dert ettik, sonra da bir mum yakıp etrafı aydınlattık.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi geleceğin büyük ve güçlü Türkiye’sinin terennümü, tecellisi ve teminatıdır.<br> Türk milleti aradığı sistemi tarihimizin kuytularda kalan cevherinde bulup çıkarmasını bilmiştir. <br> Yeni sisteme alışma devresi de son derece uyumlu geçmiştir.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde hükümet krizleri yoktur.<br> Koalisyon çatlakları, güvenoyu virajları, yürütmenin yasama üzerinde ördüğü vesayet ağları görülemeyecek, bulunamayacaktır.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin önünü açmıştır.<br> Milli güvenliğimizle ilgili atik ve çevik kararların alınmasını kolaylaştırmış, devlette çift başlılığa neşter vurmuştur.<br> Güçlü devlet, güçlü millet, güçlü Meclis, güçlü yargı, güçlü Türkiye bir güneş gibi doğmuştur.<br> Yeni hükümet sistemiyle birlikte kalıcı siyasi istikrarın kilidi açılmış, hızlı ve etkin icraat sistematik olarak serpilip yerleşmiş, güvenli ve huzurlu Türkiye’nin ufku görülmüş, birlik ve uzlaşmanın alanı genişlemiştir.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla oturması, emekleme döneminden çok kısa zaman içinden çıkarak olgunlaşma aşamasına geçmesi, ilaveten ülkemizin demokratik, sistemik ve hukuki zırhı olması ana hedefimizdir.<br> Bu hedef için seferber edilecek anayasal, yasal ve idari imkanların saptanıp en verimli şekilde kullanılması, yeni sistemin karşısında duran çevrelerin olabildiğince yalnızlaştırılması beka düzeyinde önemlidir.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kökleşmesi, itibar ve inandırıcılığının genişlemesi maksadıyla belirlenecek milli stratejilere, siyasi ve hukuki eylem planlarına çok büyük ihtiyaç vardır ve ortadadır. <br> CHP’nin ucuz siyasi kafasına göre, Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıymış.<br> Yani partisiyle bağı kesilmeliymiş.<br> Sayın Kılıçdaroğlu, eğer biliyor ve inanıyorsa, Cumhuriyet tarihinde bize tek bir tarafsız Cumhurbaşkanı göstersin? <br> Yüreği varsa, bilgi ve görgüsü yetiyorsa tek bir numune isimden bahsetsin?<br> Devlet demek hukuk demektir.<br> Hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır.<br> Bununla birlikte taşıdığı ve işgal ettiği makam ve mevki ne olursa olsun her devlet ve siyaset adamı hukuka uymakla mükelleftir.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle devlet hayatında fiili-hukuki uyumsuzluk ve uygunsuzluk devri sona ermiştir.<br> Sahnenin önünde tarafsız, arkasında siyasi ve ideolojik saiklerle hareket eden Cumhurbaşkanları dönemi kapanmıştır.<br> Kim olursa olsun, mühim olan Cumhurbaşkanlığı sıfatını taşıyan değerli şahsiyetin, görevinin yeter ve gerek şartlarını objektif esaslara muvafık, hukuki ve ahlaki kurallara riayet ederek icra etmesidir.<br> Bugünkü hayat ve siyaset verileri ışığında diyebiliriz ki, mutlak bir tarafsızlık akıl ve mantık ölçüleriyle çelişecek, eşyanın tabiatıyla ters düşecektir.<br> Hz. Mevlana’nın “Ya göründüğü gibi ol, ya da olduğun gibi görün” tavsiye ve tembiği devlet hayatında 16 Nisan Halkoylamasıyla hukukileşmiş, 9 Temmuz 2018’den itibaren de resmileşmiş ve tescillenmiştir.<br> Sayın Kılıçdaroğlu’nun kıvranması, huzursuz olması, keyfinin kaçması, kriz ayinine çıkması amaçsız ve çarpık siyaset hastalığıdır.<br> Millet zillete rağmen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni sevmiş, benimsemiş, geleceğini bu yeni sistemde görmüştür.<br> Bor’un pazarı çoktan bitmiş, Niğde yolu görünmüştür.<br> CHP Genel Başkanı, devşirilmiş ve döne döne çula çaputa dönmüş siyasi iplikçilerle eski sistemin özlemini duyarken, tenakuzlara batmaktan da kendisini kurtaramamaktadır.<br> Aklıyla dili arasına kara kediler girdiğinden pot kırmanın yanında zor durumlara bodoslama düşmektedir.<br> CHP Genel Başkanı’nın, 5 Temmuz 2019 tarihinde İstanbul’a yaptığı bir ziyaret esnasında, gönlüne inen perdenin düşünme melekelerini de etkilediğine dinleyen herkes bizzat şahit olmuştur.<br> Sayın Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının siyasi çap ve çeperini genişletip “hıyarım var” diyen kim varsa tuz alıp koşmasından anlaşılan biraz ürkmüş, “ne oluyoruz, nereye düştük” sorusunu zannederim kendisine sormaya başlamıştır.<br> İstanbul’da sorulan bir soruyu şu ilginç ve her tarafa çekiştirilecek cevabı veren aynısıyla CHP Genel Başkanıdır.<br> Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki: “Eski sisteme dönülmesiyle ilgili bir talebimiz olmadı. Eski sistemden zaten biz de şikâyetçiydik.”  <br> Madem rahatsızdın, bu kadar beyhude çırpınışa ne gerek vardı?<br> Gül gibi geçinip gidiyordun, Merhum Neşet Ertaş’ın dediği gibi, “Nemize yetmiyor el kadar hasır” der dururdun.<br> CHP Genel Başkanı şafak vakti başka, karanlık basınca başka konuşmaktadır.<br> Yalan derseniz, çizmeyi aşmıştır.<br> Sayın Kılıçdaroğlu için bazen hüzünleniyorum, su alan teknesinin içinde ayağına geçirdiği dalış paletiyle yüzme hazırlığı yapmasını doğrusunu isterseniz hayretle takip ediyorum.<br> HDP’nin Meclis’e ittiği, CHP’nin çekiştire çekiştire koltuklarına oturttuğu ipçilerin aklına bakıyorsa, elde olta su dolu bardakta balık avına çıkması bile neredeyse an meselesidir.<br> İki ileri bir geri gide gide, ya uçtuğuna inanarak bir uçurumdan kendisini boşluğa bırakacak, ya da dolandığı iple Kandil’e tırmanıp bir mağara deliğinde başını yiyecektir.<br> Demedi demesin, beni dinlesin, gidişat hayra alamet değildir.<br> Sayın Kılıçdaroğlu için çember daralıyor, suyu ısınıyor, kader ağlarını dört bir koldan örüyor.<br> Eski sistemden şikâyetçi olduğunu ileri süren CHP Genel Başkanı, burada dursa iyi, bununla yetinse tamam, fakat bir kere yama dikiş tutmayınca dil döndükçe dönüyor, kendisini yalancı çıkarıyor.<br> Konuşmasının başka bir yerinde de diyor ki, “Güçlü, liyakatli bir devlet yapısıyla parlamenter sistem isteriz.”<br> “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı, ben annemi çok özledim, bugün 23 Nisan.” CHP Genel Başkanı’nın hal-i pür melali aynen budur.<br> Genel Başkanı’ndan rol kapmak için durum ve fırsat gözleyen İstanbul’un yeni Belediye Başkanı da, boş zamanlarında makamına uğrarken, geri kalan zamanlarında üstüne vazife olmayan her şeyle uğraşmaktadır.<br> İstanbul’u halletmiş olacak ki, Diyarbakır’a gitmek istediğini söyleyerek, “Bu toplumu barıştırmamız lazım” sözleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir.<br> Hatta dilinin altındaki baklayı çıkarmış ve şöyle konuşmuştur:<br> “Yarınlarda siyasette bir başka alanda başarı elde edebilir miyim sorusunun kriteri İstanbul’daki başarımdır.”<br> Maksat hizmet değil, gizli ve adrese teslim hesaptır.<br> Terörist Demirtaş hasreti ise bu şahısta günden güne kabarmaktadır.<br> Herkes iyi bilmelidir ki, bu toplumda, bu millette, bu ülkede küslük, dargınlık, kırgınlık olmadığı için barış ve barıştırma söylemleri tehlikelidir, fitneyi selamlamaktır. <br> Aynı zamanda şeytani bir üsluptur.<br> Türk milleti asırlar boyunca var olagelmiş köklü bir kardeşliğin, kaderde, sevinçte, anıda, acıda bir ve beraber olmayı başarmış kuvvetli bir iradenin beşeri kıvanç ve onurudur.<br> Bu kıvanç özenle korunacak, bu onur övgüyle yaşayacak ve yaşatılacaktır.<br> Yeni sistem olmuştur.<br> Yeni sistemin siyaset ve stratejisi el birliğiyle, güç birliğiyle Türk milletinin tamamını kucaklayacaktır.<br> CHP’nin takoz koyma hevesleri ters tepecektir.<br> Bilhassa vurgulamalıyım ki,<br> 15 Temmuz bir milattı, bir kavşaktı.<br> Biz Tanzimat döneminin hatalarına düşemezdik.<br> Kaht-ı rical, yani devlet adamlığı eksikliği var diyerek boş bahanelere sığınamazdık.<br> Tehditlere sırtımızı dönemezdik.<br>   Milli bekamıza pusu kuran alçaklarla gerekirse göz göze, gerekirse göğüs göğüse mücadele etmekten de korkamazdık, nitekim korkmadık, kaçmadık.<br> Aynı yollardan geçerek farklı bir sonuca ulaşılacağını düşünemeyiz.<br> Kendi içimizde bir olmazsak, iri olmazsak, diri kalmazsak bölünüp parçalanmamız katidir, kesindir.<br> Leyleğin ömrü laklakla geçer, tıpkı zillete düşenler gibi. Bunu biliyoruz.<br> CHP-HDP-İP siyasi üçüzünün, birbirinin çıkar cüzü olan zillet sacayağının günleri iftira ve izansızlıkla pekişir, bunu da görüyoruz.<br> Gafillerin evleri çökmüş, çatılarını gizlemeye çalışıyorlar.<br> Alan almış, satan satmış, kimin kimi Meclis’i soktuğu alenileşmiştir.<br> Artık söz bitmiş, ilişki, irtibat ve ittifaklar açığa çıkmıştır.<br>  Birbirlerini tam bulmuşlar, dibi yanık tencere yuvarlana yuvarlana küflü kapağıyla buluşmuştur.<br> Birbirlerine kefil olmuşlar, nasılsa işleri yok şahit olurlar, paraları bol kefil olurlar, CHP-İP-HDP’ye söylüyorum, bozacıdan kefil istemişler, şıracıyı göstermiş.<br>    HDP/PKK dersem siz İP’i anlayın, CHP dersem hemen Kandil’i aklınıza getirin.<br> Pensilvanya dersem hepsini birden gözünüzün önüne getirin, hatırınızda tutun.<br> Doğru duvarın eğri gölgesi olmazmış, ama bunların doğru tek yanları yoktur.<br> Ne yapsalar boştur, Türkiye’yi heba ettirmeyeceğiz.<br> Türk vatanını hüsrana uğratmayacağız.<br> Hodri meydan, bu vatan bölünmeyecek, bu devlet budanmayacak, bu bayrak buruşmayacak, bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli, nitekim ezanı susturmaya hiçbir bozguncunun gücü yetmeyecek.<br> Türkiye Cumhuriyeti’nin her karışında şehidimizin şühedamızın aziz hatırası vardır.<br> Şunu da biliriz ki, kahramanlık ruhun bedene karşı müstesna bir zaferidir.