<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MHP genel MHP Haberleri &#8211; Radyo Ülkü FM 100.1 Konya</title>
	<atom:link href="https://ulkufm.com.tr/tag/mhp-genel-mhp-haberleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulkufm.com.tr</link>
	<description>Gönüllerin Radyosu</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Oct 2021 16:24:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>
	<item>
		<title>-MHP Lideri Önemli Açıklamalar Yaptı</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2021/10/06/mhp-lideri-onemli-aciklamalar-yapti-2/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2021/10/06/mhp-lideri-onemli-aciklamalar-yapti-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2021 16:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MHP TBMM grup konuşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulkufm.com.tr/?p=7424</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi 27. Dönem 5. yasama yılının ilk Grup toplantısında konuşan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı konuşma ile gündemi ilgilendiren birçok konuda nemli açıklamalar yaptı. MHP Lideri Konuşmasında Şu ifadelere yer verdi; “Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Medyamızın Muhterem Temsilcileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 27’inci Dönem 5’inci Yasama Yılı’nın bu ilk grup [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi 27. Dönem 5. yasama yılının ilk Grup toplantısında konuşan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı konuşma ile gündemi ilgilendiren birçok konuda nemli açıklamalar yaptı.</strong><br />
MHP Lideri Konuşmasında Şu ifadelere yer verdi;<br />
<strong>“Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Medyamızın Muhterem Temsilcileri,</strong><br />
<strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 27’inci Dönem 5’inci Yasama Yılı’nın bu ilk grup toplantısında sizleri en kalbi duygularla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı paylaşıyorum.</strong><br />
<strong>Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda birlik ve dirlik mücadelesi veren değerli kardeşlerimize halisane duygularımla selam ediyor, şükranlarımı sunuyorum.</strong><br />
Allah’tan niyazım, her vatandaşımızın, her kardeşimizin işini kolay, bahtını da açık etmesidir.<br />
Yaklaşık 2,5 aylık aradan sonra Gazi Meclis’imizin tekrar çalışmaya başlamasından duyduğum memnuniyeti bilvesile ifade ediyor, yeni yasama yılının en başta egemenliğin sahibi aziz milletimize, bununla birlikte saygıdeğer milletvekillerine ve parti gruplarına hayırlı olmasını diliyorum.<br />
K<strong>ılı kırk yaran tecrübi bir aklın rehberliğinde, bağımsız bir vicdanın ve hür bir kafanın eşliğinde, uyanık bir şuurun yol göstericiliği altında, ufuk ötesini kavrayan bir fikir aydınlığıyla dava ve siyaset mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.</strong><br />
<strong>Zan ve zehaptan uzak, önyargıdan ve vehimden azade, tutuk ve tufeyli bir duruştan ayrı sağlam bir duruş ve duyuş zenginliğiyle “ülkemize ve milletimize daha fazla ne yapabiliriz”, sorusunun cevabını arıyoruz.</strong><br />
Bunu ısrarla, inançla, itinayla yapıyoruz.<br />
Huzur diyoruz, huzurlu bir geleceğin kilitlerini açmak için çırpınıyoruz.<br />
İnsanı huzursuzluğa iten asıl hususun, cevabını bulamadığı veya bulsa bile mevcut şartlarda içinden çıkamadığı kronik soru ve sorun alanları olduğunu biliyoruz.<br />
Söz konusu bu huzursuzluk halinin, aynı zamanda tatmin edici cevabı bulunamamış sorunların ve de zihni kurcalayan soruların varlığına işaret ettiğinin de farkındayız.<br />
Bizim her soruya verilecek bir cevabımız, her soruna yönelik çözüm önerilerimiz vardır, her zaman da milletimizin emrine ve hizmetine bilaistisna amadedir.<br />
Böylesi bir müktesebat ve mukavemet ışığında, taşıdığımız sorumlulukların fevkinde hareket etmeye kararlıyız.<br />
Teslimiyet anaforuna düşmeden, taviz çukuruna devrilmeden yolumuza ve tarihi yolculuğumuza şevkle devam edeceğiz.<br />
Çok şükür, istikameti sıratı müstakim olanlardanız.<br />
İradesi sıradağlar gibi duranlardanız.<br />
Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin sesidir.<br />
Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin beka siperidir.<br />
Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı’yla birlikte Türkiye’nin muazzam sinerjisi, akıl ve gönül enerjisidir.<br />
<strong>TBMM’nin bu yeni yasama yılında Cumhur İttifakı olarak Türkiye’mize yapacağımız, sağlayacağımız ve kazandıracağımız pek çok yasal düzenleme, insanımızı huzur, refah ve esenliğe kavuşturacak yine pek çok sayıda adım ve kararımız olacaktır.</strong><br />
<strong>Bildiğiniz üzere, parti olarak Eylül ayıyla birlikte sahadaki temas ve çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.</strong><br />
<strong>Siyasi faaliyetlerimizi ülkemizin her köşesine nüfus ve sirayet edecek şekilde yaygınlaştırdık.</strong><br />
Detaylarıyla planlayıp hayata geçirdiğimiz bölge istişare toplantılarımız vesilesiyle 81 ilimizin tamamına ulaştık.<br />
4 Eylül 2021 tarihinde Afyonkarahisar’da başlayan istişare toplantılarımız devamında 9 ayrı bölgeyi kapsamış ve çok başarılı sonuçlar ortaya çıkarmıştır.<br />
Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımızın koordinesinde; Başkanlık Divanı üyelerimiz, Meclis grup yöneticilerimiz, milletvekillerimiz, Merkez Yönetim ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimiz, il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız ve teşkilatlarımızın diğer tüm kademelerinin katılımıyla toplantılarımız ifa ve icra edilmiştir.<br />
Siyasette var olmanın ön şartı, önce bu oluşun bilincine varmak, müteakiben gereğini ülkenin tüm sathında samimiyetle yerine getirmektir.<br />
Salgın şartlarını titizlikle dikkate alarak düzenlediğimiz bölge istişare toplantılarımız hamd olsun canlı, coşkulu, düzenli, disiplinli, verimli şekilde geçmiş ve nihayetlenmiştir.<br />
B<strong>u vesileyle bütün dava arkadaşlarımı yürekten tebrik ediyorum.</strong><br />
<strong>Milliyetçi Hareket Partisi yaparsa en iyisini yapar.</strong><br />
<strong>Nitekim davamızın haklarını layıkıyla savunacağız.</strong><br />
<strong>Vatan ve millet sevdasının bayraktarı olacağız.</strong><br />
<strong>Başarmanın sınırı, mücadelenin de sonu yoktur.</strong><br />
<strong>Çünkü hayat ve hadiselerin akışı devamlı değişime uğramaktadır.</strong><br