<br> Ruhu olmayanların, vicdanı olmayanların, mensubiyeti olmayanların uydur kaydır kahramanlık hikâyeleri kurnaz tilkinin aç tavuğa darı ambarı daveti yapması kadar akıl tutulması, hezeyan turudur.<br> Türk milleti kahramandır. <br> Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bu kahramanlığın ilelebet bayrak gibi dalgalanması hususunda Hakka, hakikate, halka, tarihe, şühedaya karşı son ferdine kadar sorumludur.<br> Sözlerimin bu kısmında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin birinci yılını heyecanla kutluyor, daha nice yıllar ve asırlarda var olmasını diliyor, milletime ve devletime ebedi saadet ve selametler temenni ediyorum.<br>   Değerli Milletvekilleri,<br> Türkiye sistem tartışmalarını uzlaşmayla bağlamış, seçim süreçlerini huzurla tamamlamış, esas gündem başlıklarını sırasıyla çözmek için harekete geçmiştir.<br> Milliyetçi Hareket Partisi bu süreçte Cumhur İttifakı’nın varlığını müdafaa ve hükümeti desteklemek için milli ve demokrasi mücadelesini inanmışlıkla sürdürecektir.<br> Geçtiğimiz hafta 12 yıllık bir dava nihayete ermiştir.<br> İstanbul 4.Ağır Ceza Mahkemesi 235 sanıklı Ümraniye Davası’nda tüm sanıklar hakkında beraat kararı vermiştir.<br> 12 Haziran 2007 tarihinde, Ümraniye’de bir gecekonduda bulunduğu iddia edilen 27 el bombasıyla soruşturmalar başlatılmış, FETÖ’cülerin sahte delillerle suç imal etmeleri ve organize hukuk katliamlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri maalesef hedef alınmıştı.<br> Darbe hazırlığı yapan, darbeye niyetlenen, demokrasiye kast etmek için el ovuşturan kim varsa haklarında her türlü cezai takibatın yapılması elbette mecburidir.<br> O tarihlerde sürekli ifademiz bu olmuştur.<br> Ancak Ümraniye davasının ilerleyen safhalarında görülmüştür ki, Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde alçak ve hain bir kurgu yapılmıştır.<br> Ümidim ve beklentim, gerçek darbe plancılarıyla masumların hiçbir şart altında yan yana getirilmemesi, bir ve aynı görülmemesidir. <br> Kozmik odaya girmek için uydurulmuş sözde suikast iddialarından tutun da Balyoz Davasına kadar pek çok hukuki süreç yıllar yılı devam etmiş, ülkemiz özel yetkili mahkemelerin tasallutu altına sokulmuştur.<br> FETÖ’cülerin yargı ve hukuk alanındaki ihanetleri hazin mağduriyetlere ve haksız mahkûmiyetlere neden olmuştur.<br> Türkiye’yi içten içe çürütmek için harekete geçen FETÖ’cü alçaklar şerefli Türk askerine kara çalmak, terörist yandaşlarına yer açmak için adeta saldırıya geçmişlerdir.<br> Bu dönem geride kalmıştır.<br> Duyarlı ve hassas olmamız gereken başlıca konu şudur: Hiçbir kurum ve kuruluş milli iradenin önünde ve üstünde değildir.<br> Devlet çarkı içindeki her kurum millete hukuk ölçüleri içinde ve verilmiş görevler çerçevesinde hizmet etmekle yükümlüdür.<br> Bilhassa Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınmasıyla başlayan tartışmaların tehlikeli bir seviyeye ulaştığı, krizseverlerin, kaos bekçilerinin gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, siyaset alanında ortaya çıktıkları görülmektedir. <br> Merkez Bankası Başkanı hükümet tarafından ataması yapılan bir bürokrattır.<br> Hiçbir bürokrat imtiyazlı değildir.<br> Görevini layıkıyla yapan kalır, yapamayan gider, devletteki işleyiş budur, böyle de olmalıdır.<br> Görevden alınan Merkez Bankası Başkanı’nı siper yapıp ekonomide felaket senaryosu yazanlar en hafif tabirle utanmasını kaybetmiş densizlerdir. <br> Bir dönem Kemal Derviş’in emir eri gibi çalışan CHP’li malum ismin, Merkez Bankası’ndaki görev değişiminin bedeli ağır olacak demesi kendisi ve bürokratik mazisi gibi kara mizahtır.<br> Merkez Bankası’nın bağımsızlığı başka bir şey, Başkanı’nın kurumsal hedeflere ulaşamadığından olayı hükümet tasarrufuyla görevden alınması başka bir şeydir.<br> Merkez Bankası Başkanı ayrıcalıklı değildir.<br> Fiyat istikrarı konusunda sorunlar varsa, enflasyonla mücadele tekliyorsa Banka kendisini gözden geçirmek, politika enstrümanlarını ve ekonomik müdahale araçlarını sorgulamak durumundadır.<br> CHP’nin ganimet avına çıkması art niyetliliktir.<br> CHP’li sözcüler dedikodu yapmak yerine şu sıralar moda haline gelen, cevabı da oldukça zor olan &#8220;Yeni doğmuş, sütle beslenen sığır yavrusuna ne ad verilir?&#8221; sorusunun cevabını aramaya koyulmalıdırlar.<br> Şıklar arasında bulunan “oğlak, sıpa, kuzu, buzağı” seçeneklerinden birisini tercih edebilecekler, arzu ediyorlarsa telefon jokeri veya çift cevap haklarını da kullanabileceklerdir.<br> Bize göre daha yararlı bir iş yapmış olacaklar, böylece zamanları da boşa geçmemiş sayılacaktır.<br> CHP inkar etse de, Türkiye ekonomisi bugün çok cepheli bir kuşatma ve saldırı altındadır.<br> Ekonomik tetikçiler, sermaye çeteleri, ulus ötesi şirket ve bankalar ekonomik operasyonun içindedir.<br> Türkiye’de ise CHP’nin ve diğer zillet partilerinin bu operasyona mihmandarlık yapmaları adamlık değildir, millilik değildir, doğru değildir, siyaset hiç değildir.<br> Biz tarafız, Türkiye’nin tarafındayız.<br> Onların hepsi gelsin, Allah’ın izniyle alayına yeteriz, hepsinin hakkından ve üstesinden kesinlikle geliriz.<br> Muhterem Arkadaşlarım,<br> Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi geçtiğimiz hafta skandal bir görüşmeye sahne olmuştur.<br> Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin özel danışmanı olan bir zatın YPG/PKK’lı bir teröristle masaya oturması, sözde bir eylem planına bu teröristle imza atması tarifi olmayan bir alçalmadır.<br> Türkiye söz konusu gelişme üzerine Birleşmiş Milletler makamları nezdinde derhal gerekli girişimlerde bulunmuştur.<br> Birleşmiş Milletler’in bir terör örgütünü resmi muhatap kabul etmesi terörizmle mücadeleyi köstekleyecek, küresel adaleti ve insanlık vicdanını sukutu hayale uğratacaktır.<br> Bir diğer skandal da PKK’lı bir teröristin Washington Post’ta karanlık makalesinin yayınlanmasıdır.<br> Türk milleti kanlı ve kirli emel sahiplerinin ne yapmaya çalıştığını, hangi şer ve sinsi hazırlıklar içinde olduğunu gayet iyi bilmektedir.<br> Hiçbir oyun Türkiye’yi tarihsel hak ve tezlerinden caydıramayacaktır.<br> Hiçbir tezgâh ve tuzak Türk milletine boyun eğdiremeyecektir.<br> İşte görüyorsunuz, son günlerde devamlı ülkemizi tehdit eden topal ördek Çipras sandıkta layığını bulmuş ve pılısını pırtısını toplayarak iktidardan göçüp gitmiştir.<br> Unutulmasın ki, öfke akıldan büyük olursa varılacak yer pişmanlıktır.<br> Yunanistan’da seçimi kazanan parti ve liderinin Türkiye’yle ilişkilerinin nasıl olacağını, Doğu Akdeniz ve Ege’deki gerilimlerin hangi boyutlara ulaşacağını zaman içinde net olarak görmek mümkün hale gelecektir.<br> Biz sabırlıyız, ama ayağımıza basanın da dalını kırarız.<br> Sinir uçlarımıza dokunan olursa alınlarını karışlarız, sınırlarımızı zorlayan çıkarsa Osmanlı şamarını indiririz.<br> Biz Türkiye’yiz, biz onuruna düşkün, bağımsızlığına vurgun büyük Türk milletiyiz.<br> Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken değerli milletvekillerimizi, muhterem misafirleri bir kez daha muhabbetle selamlıyor, en iyi dileklerimi sunuyorum.<br> Sağ olun,  var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2019/07/09/mhp-lideri-devlet-bahceli-tbmm-parti-grubunda-konustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-MHP Lideri Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında Konuştu</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2019/07/02/mhp-lideri-devlet-bahceli-tbmm-grup-toplantisinda-konustu/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2019/07/02/mhp-lideri-devlet-bahceli-tbmm-grup-toplantisinda-konustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2019 08:52:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli Parti Grubunda Konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=1615</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündeme ilişkin önemli mesajlar verdi. Konuşmasında ülkemizi ilgilendiren iç ve dış sorunlar hakkında açıklamalarda bulunan Bahçeli,Ülkemiz üzerinde oynanmaya çalışılan oyunlara dikkat çekti. Devlet bahçeli konuşmasında şu ifadelere yer verdi; &#8220;Muhterem Milletvekilleri, Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler, Medyamızın Kıymetli Temsilcileri, Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>         Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündeme ilişkin önemli mesajlar verdi. <br>  Konuşmasında ülkemizi ilgilendiren iç ve dış sorunlar hakkında açıklamalarda bulunan Bahçeli,Ülkemiz üzerinde oynanmaya çalışılan oyunlara dikkat çekti.<br>    Devlet bahçeli konuşmasında şu ifadelere yer verdi;<br>  &#8220;Muhterem Milletvekilleri,<br> Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,<br> Medyamızın Kıymetli Temsilcileri,<br> Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.<br> Ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımıza en iyi dileklerimi sunuyorum.<br> Bilindiği gibi Anadolu’nun bin yıl önce ecdadımız tarafından fethi yalnızca askeri başarıların eseri değildir.<br> Bu başarıyı kalıcı ve köklü hale getiren, fethin gönüllerde de gerçekleşmiş olması, insan sevgisi ve hakkaniyet üzerine kurulu yüksek ahlak nizamının kurulmasıdır.<br> Bir ülkenin vatanlaşması, yalnızca toprak kazanılmasından ibaret sığ bir düşüncenin ürünü değil, topraktan daha önce insanın kazanılmasını gerektiren daha insancıl, daha ahlaki bir derinliğin mahsulüdür.<br> Fetih kavramını alelade bir işgalden ve sömürge zihniyetinden ayıran ve ona manevi özellik kazandıran yegâne husus da budur.<br> Diyebiliriz ki, Anadolu coğrafyası silahtan önce gönüllerin fethi ve muazzam bir yönetim kudret ve sisteminin marifetiyle kazanılmıştır.<br> Bu kazanım dinamik bir süreçtir ve kendi içinde devinim halindedir.<br> Yurt olarak tuttuğumuz bu topraklar üzerinde daha istikrarlı bir yönetim sistemini, daha gelişmiş bir toplum yapısını, daha güçlü bir devlet gerçeğini inşa etmek için asırlar boyunca mücadele verilmiştir.<br> Fetih ruhunun geleceğe taşınması için bu mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir.<br> Mutlu, muasır ve müreffeh bir millet ve devlet seviyesine ulaşabilmek için her nesil az ya da çok, eksik veya fazla üzerine düşeni ifa gayretinde olmuştur.<br> Milli gaye, varoluşumuzun muhafazası ve müstakbele taşıma arzusuyla temellenmiştir.<br> Türk milletinin fetih ruhu hiç kesintiye uğramamıştır.<br> Bu ruh bizi biz yapan, bizi birbirimize bağlayan, üstelik kendi içimizle birlikte dışımızdaki hadiselere şuurla bakmamızı sağlayan duruş ve dirayetin fecridir.<br> İnsanlık sürekli bir arayışın içindedir.<br> Bu durum Türk milleti için de geçerlidir.<br> Sözünü ettiğimiz arayış kimi zaman törpülenmekte, kimi zaman torpillenmekte, kimi zaman da müessir ölçülerde tetiklenip teşvik görerek ilerleyiş hattını korumaktadır.<br> Ne var ki yerkürede henüz ideal bir devlet ve toplum düzeninin vasat bulduğunu söylemekten çok uzak olduğumuz düşündürücü de olsa bir hakikattir.<br> Yönetim sistemleri ayet hükmü değildir.<br> İhtiyaç hasıl olduğunda değişecek ve dönüşecektir.<br> Burada asıl mühim husus, yönetim sistemi üzerindeki analitik değerlendirmelerin, değişim taleplerinin maksat ve muhtevasının ne olduğuyla ilgilidir.<br> Sistem mimarisinin bileşenleri arasında denge ve uyum gözetilmeden, ara ve ana hedefler isabetle belirlenmeden, bundan da öncelikli olarak milli iradenin onay ve oluru alınmadan ezkaza atılacak her adım boşlukta kalacak, her hamle berhava olacaktır.<br> Hiçbir yönetim sistemi sabahtan akşama kurumsallaşıp kökleşmeyecektir.<br> Emek verilmeden, sabır gösterilmeden, ortak akıl ve çabayla mücadele edilmeden devlet ve toplum hayatının sistemsel olarak yeni baştan düzenlenmesi hemen olacak bir iş değildir.<br> Türkiye Cumhuriyeti 96 yıllık bir maziye sahiptir.<br> Yüzüncü yıldönümüne ulaşmasına da dört yıl kalmıştır.<br> 1923-1946 arasındaki tek parti dönemi imparatorluk bakiyesi yeni devletimizin ilk evresidir.<br> Bu evrede her ne kadar parlamenter sistemin teorik olarak uygulandığı iddia edilse de, pratikteki yansımaları takdir edeceğiniz üzere farklıdır.<br> İkinci Dünya Savaşı’nda sonra yeniden tesis edilen uluslararası siyaset ve ekonomik düzene uyum sancılarını, buna uygun davranma sorunlarını en aza indirme konusunda çözüm yolları aranmış, böylelikle Cumhuriyet döneminin ikinci evresi olan çok partili sisteme geçiş sağlanmıştır.<br> Bu ikinci evre 72 uzun yıl devam etmiştir.<br> Ancak yönetim sistemindeki aksaklık ve tıkanmalar, erkler arasındaki tehlikeli kayma ve kopuşlar, yaşanan kavga ve gerilimler devlet çarkının paslanmasına, karar süreçlerinin laçkalaşmasına neden olmuştur.<br> Darbeler, kutuplaşmalar, vesayetçi özlemler, statükocu emeller, ekonomik krizler, devlet ve toplum hayatını rehin alan istikrarsızlıklar elbette ve doğal olarak siyasi sorumluluk taşıyan bizleri yeni arayışlara itmiştir.<br> Kaldı ki hem tarihe, hem bugüne, hem de geleceğe karşı sahip olduğumuz görevleri ihmal edemez, yok sayamazdık. <br> Cumhuriyet’in kuruluşundan 93 yıl sonra Türkiye FETÖ işgal teşebbüsüne, senaryosu emperyalizm tarafından yazılmış kanlı ve karanlık bir operasyona direkt muhatap olmuştur.<br> 251 vatan evladımız şehit düşmüştür.<br> 2 bin 194 vatan evladımız ise bu hain darbe kalkışması neticesinde yaralanmıştır.<br> Kaleyi içten yıkmak isteyen, ülkeyi iç savaş ortamına sokmayı hedefleyen, demokrasiyi ve milli varlığı imhayı kurgulayan Pensilvanyalı teröristler eşine benzerine az rastlanır bir hıyanetle millete ve devlete kast etmek için devreye girmişlerdi.<br> Hamd olsun, Türk milleti tankların önüne yatarak, kanunsuz ve korsan şekilde uçurulan savaş uçaklarına ve helikopterlere meydan okuyarak istiklalini kurtardı, istikbaline sahip çıktı.<br> Söz konusu mücadele ruhu sokaklarda, caddelerde, meydanlarda, köprülerde devleşen milletin 15 Temmuz destanı olarak milli hafızalara kazındı.<br> Tutsak almak istediler, direndik.<br> Yıkmak istediler, engelledik.<br> İşgali denediler, analarından doğduklarına pişman ettik.<br> Çünkü biz; baş verse de başını eğmeyen, hiçbir zalime eyvallah etmeyen, hiçbir teröristten, hiçbir hain ve müstevliden aman dilenmeyen büyük Türk milletiyiz.<br> Bağımsızlık onurumuzu ayağa düşürmeyiz.<br> Milli bekamızı yedirmeyiz, yutturmayız, asla da çiğnetmeyiz.<br> Bu şartlar altında milli birlik ve bekamız tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yaygın bir musibete, yoğun bir tehdide maruz kalmıştır.<br> İşte böylesi bir ahval ve şerait içinde tarihin omuzlarımıza yüklediği ve ertelenmesi halinde çok ciddi mahsur ve maliyetleri olacak vazifemizi tatbik ve temin için kollarımızı sıvadık.<br> Parlamenter sistemle daha fazla mesafe alamayacağımız 15 Temmuz’da belli olmuştu.<br> Devletin hızlı karar alması, etkin ve verimli çalışması lazımdı.<br> Yasama, yürütme ve yargı arasında silikleşen sınır çizgilerinin belirgin ve berrak şekilde netleştirilmesi, bu üç erk arasındaki demokratik ayrımın belirginleştirilmesi büyük bir zorunluluktu.<br> Milli güvenliğimiz ağır baskı ve dayatmalar altındaydı.<br> İç ve dış sorunlarımız artıyor, tırmanıyordu.<br> Devlet yönetiminde varlığı malum olan fiili düğümün çözülmesi, bu suretle yasal ve anayasal bir hüviyete kavuşturulması gerekiyordu.<br> Sonuç itibariyle Türk milleti, 16 Nisan 2017 Halkoylamasıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne evet demiş, geleceğini bu yeni sistemde görmüş ve kabullenmiştir.<br> Türkiye Cumhuriyeti 16 Nisan 2017 itibariyle fiilen, 9 Temmuz 2018’de de resmen üçüncü evreye geçmiştir.<br> Önemle ifade etmek isterim ki, kefili milli irade ve Türk tarihi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi keyfi olarak kurulmadı. <br> Basit ve günlük siyasi dürtülerle harcı karılmadı. <br> Cılız ve çıkarcı emellerle çatısı örülmedi. <br> Günü kurtarma hesaplarının neticesi olarak içeriği ve rotası tayin edilmedi.<br> Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşama azminin, payidarlık iradesinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün aynen tecellisi ve tescilidir.<br> İlaveten siyasi istikrarın teminatıdır.<br> Yeni sistemle beraber barajın yüzde 50 artı 1’e çıkması muhkem ve muteber bir sayısal çoğunluktan daha çok müstesna bir uzlaşmayı, muazzam bir kucaklaşmayı sağlamıştır. <br> Türkiye aradığı parlak yönetim sistemini pek çok badireye uğraya uğraya, birçok sorunla boğuşa boğuşa sonunda bulmuş ve benimsemiştir.<br> Değişen rejim değildir.<br> Aksini iddia ve ilan edenler müfteridir, münafıktır, müptezeldir.<br> Sistem değişikliğini rejim elden gitti diyerek karalamaya ve kötülemeye yeltenenler iyi niyetten yoksun bozgunculardır.<br> Önümüzdeki 9 Temmuz günü yeni sistemin bir yılı dolmuş olacaktır.<br> Kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilke ve esaslarıyla oturması, kurum ve kurallarıyla güçlenmesi zaman alacaktır.<br> Dünya üzerinde hiçbir hükümet sistemi kısa sürede umut edilen fayda ve sonuçları tam manasıyla vermemiş, verememiştir.<br> Bu da son derece normaldir, beklenen ve ölçümü yapılan bir durumdur.<br> Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş sürecinde var olan uyum sorunlarının aşılması kaçınılmazdır.<br> Bize göre Türkiye’nin yönetim sisteminden kaynaklanan zafiyetleri son bulmuş, nihayete ermiştir.<br> Bu gerçeğe rağmen, sistem tartışmasını yeni baştan açmanın ne ülkeye, ne millete, ne de demokrasimize hiçbir yararı olmayacaktır.<br> Müflis tüccar nasıl eski defterleri karıştırıyorsa, iki yüzlü siyaset bezirganları da eski sisteme dönüş yollarını aramaya koyulmuşlardır.<br> Cumhuriyet Halk Partisi ile yanında yöresinde hizalanan icazetli partiler, sözde uzmanlar, yarım aydınlar, malum köşe yazarları yeni hükümet sistemini hedef tahtası haline getirmişlerdir.<br> Kerametleri kendilerinden menkul bu çevrelerin, parlamenter sisteme övgü üstüne övgü yağdırmaya başlayarak, son bir yıllık geçmişin bütün olumsuzluklarını yeni sisteme yükleme teşebbüsleri zeka özründen ziyade akıl eksikliği, ahlak zayıflığı, köhne ve kötürüm bakışın neticesidir.<br> Bunlar ne istiyorlar? Neyi amaçlıyorlar?<br> Koalisyonlar dönemine geri mi dönülsün?<br> Devletteki sonuçsuz güç ve yetki mücadeleleri yeniden mi alevlensin?<br> Bu şaşkın ve şuursuzlar nereye ulaşmayı düşünüyorlar?<br> 15 Temmuz’da başı ezilen işgal girişiminin farklı kanallardan, farklı bünye ve maskelerle tekraren tedavüle girmesini mi ümit ediyorlar?<br> Karar alma mekanizmalarının çatışmasını ve çökmesini mi arzuluyorlar?<br> CHP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı’nın partisiyle olan bağını sorgulayarak “Tarafsızlık referandumuna hazırız” diyor.<br> Türkiye durup durup referandum mu yapacak?<br> 16 Nisan’da Türk milleti iradesini göstermedi mi?<br> Daha neyin tarafsızlığından, neyin referandumundan bahsediliyor?<br>  Kılıçdaroğlu öncelikle Türkiye’nin karşı tarafında yer almasından dolayı nedamet getirsin, içine düştüğü vahim sapmayı, tehlikeli savrulmayı düşünsün, şahsı için dert etsin.<br> Eğer aklı varsa da kendine saklasın.<br> HDP’yle aynı tarafta olandan bizim duyacağımız hiçbir şey yoktur.<br> PKK’yla aynı bloğa girenden öğreneceğimiz bir şey olamayacaktır. <br> FETÖ’ye itiraz edemeyen, S-400 konusunda Türkiye’nin tezlerini savunamayan, bekayı bilmeyen, belaya kucak açan CHP Genel Başkanı’nın tarafsızlık çağrısı, referandum önerisi bize göre nevrotik bir vaka, tedavisi aciliyet arz eden tükenmişlik sendromudur.<br> CHP önce suyu bulandırmakta, sonra da bundan rahatsız olduğunu açıklamaktadır.<br> Bu siyaset tarzı çürüktür, güdüktür, güdümlüdür, bayağıdır.<br> Bilinmelidir ki, CHP’den hiçbir halt olmayacaktır.<br> Ruhunu CHP’ye satan İP’ten, yuları Kandil’e teslim edilmiş HDP’den bu memlekete, bu millete en küçük hayır gelmesi bile düşünülemeyecektir.<br> Bunlar zilletin sacayağıdır, Türk milleti bunları başından mutlaka savacaktır.<br> CHP demek kriz demektir, kaos demektir, kavga demektir, kargaşa demektir.<br> İster sevsinler, ister sevmesinler, durmayıp papatya falı açsınlar, baktılar olmuyor hemen tanıdık medyumlara koşsunlar, fakat ne yapsalar boştur, ne etseler nafiledir. <br> Çırpınışları da boşunadır.<br> Zira Türkiye’nin geleceği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir.<br> Bu gelecek de bir gün gelecek, millet zilleti eninde sonunda alt edecek, hakikat çirkefi ve siyaset çirkinliğini inanıyorum ki kalbura çevirecektir.</p>



<p>Değerli Milletvekilleri,<br>
31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerine derin anlamlar yüklemiş, her ortamda seçimle ilgili stratejik analiz ve yorumlarımızı samimiyetle ifade etmiştim.<br>
Demiştim ki, Zillet İttifakı tutunacağı bir dal bulursa 31 Mart’tan sonra bir kez daha sistem tartışması başlatacak, parlamenter sistem çığırtkanlığının dozajını arttıracak.<br>
Bu nedenle 31 Mart seçimi önemliydi, sandıktan çıkacak sonucun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne müzahir olması elzemdi.<br>
Mahalli idareler yönetimleriyle merkezi yönetim arasında gerilim ve çelişkinin olmaması toplumsal huzur, devlet hayatındaki düzen ve denge açısından önemliydi.<br>
Başını CHP’nin çektiği Zillet İttifakı’nın, büyükşehir belediyelerindeki mevzi kazanımları dikkate alıp Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni hedef alması ne kadar isabetli bir öngörüde bulunduğumuzu açıkça göstermektedir.<br>
Nitekim haklı çıktık.<br>
Çünkü biz bunların cibilliyetlerini ve ciğerlerini biliriz.<br>
Kafalarının arkasındaki sinsi ve gizli hesapları zamanında görür, değerlendirir, deşifre ederiz.<br>
Bunlar maya ve meşreplerinin gereği neyse onu yapmaktadır.<br>
Bir kez olsun bizi yanılttıkları da vaki değildir.<br>
Özellikle 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Seçiminden sonra yeni hükümet sistemine yönelik denetimli itirazların yükselip sanal tepkilerin çoğalması bir senaryonun tedavülüne işarettir.<br>
23 Haziran sonuçlarını Gezi Parkı’nın bir halkası görenler Türkiye’ye pusu kuran mihraklardır.<br>
Bu mihrakların meselesinin dört-beş ağacın sökülmesi, yeşilin ve çevrenin kirletilmesi olmadığı çok nettir.<br>
CHP zihniyeti Gezi Parkı komplosunun içindedir, bir kez daha yeşermesi için ortam kollamaktadır.<br>
7-8 Ekim olaylarının aktif ve cani provokatörleriyle aynı çizgidedir.<br>
Mehmetçiğe kurşun sıkanlarla aynı yolun yolcusudur.<br>
Geçtiğimiz hafta İdlib’teki gözlem noktalarımıza ateş açan ve bir kahramanımızı şehit edip üçünü yaralayan Esad rejimine sıcak ve dostanedir.<br>
Bu vesileyle geçen hafta ebediyete uğurladığımız kahramanlarımızla birlikte bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize şifalar diliyor, hepimizin başı sağolsun diyorum.<br>
Türkiye’nin kuyusunu kazmak için sıraya girenler yeni hükümet sistemini gözden ve gönülden düşürmenin peşindedir, bunun için de fitne-fesat üretimini hızlandırmışlardır.<br>
Görüşümüz bellidir, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin gelişmesi ve güçlenmesi için atılacak samimi ve dürüst adımların sonuna kadara yanındayız, arkasındayız. <br>
Ancak yeni hükümet sistemini birinci yılı bile dolmadan tahrip ve tahrif etme girişimleri Türkiye düşmanlarına zeytin dalı uzatmak, onlara el sallamak, karşılarında selam durmaktır.<br>
AK Partili bazı yöneticilerin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin eğer varsa aksayan yönleriyle ilgili kendi aralarında değerlendirme yapmaları doğaldır, ne var ki bunu kamuoyu önünde dile getirmeleri CHP’nin değirmenine su taşıyacaktır ve yanlıştır.<br>
Milliyetçi Hareket Partisi’nin buna rızası ve onayı yoktur.<br>
Tarafımız bellidir, o da Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletidir.<br>
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yaşaması için eğer bizden fedakârlık isteniyorsa mutlaka yapacağız, mücadele bekleniyorsa seve seve yerine getireceğiz.<br>
Sözümüzden caymayacağız, duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz.<br>
Biz ağzımızla konuşur, beynimizle düşünür, aklımızla kavrar, sevgimizle kucaklar, gönlümüzle coşar, yüreğimizle inanırız.<br>
İnandığımızı söyler, sonu ölüm de olsa dönmeyiz.<br>
Bayrağımızla gururlanır, şehidimizle ağlar, destanlarla bağlanırız.<br>
Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.<br>
Üç hilal muhteşem Türk tarihinin hatıra ve emanetidir. <br>
Ve de milli bekaya tıpkı tarihte olduğu gibi haysiyetle, hakikatle, korkusuzca sahip çıkacaktır.<br>
Her biri kutlu ceddimizin bin yıllık hükümranlığını temsil eden üç kıtayı ve üç kıtadaki beşeri kucaklaşmayı simgeleyen üç hilal, ay yıldızlı al bayrağın dalgalanması için elini de, gövdesini de taşın altına koymaktan çekinmeyecektir.<br>
Gururla sahip olduğumuz fikri ve siyasi müktesebat Türk-İslam jeopolitiğinin gerçeklerinin ve gelişmesinin eseridir, gelecekte ulaşmak istediğimiz ülkülerimiz bu sayede hayat bulacaktır.<br>
Türkiye sevdamızdır.<br>
Ülkemizi çözmek ve çökertmek için sudan bahane üretenleri, yapay sorun imal edenleri aziz milletimiz bilmekte ve görmektedir.<br>
Sistem tartışmaları demokratik vasıtalarla bitmiştir.<br>
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yozlaştırma çabaları ülkemize ihanettir.<br>
Parlamenter sistemle geldiğimiz yer bellidir, yaşadığımız tramvalar bilinmektedir.<br>
Özellikle 23 Haziran seçimine dayanarak, Türk siyasal kültüründe restorasyon ve reformasyon süreçleri başladı demek, bu yolla yeni sistemi yargılamak art niyetliliktir, akıl noksanlığıdır.<br>
31 Mart ve 23 Haziran’da yalnızca mahalli idareler seçilmiş ve belirlenmiştir.<br>
CHP’nin fırsatçılık yapması, fikirsiz ve faziletsiz İP’in ve diğerlerinin bu fırsatçılıktan menfaat ummaları gafilliktir.<br>
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türk milletinin kararıdır.<br>
Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir.<br>
Bu gerçeğin inkarı asla söz konusu edilemeyecektir.<br>
Egemenliğin sahibi aziz milletimiz 16 Nisan 2017’de kat’i sözünü söylemiştir.<br>
Bizim sözümüz Türk milletinin sözüdür.<br>
Bu söz yere düşmeyecek, Türkiye geriye sarmayacak, eskiye dönmeyecektir.<br>
Üç hilal, dün Ulubatlı Hasan’ın elinde bir fetih ruhuydu, bugün milliyetçilerin gönderinde yükselen bir hilaldir.<br>
Dün mehteranın elinde sallanan bir tuğ idi, bugün ise ihanete ve işgale dur diyecek son kutlu sancaktır.<br>
Hak eden ellerde anlam kazanmış, gönül veren milyonların ruhunda dalgalanmıştır. <br>
Allah’ın izniyle buna da devam edecek, her zaman dik duruşunu, tavizsiz duyuşunu sürdürecektir.</p>



<p>Muhterem Arkadaşlarım,<br>
Türkiye’nin üzerinde dikkatle durulması, tedbir geliştirip temkinli olunması gereken sorun alanları vardır.<br>
Çevremiz kaynamaktadır.<br>
Ülkemizin mücavir bölgeleri karmakarışıktır.<br>
Bu itibarla milli birlik ve dayanışma ruhumuzun diri olması daha önemli bir hale gelmiştir.<br>
Çünkü bütün hesaplar Türkiye üzerine yapılmıştır.<br>
Tüm dikkatler bize yönelmiştir.<br>
Fakat 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinden hemen sonra siyaset borsası hareketlenmiş, ismi bayatlamış kişilerin yeni parti kurma iddiaları ortalığı çalkalandırmıştır.<br>
Bir dönem Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış isimler birden bire yüksek sesle konuşmaya, kamuoyu hazırlamaya başlamışlardır.<br>
Bunların eleştirdikleri iktidar partisinin düne kadar tam göbeğinde yer alan isimler olması garip ve tuhaf bir çelişki olarak karşımızdadır.<br>
Ya yeni bir hal ya da izmihlal diyen zatın, bugün susma vakti değil çıkışı, yeni bir siyasete vurgu yapması zamanlama itibariyle oldukça manidardır.<br>
Bugüne kadar sanki hiç konuşmamış, yıllarca susma orucu tutmuş birisi gibi sızlanan bu eski siyasetçinin ülkemizin başına ne çoraplar ördüğü herkesin malumudur.<br>
Türkiye’nin çok cepheli sürdürdüğü mücadelesine bigane kalan, bunun yerine yeni bir halden bahseden eski başbakanın sistem eleştirileri gerçekten talihsizliktir, traji komiktir.<br>
Ülkemizi dipsiz uçurumların kıyısına kadar sürükleyip stratejik derinlikte boğulmasının atmosferini hazırlayanların farklı zeminlerde ortaya çıkmaları yalnızca yeni bir hale duyulan arzuyla açıklanamaz.<br>
Kaldı ki, Türkiye’nin yeni bir hale değil, yeni bir partiye değil, kararlı ve inançlı yürüyüşünü devam ettirmeye ihtiyacı vardır.<br>
Niyet sahipleri bilmiyor ve görmüyorlarsa ikazen kendilerine hatırlatayım; sosyal doku, siyasal bünye yeni bir parti kurulmasına kapalıdır.<br>
“Bugün susma vakti değil” diyenler, 23 Haziran günü İstanbul’da sandık başına gittiğinde “her şey çok güzel olacak” mesajı verenler aldıkları sufle her neyse, kulaklarına üflenen nelerse gereğini yapmaya başlamışlardır.<br>
Şunu unutmayınız ki, devlet ve siyaset adamı için vefa her şeyin önündedir.<br>
Dününe vefa duymayanların devletin geleceğinde pay sahibi olmaları, millete ve ülkeye onurluca hizmetleri mümkün değildir.<br>
Dahası bir insanda vefanın olması için önce vicdan ve yürek olmalıdır.<br>
Yeni parti kurmak isteyenler buyursun kursunlar.<br>
Nasıl olsa siyaset mezarlığına bir yenisinin daha ilave edilmesi önemsiz bir ayrıntı olacaktır.<br>
Adeta sütten çıkmış ak kaşık gibi konuşanlara tavsiyem, geçmişlerine bakmaları, yedikleri herzeleri, yabancıların gazına gelerek verdikleri zarar ve ziyanı görmeleri, biraz izanları varsa özeleştirilerini yapmalarıdır.<br>
Küresel güç merkezlerinin nabzına göre şerbet vermeye kalkışanlara bu milletin sırtı dönük, kapısı da sürgülüdür.<br>
Bu arada, FETÖ’yle irtibat ve iltisakı aleni olan sözde bir gazetecinin partimiz üzerinden spekülasyonlara inatla devam etmesi gözümüzden kaçmamıştır.<br>
Pensilvanya’nın Korusu geçtiğimiz hafta sonu yazdığı bir yazıda, MHP’yi yeni sistemden en karlı çıkan parti olarak değerlendirmiş, iktidar üzerindeki etkisinin de belirleyici ve dönüştürücü olduğunu iddia etmiştir.<br>
Ayrıca iktidar ittifakı içerisinde de MHP’yi kast ederek, küçük ortağın bu yeni sistemden büyük ortaktan daha fazla yararlandığını söylemiştir.<br>
Bu dil ayan beyan nifak dilidir.<br>
Bu ağız tıpkısının aynısıyla karanlık bir ağızdır.<br>
Pensilvanya elçisinin MHP’ye husumet beslemesi normaldir.<br>
Normal olmayan hala konuşması ve serbestçe gezmesidir.<br>
Bizim yeni sistemden karlı çıkalım diye bir beklentimiz ve hedefimiz olmadı.<br>
Buna en azından millet şahittir.<br>
Ancak zamanında FETÖ’den karlı çıkan, en fazla nemalanan, biti de epey kanlanan şahsın yaptıklarının ağır sonuçlarına şu ana kadar katlanmamış olması adalet ve milli vicdan adına büyük bir handikaptır.<br>
Bizim nüfus kütüğü Pensilvanya’da olanlarla yolumuz kesişmez, elimiz birleşmez.<br>
Birleşik Krallığın koruluğundan Pensilvanya koruluğuna geçen bir sözde gazetecinin yazdıkları, yazacakları, söyledikleri, söyleyecekleri bizim nazarımızda haysiyetsizdir, hükümsüzdür.<br>
Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletine adanmış gönüllerin, Türk-İslam ülküsüne bağlanmış imanlı yüreklerin yarım asırlık iftiharı, itibarı, göz nurudur.<br>
Milliyetçi Hareket Partisi önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben diyen fedakârlık numunesi dava insanlarının bayraklaşmış övüncüdür.<br>
Biz siyaseti ne alırız, ne veririz; ne kazanırız, ne kaybederiz seçeneklerine sıkışarak yapmayız, yapmadık, yapmayacağız.<br>
Beka deriz, sonuna kadar da arkasında dururuz.<br>
Türklük ve Türk milleti sevgimizi karalatmayız.<br>
31 Mart’tan önce beka diyorlardı, sonra beka rafa kaldırıldı diyen soytarılar ne bizi anlayabilir, ne bizden olabilir, ne de bizim gibi hissedip duyabilir.<br>
Kaldı ki, bugün beka sorunu düne göre daha ağırdır.<br>
Hele hele İmralı canisi ve örgütüyle Milliyetçi Hareket Partisi’ni kağıt üstünde bile yan yana getirenler derin bir şerefsizlik çukuruna düşen soysuzlardır.<br>
Bizim alnımız ak, sırtımız pek, vicdanımız müsterihtir.<br>
Milliyetçi Hareket Partisi 2023 hedeflerine kilitlenmiştir.<br>
Milliyetçi Hareket Partisi geleceğin büyük Türkiye’si, Lider ülke Türkiye amaçlarına hizmetle mükelleftir.<br>
Bilinmelidir ki, önümüzde seçimsiz geçecek dört yıl boyunca Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kökleşmesi ve güçlenmesi konusunda ne gerekiyorsa yapılacaktır.<br>
Yasal ve idari reformlara destek verilecektir.<br>
Ülke ve millet hayrına her müspet çalışmaya katkı sunulacaktır.<br>
Diğer yandan erken seçim yoktur, seçim sayfası 23 Haziranla birlikte 2023’e kadar kapanmıştır.<br>
Türkiye zorlu etapları el birliğiyle aşacaktır.<br>
Türk milleti tuzakları boza boza ilerleyecektir.<br>
Önümüzde hiçbir güç duramayacaktır.<br>
Türkiye’nin tarihi ve talihli yürüyüşünü hiçbir zalim durduramayacaktır.<br>
Sadağından çıkarılan ok mutlaka hedefine saplanacaktır.</p>



<p>Değerli Milletvekilleri,<br>
G-20’yi oluşturan ülkeler küresel ekonominin yüzde 85’ini, küresel ticaretin yüzde 75’ini, dünya nüfusunun da üçte ikisini oluşturan bir güce sahiptir.<br>
Bugüne kadar yapılan G-20 toplantılarının dünyanın içinde bulunduğu sorunların çözümünde hangi rolü oynadığı elbette çok boyutlu şekilde değerlendirilmektedir.<br>
28-30 Haziran 2019 tarihlerinde Japonya’nın Osaka kentinde yapılan G-20 toplantısında çok önemli gündem konuları görüşülmüştür.<br>
İklim değişikliklerinden göç meselesine, ticaretten teröre, küresel ekonomiden çevre sorunlarına kadar pek çok konu başlığı ülkeleri temsilen Osaka’da bulunan devlet ve hükümet başkanları arasında müzakere edilmiştir.<br>
Bizi ilgilendiren ise Türkiye’nin içinde olduğu temas ve görüşme trafiğidir.<br>
Şunu bir defa memnuniyetle söylemek isterim ki, Osaka’da Türkiye haklı ve meşru tezlerini muhataplarıyla cesaret ve inançla paylaşmıştır.<br>
Bilhassa S-400 hava savunma sistemi hakkında Sayın Cumhurbaşkanı’nın tavizsiz duruşu takdire şayandır. <br>
ABD Başkanı Trump’ın anlayışlı yaklaşımı iki ülke arasında gerilen ilişkilerin yumuşamasına neden olabilecektir.<br>
Sayın Erdoğan’ın, ABD Başkanı’nın yaptırımlar konusuna açıklık getirdiğini söylemesi, böyle bir şeyin olmayacağını duyurması çok olumludur.<br>
Trump’ın S-400 konusunun karmaşık olduğunu söylemesine rağmen Türkiye’ye adil davranılmadığını vurgulaması yerindedir, hakkımızın teyit ve teslimidir.<br>
ABD yönetiminin, ikili ilişkilere zarar vermeyecek şekilde S-400 meselesinin çözümüne hazır görüntü çizmesi siyasi ve ekonomik tansiyonu normale çekebilecektir.<br>
Bize göre ABD Başkanı’nın tutumu ve Türkiye’ye mesajları umut verici olsa da, temkini elden bırakmamak, her seçeneğe hazır olmak şarttır.<br>
Çünkü bu ülkenin verdiği sözleri çok çabuk unuttuğu bilinen bir gerçektir.<br>
S-400 hava savunma sistemi hem güvenliğimizi doğrudan ilgilendiren hem de egemenlik haklarımızla bağlantılı çok yönlü bir konudur.<br>
Ortaya çıkan mutabakat zeminini korumak, reel-politik dayatmalarla bu zeminin kaymasına mani olmak iki ülkenin çıkarınadır.<br>
Trump’ın Türkiye’nin tezlerini destekler nitelikte açıklama yapması, Obama yönetimini suçlaması Türkiye ile ABD arasındaki sertleşen ve soğuyan ilişkilere yeni bir sayfa açabilecektir.<br>
Ülkemizin S-400’den vazgeçmesi artık imkansızdır.<br>
Alacağımız ve hakkımız olan 116 adet F-35 savaş uçağının planlanan zaman içinde Türkiye’ye getirilmesi başlıca temennimizdir.<br>
Şu işe bakınız ki, hala S-400’ü almayın, felaket olur, sorun ve sıkıntı doğar yaygarası koparan içimizdeki müstevli hayranları, manda ve himaye özlemi çeken işbirlikçiler dedikodularını sürdürmektedir.<br>
Bunların alayı bir Amerikalıdan daha fazla Amerikancıdır.<br>
Bunlar görevlidir, köksüzdür, uzaktan kumanda edilmektedir.<br>
Türkiye’nin milli ve tarihi duruşunu savunmaktan aciz bu kişilerin siyaset ve bürokraside köşe başlarını tutmaları nasıl bir kuşatma altında olduğumuzu acıklı şekilde göstermektedir.<br>
Yabancıların ağzına bakanlar, emperyalizmin dümen suyunda hayat sürenler bu ülkeye, bu millete, bu devlete içten içe tuzak kuran vatansızlardır, bunların oyunları da mutlaka bozulacaktır.<br>
Binlerce yıl boyunca, kıtalar arasında zaman zaman bozulan güç dengelerini terazileyen devletlerin, paktların ve blokların varlığı, kuvvetin tek bir yapıda toplanmasına izin vermemiştir. <br>
Çok kutupluluk dünyanın stratejik tasarımına sürekli hâkim olmuştur.<br>
Alışılagelen bu tarihi süreç özellikle doğu bloğunun dağılması ve soğuk savaş yıllarının sona ermesi ile ortaya çıkan yeni durum karşısında ABD’nin tek kutup iddiasıyla ortaya çıkmasına, küreyi kendi isteğine göre şekillendireceğini zannetmesine yol açmıştır.<br>
Kendini rakipsiz gören küresel gücün dünyayı tek başına ve dilediğince tanzim etmeye dayalı bu düşüncesi, siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik ve diplomatik bir etki ve çekim alanı da uyandırmıştır. <br>
Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi maalesef ülkemizde de siyasetçilerin, bürokratların ve aydınların bir kısmı bu yeni anlayışı ve onun dayattığı değerler sistemini sorgusuz sualsiz benimsemişlerdir.<br>
Artık bu devran sonlanmıştır.<br>
Herkes hesabını buna göre yapmalıdır.<br>
Türkiye büyük bir ülkedir. <br>
Bunu görmeyen, göremeyen teslimiyetçiler kiralık vicdanlarının, korkak ve köle zihniyetlerinin ömürleri boyunca esiri olacaklardır.<br>
Türk milleti bağımsızlığına leke sürdürmeyecek, onun bunun tehdidine kulak asmayacak, pabuç bırakmayacaktır.<br>
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyor; Libya’nın doğusunda silahlı çetesiyle Türkiye’yi tehdit eden Halife Hafter’i şiddetle kınıyor, ülkemizin sabrını daha fazla zorlamamasını bu çürümüşe tavsiye ediyorum.<br>
Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2019/07/02/mhp-lideri-devlet-bahceli-tbmm-grup-toplantisinda-konustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahçeli; &#8220;Meğerse ne kadar da Cumhur İttifakı nedeniyle kuyruk acısı çeken varmış&#8221;</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2019/05/08/bahceli-megerse-ne-kadar-da-cumhur-ittifaki-nedeniyle-kuyruk-acisi-ceken-varmis/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2019/05/08/bahceli-megerse-ne-kadar-da-cumhur-ittifaki-nedeniyle-kuyruk-acisi-ceken-varmis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:44:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli Parti Grubunda Konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=1502</guid>

					<description><![CDATA[TBMM Parti grubunda konuşan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli,&#8221;İstanbul kanunsuzluğa teslim edilmemiştir. İstanbul sandık yolsuzluğuyla rehin alınamamıştır. Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre, Yüksek Seçim Kurulu kararları aleyhine başka bir merciye başvurulamayacağı açıktır, kesindir, bağlayıcı bir hükümdür. İstanbul seçimlerinde usulsüzlük tescil edilmiştir. Vakit seçimlerin yenilenme vaktidir. Bütün tartışmalar bitmiştir. Herkes YSK’nın kararına saygı göstermelidir. Bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>TBMM Parti grubunda konuşan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli,&#8221;İstanbul kanunsuzluğa teslim edilmemiştir. İstanbul sandık yolsuzluğuyla rehin alınamamıştır. Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre, Yüksek Seçim Kurulu kararları aleyhine başka bir merciye başvurulamayacağı açıktır, kesindir, bağlayıcı bir hükümdür. İstanbul seçimlerinde usulsüzlük tescil edilmiştir. Vakit seçimlerin yenilenme vaktidir. Bütün tartışmalar bitmiştir. Herkes YSK’nın kararına saygı göstermelidir. Bir arpa boyu yol alamamaktan bahsedenler art niyetlidir, sinsi hesap peşindedir. Hiç kimse ateşle oynamaya kalkışmamalıdır.&#8221;dedi. <br />Bahçeli Konuşmasında şu ifadelere yer verdi; &#8220;Değerli Milletvekilleri, Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler, Değerli Basın Mensupları, TBMM Parti Grup Toplantımıza başlarken hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan kardeşlerimize en iyi dileklerimi sunuyorum. Bugünkü grup toplantımızı mübarek bir dönemde yapıyoruz. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş olan kutlu Ramazan mevsimine ulaşmanın huzur ve sevincini yaşıyoruz. Bugün Ramazanın üçüncü günündeyiz. Ramazan ayımızın nice manevi güzelliklere vesile olmasını, mükâfatını yalnızca Allah’tan beklediğimiz oruç ibadetimizin kabulünü içtenlikle niyaz ediyorum. Aziz milletimizin, Türk-İslam dünyasının ve muhterem heyetinizin Ramazan-ı Şerif-i mübarek olsun diyorum. Bu kutlu ayın milli diriliş ve manevi toparlanmanın müjdesi, müstahkem bir uyanışın habercisi olması başlıca temennimdir. Türkiye’nin normalleşmeye ihtiyacı vardır. Türk milletinin huzura ve dirliğe duyduğu özlem ziyadesiyle fazladır. Sıkılı yumruklar açılmalıdır. Gerginlikler azaltılmalıdır. Gerilimler hafifletilmelidir. Gönüller alınmalı, dargınlıklar bir kenara atılmalıdır. Milli birlik ve kardeşliğimizin üzerindeki kâbus bulutları dağıtılmalıdır. Türkiye’mizin ufkunu perdeleyen, milletimizin umut ve heyecanlarını örseleyen ne varsa bertaraf edilmelidir. Mübarek Ramazan günlerinin hepimiz için bir muhasebe, bir murakabe dönemi olması başlıca dileğimdir. Tereddütle geçireceğimiz vakit kalmamıştır. Oyalanamayız, karanlık senaryoları alttan alamayız. Türkiye’nin katılaşan sorunlarının çözümü konusunda herkesin söyleyecek bir sözü, atacak bir adımı muhakkak surette vardır ve olmalıdır. Yeter ki, samimi olunsun. Yeter ki, ortak akla saygı duyulup riayet edilsin. Yeter ki iyi niyet hâkim ve hadim olsun. Kutuplaşarak mesafe alamayız. Kavgayla zaman kaybedemeyiz. Ya adil ve adaletli şekilde bölüşüp çok olacağız, aynı zamanda tok olacağız, ya da ağır ağır ve ağrılı şekilde bölünüp yok olacağız. Ya bir olup zalimlerin oyunlarını bozacağız, ya da teslimiyet anaforuna kapılıp bozguna uğrayacağız. Nitekim karşımızdaki seçenekler azalmıştır. Herkes aklını başına almalıdır. Bizim gidecek başka bir ülkemiz yoktur. Bizim terk edecek bir yurdumuz yoktur. Bizim kaybedecek devletimiz, vazgeçilecek insanımız da yoktur. Ne yapacaksak, neyi başaracaksak Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatarak, milli bekayı koruyarak yapacağız, mutlaka da başaracağız. Unutulmasın ki, birlikte çok daha güçlüyüz. Türk milletine diş bileyen, dibe inmesini bekleyen mihraklar dün kaybetti, tekrar şanslarını denerlerse, tekrar aynı hataya düşerlerse yine kaybetmeye mahkûm olacaklardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak safımız Türkiye’nin safıdır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin yeri sinesinden doğduğu Türk milletidir. Duruşumuz milletimizin engin ve tarihi duyuşundan ilhamını almıştır. Bir olmalıyız, beraber olmalıyız; cehil yuvalarına, cani emellere, çürük hedef sahiplerine hep birlikte Türk milletinin kudretini açıkça göstermeliyiz. İstersek, irademizi perçinlersek emin olun başarırız. İnanırsak, ülkülerimizin izinden yürürsek, kardeşliğimizi muhafaza edersek her engelin, her zorluğun, her zorbalığın üstesinden kolaylıkla geliriz. Günlük siyasi kaygıları artık bir kenara bırakmak lazımdır. Çıkar anlaşmazlıklarından sıyrılmak asıldır. Nefsin esaretinden kurtulmak, egoların, bencilliğin ve ben merkezli eğilimlerin yörüngesinden çıkmak acil bir ihtiyaçtır. Geleceğimizden tasarruf edemeyiz. Dün geçti, gerekli dersler çıkarıldı, sonuçlar alındı. Önümüze bakmalıyız, siyasi ve ekonomik bekamızı fedakârlıkla korumalıyız. Unutmayınız ki, geleceğini planlayamayan milletlerin hiçbir zaman bir parlak bir istikbali olmamış, olmayacaktır. Türk milleti ortak paydasında buluşarak azimle yürümeliyiz Hayallerimizin sınırı yoktur. Ülkülerimizin eşi ve emsali yoktur. Duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, mühürlenmiş kalplere tekraren hatırlatırım ki: Biz Türk milletiyiz, biz Türkiye’yiz, biz bin yıllık kardeşliğin bakiyesiyiz, binlerce yıllık Türk tarihinin bereketiyiz. Değerli Arkadaşlarım, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin hem kampanya dönemi münasebetiyle, hem de sandık sonuçlarının neden olduğu hukuki münakaşalar vesilesiyle uzun bir süre grup toplantılarımıza ara vermek durumunda kalmıştık. Çok şükür bugün yeniden bir araya gelmiş bulunuyoruz. Türkiye zorlu bir seçim sürecinden çıkmıştır. Seçim sonuçları ilgili değerlendirmelerimizi farklı zeminlerde yaptık, görüşlerimizi açıkladık. 31 Mart’ta milletimizin sandık yoluyla verdiği mesajları titizlikle analiz edip yorumladık. Bir kez daha söylemek isterim ki, 31 Mart’ın kazananı açık ara farkla Cumhur İttifakı’dır. Milli uzlaşmanın adresi, milli kucaklaşmanın adı Cumhur İttifakı olmuştur. Bu gerçeğin inkar ve ihlali mümkün değildir. Milliyetçi Hareket Partisi saygıya, takdire, tebrike layık müstesna bir başarıya imza atmıştır. Bize göre 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri düğümü çözmüş, hükmü vermiştir. Milletin sözünün üstüne söz söylemek imkânsızdır. 31 Mart’tan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi güçlenerek çıkmış, Cumhur İttifakı ülke bazında siyasi ve stratejik hedeflerine ulaşmıştır. Türk milleti iradesini göstermiş, kararını vermiş, konuyu kapatmıştır. Kaldı ki görüş ve kanaatimiz de bu yöndedir. Buna hürmet etmek asıldır, önemlidir. Ancak 31 Mart’tan hemen sonra iki boyutlu sıcak tartışma konusu derhal tezahür etmiş, siyasi gündemin seyir ve istikametini doğrudan etkilemiştir. Bu tartışmaların birinci boyutunda İstanbul seçimlerinin akıbeti bulunurken, diğerinde de Cumhur İttifakı’yla ilgili spekülasyonlar yer almıştır. 6 Mayıs 2019 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu İstanbul seçimleri ile ilgili haklı ve meşru itirazları görüşmüş, adaletli bir kararla milletimizin yüreğine su serpmiştir. Bu kapsamda İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimlerinde oluşan “Seçim sonucuna ve dürüstlüğüne müessir olaylar ve haller” nedeniyle 31 Mart’ta yapılan seçimin iptaline ve 23 Haziran’da da yenilenmesine karar verilmiştir. Yüksek Seçim Kurulu oy çokluğuyla hakkın, halkın ve hukukun tercümanı olmuştur. Bu çerçevede İstanbul seçimleri üzerinde yapılan tartışmalara son verilmiştir. YSK’nın söz konusu kararına elbette tartışmasız saygı duyuyoruz, herkesten aynı tavır ve ahlaki tutarlılığı bekliyoruz. YSK’nın vermiş olduğu kararı alenen karalamak, çarpıtmak, darbe olduğunu söylemek, kurul üyelerine çete üyesi, hukuk cinayeti işlediler gibi itham ve iftiralarda bulunmak kirli bir ağızdır, yanlı bir bakıştır, yanlış bir değerlendirmedir, sakat bir zihniyetin sızlanmasıdır. İstanbul seçimleriyle ilgili diğer kanaatlerimi seslendirmeden evvel Cumhur İttifakı’na yönelik sistemli, planlı ve bir amaca matuf tezgah ve tuzaklarla ilgili söyleyeceklerim vardır ve özet olarak şunlardan ibarettir: 31 Mart’tan sonra Cumhur İttifakı’nın bulanmasını, budanmasını, karışmasını, hatta kopmasını arzulayan müfsit ve münafık çevrelere adeta cesaret gelmiştir. Görülen odur ki, zillet cephesine figüranlık yapanlar beklenen tepkilerini peş peşe vermişlerdir. Sanki saklandıkları deliklerine çomak sokulmuş, sanki can havliyle dışarı fırlamışlar, ardından da fitne oklarını fırlatmaya başlamışlardır. Bunlar mayalarına ve mizaçlarına uygun olanı yapmışlardır. Aslında bu kimliksizlere çok görmüyoruz. İçtikleri süt neyse onun gereğini yapmışlardır. Şunu itiraf etmeliyim ki, bunları çok da ciddiye almıyoruz, ama böyle olunca da azıtıyorlar, şımarıyorlar, sırtı kaşınan keçiler gibi oraya buraya sürtünmeye, sağa sola bulaşmaya başlıyorlar. Bu nedenle zaman zaman bunların gevşeyen vidalarını sıkmak, bozulan ayarlarını yapmak, anladıkları dilden konuşmak mecburiyet halini alıyor. Ne yapalım, biz de üstümüze düşen görevi seve seve yapıyoruz. Zannederseniz ortada büyük bir sorun var da gizleniyor, üzeri örtülüyor. Zannederseniz Cumhur İttifakı tutmamış, sandıkta istediği sonuca ulaşamamış. Meğerse ne kadar da Cumhur İttifakı nedeniyle kuyruk acısı çeken varmış, ne çok müptezelin karın ağrısı bulunuyormuş. Televizyonları açın, balık istifine dönen, peşin satanlar gibi koltuklarına kurulmuş zavallı uzman yorumcuları görürsünüz. Bunlar çoğunlukla kazı koz anlarlar. Bal alacakları çiçeği bilirler, ama kanatları olmadığından bir türlü uçamazlar. Şahinlik taslayıp sinek avına çıkarlar, zaman olur, kedinin boynuna ciğer asıp yoruma başlarlar. Kağnı gölgesinde yürürler, kendi gölgesi sanırlar. Bilmeden çok şey söylerler, ama boş söylerler, kem söylerler, yalan söylerler. Bunların hepsini tanıyorsunuz, hepsini biliyor ve izliyorsunuz. Sosyal medyayı kurcalayın, gazete sayfalarını karıştırın, bir köşede kalemini nifaka, mürekkebini mühimmata, klavyesini dinamite çevirmiş sivri akıllı milliyetsizleri mutlaka görürsünüz. Atarlar, tutarlar, salladıkça ahlaken sallanırlar; ne var ki, anlama özürlüsü olduklarını saklayamazlar, cahil cüretkarlıklarını gizleyemezler. Bunlar, günlerce utanmadan, sıkılmadan, ar damarları çatlamışçasına MHP ile AK Parti arasında bir sorun varmış gibi yazıp çizdiler. İttifakın AK Parti’ye yaramadığını, MHP’nin AK Parti’nin altını oyduğunu hayasızca iddia ettiler, ahlaksızca ileri sürdüler. Durmadılar, Cumhur İttifakı bitti bitiyor yaygarası kopardılar. MHP’nin oy oranı yüze 18,81 ise AK Parti’nin de yüzde 35’tir dediler. Halbuki, il genel meclis seçiminde MHP’nin oyu yüzde 18,81; AK Parti’nin ise yüzde 41,61’dir ve iki partinin toplam oyu yüzde 60,42 düzeyindedir. Bu yalın gerçeği görmediler, göremediler, bir bakıma çılgına döndüler. 31 Mart’ta partilerin dün ile bugün arasındaki oy oranları arasında yapılacak en sağlık mukayesenin, nitekim gerçek temsil güçlerinin il genel meclis seçiminden almış oldukları sonuçlar olacağına akıl erdiremeyenler çürük ipte cambazlık yapmaya özenen gafillerdir. Bir ara “Kum torbası değilim” çıkışıyla rest çeken, sonra da Cumhur İttifakı’nı kast ederek “Mezara kadar sözünü en azından pazartesiye kadar değiştirmek lazım” diye çıkıntılık yapan zat bunlardan birisidir. Gıybet borsası kuruldu, dedikodu hissesi tavan yaptı. Bu sefiller, fitneye kucak açıp, fazilete sırt döndüler. Karanlığa saklanıp aydınlığı taşa tuttular. Maske takıp melaneti tırmandırdılar, zemzem diye zehri sundular. Bu çevreler verimsiz toprak gibidir; ne ekseniz çürütürler, ne verseniz yutarlar. Gelişmeler karşısında 1 Mayıs 2019 tarihinde yazılı basın açıklaması yaparak durduğumuz yeri, sahip olduğumuz düşünceleri, Cumhur İttifakı’na bakışımızı çok net şekilde kamuoyuyla paylaştım. Müfteriler hayal kırıklığına uğradılar. Yüzleri düştü, umutları söndü. Fitneciler mahv-ı perişan oldular. 29 Nisan 2019’da bir açıklama yaparak Cumhur İttifakı’nı bozacağımızı diline dolayan sahtekârlar, malum düzenbazlar şoka uğradılar, ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini şaşırdılar. Bilmeyen varsa yeniden söyleyeyim, Cumhur İttifakı Türk milletinin ta kendisidir, ruh kökünün mümtaz bir tecellisidir. Cumhur İttifakı Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbal meşalesi, istiklal nişanesidir. Bu meşaleyi söndürmeye, bu nişaneyi imhaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Cumhur İttifakı siyasi ahlakın simgesi, milli duruşun sinerjisi, 82 milyon Türk vatandaşının kaynaşma ve kucaklaşma siperidir. Cumhur İttifakı’nın bozulmasını dileyen, bunu bekleyen, bunun için faaliyet halinde olan kim varsa, herkes bilsin ki, karanlık ve kuytu köşelerde barınan, bir vesileyle tutunacak dal arayan devşirilmiş namertlerdir. Bunlara şerefiniz kadar konuşun desek, emin olun ki, ömürleri boyunca tek kelime edemezler, etmeye takatleri yetmez. Biliyor ve inanıyoruz ki, fitne-fesada bürünmüş insanlar iblisin yeryüzü suretleridir. Cumhur İttifakı’nın muhkem ve muteber sireti, bu iblis suretlerini her aşamada göğüslemeye, her seviyede karşılamaya irade kuvvetiyle vardır, sonuna kadar da hazırdır. Cumhur İttifakı’nın çözülmesini umanlar, Türkiye’yi çöküşe sürüklemek isteyen odaklardır. Bunlar bazen gazeteci kılığıyla karşımıza çıkarlar. Bazen eski siyasetçi kisvesiyle hareket edip gevezelik yaparlar. Bazen de aydın edasıyla afra tavra satarlar. Ama hepsi koftur, hepsi kinlidir, hepsi klinik vakadır, alayı birden kifayetsiz muhteristir. Zillet İttifakı’na en ufak itiraz etmezler, hatta açık ya da gizli tetikçiliğini yaparlar. Cumhurdan hazzetmezler, hasetlerinden heder olup giderler. PKK’dan, FETÖ’den, emperyalist komplo ve kuşatmadan rahatsız olmazlar, bilakis karambolden ne kopartırız, muhtemel kaostan ne kazanırız hevesiyle gerçek yüzlerini gösterirler. Mensubiyetleri hasarlı, vicdanları arızalıdır. Cumhur İttifakı üzerinde yapılan kirli yorumların alayı yalandır, aldatmadır. Cumhur İttifakı bugün dünden daha güçlüdür. Biz siyasi çetele tutmadık. Biz siyasi hesap yapmadık. Üç belediye eksikmiş, beş belediye fazlaymış demedik. İkbal kaygısına düşmedik, istikbalimizi ihmal etmedik. Siyasi çıkar gayesiyle ittifakımızın çatısını örmedik. Mert olduk, adam gibi tavır aldık, dik durduk, milli bekamızın etrafında çelikten irademizle birleştik, bütünleştik. AK Parti’yle ittifakımız birilerini niye rahatsız ediyor? Cumhur İttifakı’nın varlığı birilerini neden ürkütüyor? Bunların diline bakarsanız ballı şeker, kalpleri ise zehirli şekavet. Cumhur İttifakı’ndan PKK memnuniyetsiz, FETÖ huzursuz. CHP dünden hazımsız, İP deseniz o hepten kopuk ve keyifsiz. Cumhur İttifakı dediniz mi HDP’yi hafakanlar basar, Türk ve Türkiye düşmanlarının şaftı kayar. Çünkü Cumhur İttifakı Türkiye’nin yeni bir Çanakkale ruhu, Milli Mücadele hamurudur. Cumhur İttifakı, 7 Ağustos Yenikapı iradesi, yurdumuzu alçaklara uğratmamak için ayağa kalkmış milli ve tarihi şuurun haysiyetidir. Bize sadece Allah’tan korkmayı öğrettiler. Bizim başımız ancak Allah’ın huzurunda eğilir. Kula kulluk, zalime ortaklık, ihanete yardakçılık ne kitabımızda yazar ne de içimizde yaşar. Zillet İttifakı’na doğrudan veya dolaylı hizmet eden güruhun bizim için ne dediği, neyi söylediği, hangi iftiraları attığı aslında meselemiz değildir. Biz kimin kimle yürüdüğünü biliyor ve görüyoruz. Varsın çıkarcılar işbirliği yapsınlar. Varsın zillet güç birliği yapsın. Allah hakim, millet şahittir ki, biz bunların alayına yeteriz. Cumhur İttifakı olarak hepsinin bileğini bükeriz, hepsinin nefesini keseriz. Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve şahsıma nereden alıyor güçlerini diye soranlara hatırlatırım ki, gücümüzü sizlerin bilmediği, tanımadığı, inkar ettiği yerden alıyoruz, yani Büyük Türk milletinden. Değerli Milletvekilleri, Türkiye’yi ekonomik darboğaza çekmek isteyen fırsatçılar, kirli odaklar, zulüm ortakları devrededir. Döviz kuru üzerinden Türkiye tehdit edilmektedir. Ekonomik operasyon siyasi kumpasa eşlik etmektedir. Döviz kurunu bombaya çevirip refahımıza, büyümemize, ekmeğimize, geleceğimize direkt atanlara alkış tutmak, siyasi amaçlarla onların sözcülüğüne soyunmak vatana ihanet ölçüsünde bir suçtur. Türkiye ekonomisini hedef alanlara çıtını çıkarmayıp, batıyoruz, bitiyoruz, tükeniyoruz diyenler kesinlikle iyi niyetli değillerdir. Milli irade, mali ve ekonomik istiklalle perçinlenip kuvvet kazanacaktır. Türkiye’nin makroekonomik dengelerinin bozulmasından, imajının baltalanmasından, milli gelirin dolar bazında erimesinden adeta mutluluk duyanlar bu vatanın, bu milletin gerçek manada mensubu olamazlar. Bunlar bizdenmiş gibi görünseler de, bizim gibi duyamazlar, bizim gibi duramazlar. Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul seçimlerini görüşmeye başladığı andan itibaren yükselen döviz kuru, inen borsa endeksi neyin mesajıdır? Türkiye’ye ne söylenmek istenmektedir? Geçtiğimiz yılın Ağustos ayındaki dış bağlantılı ekonomik rezaletler henüz hafızalardaki yerini korurken, bu kez de, 31 Mart seçimlerine bir hafta kala bazı uluslararası bankaların, sermaye gruplarının, küresel tefecilerin döviz kurunu spekülasyonlarla yükseltme oyunlarını neye yoralım? Bu alçaklığı, bu düşmanlığı neye sayalım? Böylesi bir barbar hücumun neresinden memnun olalım? Buna nasıl seyirci kalalım? Şerefli bir kayıp şerefsiz bir kazançtan katbekat üstündür. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. CHP’nin, İP’in, HDP’nin eşzamanlı olarak ekonomik teröristlerin dolduruşuna gelip Türkiye’nin karşısında mevziye girmeleri sadece utanç vesikası değil, işbirlikçiliktir, ihanete yataklıktır, ilkel bir politik dürtünün eseridir. Türkiye vahşi bir saldırı altındayken buna duyarsız kalmak, bir adım ötesine geçip ekonomik tetikçilerle paslaşmak; dahası biber, patlıcan, patates edebiyatıyla işsizlik istismarı yapmak çarpıklıktır, vicdanen kiralanmadır. Türk milleti kıskaca alınmak, Türkiye’nin manevra alanı daraltılmak istenmektedir. Oyun içinde oyun vardır. Tehdit dalgası büyümüştür. S-400 Hava Savunma Sistemi alacağız diyoruz, alamazsınız, yapamazsınız, bedeli ağır olur diyorlar. F-35 savaş uçağının üretim sürecinde varız, dördünü de aldık diyoruz, S-400’ten vazgeçmediğiniz takdirde uçakları uçuramazsınız diyorlar. Ya F-35, ya da S-400 dayatmasıyla sabrımızı test ediyorlar. Bir yanda “NATO üyeliğinden çıkartırız” tehdidiyle irademize pranga vurmaya çalışıyorlar, diğer yanda 4-5 Nisan 2019’da Washington’da düzenlenen 70. NATO Zirvesi’nde sevimlilik gösterisi yapıyorlar. FETÖ terör örgütüdür, FETÖ elebaşını bize verin diyoruz; ne var ki, FETÖ’cüleri dini baskıya uğrayan Sünni Müslümanlar olarak tanımlıyorlar. Doğu Akdeniz’de, Türkiye kendi kıta sahanlığı içinde sondaj faaliyetleri yapar diyoruz, hak ve yetkileri olmadığı halde deniz sınırlarının nereden geçeceğini açıklayıp Rumların yanında hizalanıyorlar. Bununla da yetinmeyip Doğu Akdeniz’de önümüzü kesmek için plan üstüne plan yapıyorlar. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü sondaj faaliyetini durdurması yönünde haksız ve mesnetsiz çağrıda bulunuyor. Türk tarihinin hiçbir döneminde soykırım yoktur, 1915 olaylarına soykırım demek tarihi çarpıtmak, Türk milletine ihanettir diyoruz, bir tarafta büyük felaket ucubesini dillendirip diğer tarafta sözde soykırım anma günleri düzenliyorlar. Terör örgütlerine silah vermeyin, verdiklerinizi de geri alın, stratejik ortaklık ve NATO müttefikliği bunu gerektirir diyoruz, sanki duvara konuşuyoruz, sanki suya yazı yazıyoruz. İşlerine gelmedi mi Türkiye’ye ekonomik yaptırımlarla gözdağı veriyorlar, seçimler üzerinde polemik yapıyorlar, içişlerimize karışmaya teşebbüs ve tevessül ediyorlar. Demokrasi diyorlar, 30 Nisan Venezuela darbesine destek veriyorlar. Uluslararası hukuk diyorlar, egemenlik haklarımıza meydan okuyorlar, terör örgütlerini ülkemize karşı kışkırtıyorlar, Suriye’de yönetilebilir bir istikrarsızlığı diri tutuyorlar. İnsan hakları diyorlar, insan katillerine pişkince yardım ediyorlar. Özgürlükten bahsediyorlar, adaletten bahsediyorlar, ittifaktan bahsediyorlar, gelin görün ki, zulüm ve zalimlikle ittifaktan da vazgeçmiyorlar. Berat Kandili’ni idrak ettiğimiz 19 Nisan 2019’da dört kahramanımızın, Ramazan ayına girdiğimiz şu günlerde Azez’de, Hakkari’de ve Şırnak’ta sekiz kahramanımızın hayatlarına kast eden hain ve bölücü terör örgütleriyle aranıza mesafe koyun, terörle mücadelemize destek verin diyoruz, duymuyorlar, umursamıyorlar. Aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Diyorum ki, terörle mücadelenin bedeli ne olursa olsun sonuna kadar, gittiği yere kadar, dibine kadar sürdürülmeli, ihanetin kökü kurutulmalıdır. Karşımıza kim çıkıyorsa çıksın, teröristlerin arkalarında kimler duruyorsa dursun, hepsine hodri meydan. Cansa can, kansa kan, bedelse bedel, bu vatana, bu millete, milli bekaya feda olsun. Bütün bu gelişmeler karşısında ABD ve diğer muhasım ülkelerle nasıl dost ve müttefik olacağız? Hayat ve varlık haklarımıza cephe alan, nifak saçan, düşmanca muamele eden ülkelere nasıl olup da güveneceğiz, diyaloglarımızı hangi vasıtalarla güçlendireceğiz? Özellikle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler tarihinin en kötü seviyesindedir. Çoklu sorunlar iki ülke arasındaki irtibat ve temasları kırılma noktasına kadar bükmüştür. ABD, Türkiye’ye karşı psikolojik harp taktikleri uygulamaktadır. Bu ülke açık değildir, dürüst değildir, mert değildir, adaletli değildir, tutarlı değildir, samimi hiç değildir. Türkiye’yi NATO üyeliğiyle tehdit etmek, ekonomik yaptırım mesajlarıyla baskı altına almak düşmanlık ötesi bir uygulamadır. ABD’nin buna hakkı yoktur. Türkiye dostluğuyla aranan, düşmanlığıyla da korkulan bir ülkedir. Ne tuhaftır ki, ne CHP’den, ne İP’ten, ne de HDP’ten ABD’ye karşı en ufak eleştiri gelmemiştir. S-400 konusunda bile ABD’nin yanında duracak, gönüllü propagandasını yapacak kadar Türkiye’ye yabancı kalmışlardır. Bunlara zillet diyorsak boşuna değildir. Cumhur İttifakı’na dil uzatan ahmakların emperyalizme itirazları neredeyse yoktur. Üç maymunu oynuyorlar. Keçeyi suya salmışlar, farkında değiller. Milli vicdanda hüküm giymişler, haberleri bulunmuyor. Türkiye düşmanlarına göz kırpandan, gevşek durandan milli bir tepki duyulamaz, vicdanlı bir tavır görülemez, bu vatana, bu millete sadakat hissiyatı asla bulunamaz. Muhterem Milletvekilleri, Günlerdir İstanbul seçimlerini konuştuk. Günlerdir seçim yenilecek mi yenilenmeyecek mi sorusuyla meşgul olduk. İstanbul seçimlerine gölge düştüğü açıktı, ortadaydı. Sandık yolsuzluğuyla ilgili tespitler belge ve delilleriyle YSK’ya sunulmuştu. CHP ve peşine taktığı çıkar ortakları İstanbul seçimlerine hile karıştırmışlar, organize usulsüzlüklerin faili olmuşlardır. Sandık kurullarının oluşumunda büyük sorun ve şüpheler oluşmuştur. CHP’nin parti yöneticileri YSK’nın son karar için toplanacağı pazartesi gününe kadar, tehdit edici, terbiye dışı ifadelerle son kozlarını oynamışlardır. YSK üyelerine Kızılay’da yürüyemezseniz, yüzünüze tükürürler diyen CHP’nin çarpık bir grup başkanvekilidir. Yüce Divan hatırlatması yapan, sandıkta kazanılan bir seçimi masada çalmak için düğmeye basıldı diyen CHP’nin iflas etmiş sözcüsüdür. CHP’nin malum sözcüsü diyor ki; “Belediye başkanlarımızın sizin indirdiğiniz TC ibaresini tekrar oraya asmak mıdır beka meselesi?” CHP Genel Başkanı da dünkü grup konuşmasını perişan bir ruh haliyle yapmış, ipliği pazara çıkan, foyası ortaya dökülen bir zihniyet eşliğinde gerçekleştirmiştir. Konuşmasının bir yerinde, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi tabelasına Türkiye Cumhuriyeti’ni eklediğini ifade etmiş, bunun da bana kapak olduğunu söylemiştir. Sevsinler senin kapağını. Aferin çok güzel laf ettin, boynuna berat belgesini asarsın artık. Sayın Kılıçdaroğlu bilesin ki, kaynayan kazan kapak tutmaz, gazozuna oyun olmaz, şayet oynamaya kalkarsan aklın başından gider. Sana kapak çoktan oldu, ya duymadın, ya da duyurmadılar, geçmiş olsun. Laf dedi döndü kasnak, söz söyledi oldu eski çamlar bardak. Sayın Kılıçdaroğlu, kapak resmi sevilerek alınan kitap gibisin, dışın hoş gibi, duruşun loş gibi, için bomboş. CHP Genel Başkanı ve sözcüleri her şeyi yanlış anlıyor, atı arabanın ardına koşuyorlar. Önde TC tabelasını asarlar, arkada “YPG bize mi saldıracakmış” diyerek tıkır tıkır karanlık işlerine bakarlar. Önde şehit cenazesine katılırlar, arkada şehit yakınlarına terörist iftirası atarlar. Ön tarafta TC tabelasını koyarlar, arkada HDP’yle buluşurlar, Kandil’in destek mesajından mutluluk duyarlar. Önde Kuvay-i Milliye pozu verirler, arkada kuvay-i melanete kucak açarlar. Çünkü önde başka, arkada başkalar. Önce TC’yi asarlar, sonra da hıyaneti askıya çıkarırlar. Diyorum ki, sizin neyinize Türkiye Cumhuriyeti, varın gidin zilletin neferleri. Bilinmelidir ki, Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır. O zaman, YSK’nın iddiaları araştırmasından CHP’li yöneticiler neden telaşlanmışlardır? Nedir onları korkutan, gocunduran? CHP Genel Başkanı niye öfke patlaması yaşamıştır? İP’in başındaki şahıs niye su kaynatmıştır? HDP’yi hoplatan nedir? Adaletin yerini bulması sağlanmasın mı? Bu iş bitti diyenlere açık açık söylüyorum, hayır iş bitmedi, işte şimdi yeniden başlıyor. Dedik ki, son sözü hukuk söyleyecektir, son söz YSK’nındır. Yüksek Seçim Kurulu’nun vereceği kararı maşeri vicdana uygun olduktan sonra saygı duyacağımızı devamlı suretle seslendirdik. Israrla İstanbul’da seçimlerin yenilenmesinin hukuki bir zorunluluk olduğuna vurgu yaptık. Şaibe ve şüpheyle anılacak bir seçim sonucunun İstanbul’a hiçbir yararının dokunmayacağını ifade ettik. Önümüzdeki beş yıllık sürede bu tartışmalarla İstanbul’u boğamaz, ufkunu kapatamazdık. Çare milletti. Çıkış ve çözüm yolu demokraside aranmalıydı. Kaldı ki haksız, hukuksuz ve yolsuzluğa batmış bir seçimin kazanını olmayacak, kaybedeni ise tüm İstanbullu kardeşlerim olacaktı. Çok şükür Yüksek Seçim Kurulu yapılan itirazları görüşmüş, dörde karşı yedi oyla, yani oy çokluğuyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar vermiştir. Maltepe ve Büyükçekmece’yle ilgili itirazları da reddetmiştir. YSK’nın kararına akıllara ziyan ve darbe diyenler asıl siyasi cuntacıdır, gerçek sicilli darbe severlerdir. YSK üyelerini isim isim hedef gösterip çete mensubu, satılık adamlar, kul hakkı yiyenler, hukuk cinayetinin failleri diyen kim varsa millet hasımı, itibar celladı, demokrasi hazımsızıdır. İstanbul kanunsuzluğa teslim edilmemiştir. İstanbul sandık yolsuzluğuyla rehin alınamamıştır. Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre, Yüksek Seçim Kurulu kararları aleyhine başka bir merciye başvurulamayacağı açıktır, kesindir, bağlayıcı bir hükümdür. İstanbul seçimlerinde usulsüzlük tescil edilmiştir. Vakit seçimlerin yenilenme vaktidir. Bütün tartışmalar bitmiştir. Herkes YSK’nın kararına saygı göstermelidir. Bir arpa boyu yol alamamaktan bahsedenler art niyetlidir, sinsi hesap peşindedir. Hiç kimse ateşle oynamaya kalkışmamalıdır. 23 Haziran’da milli iradenin tam, eksiksiz, hilafsız ve hilesiz sandığa yansıması hepimizin boynunun borcudur. Geçtiğimiz Pazar günü açıkladığım gibi, seçim gününe kadar karargâhımızı İstanbul’da kuracağız. Bilinsin ki, İstanbul’a mitili atacağım. Bütün teşkilatlarımızla, bütün imkân ve gücümüzle İstanbul’da çalışacağız, İstanbul’un geleceğini heba ve israf ettirmeyeceğiz. İnanıyorum ki, Cumhur İttifakı hukuka uygun, şeffaf ve temiz bir seçimle İstanbul’da hak ettiği başarıya inşallah ulaşacaktır. Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı hayırlı olsun diyorum. 23 Haziran kutlu olsun dileğimi aziz milletimle, tüm İstanbullu kardeşlerimle paylaşıyorum. Şimdide bir cümle daha kurmak istiyorum. Yargıya çete diyen sözde bir partinin genel başkanı sıfatını taşıyan ve milletvekili olan sana sesleniyorum gel dokunulmazlığın kaldırması için bir talep ver ilk oyu ben vermezsem namerdim diyorum Sözlerime son verirken hepinizi bir kez daha hürmet ve muhabbetle selamlıyor, çalışmalarınızda üstün başarılar diliyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2019/05/08/bahceli-megerse-ne-kadar-da-cumhur-ittifaki-nedeniyle-kuyruk-acisi-ceken-varmis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
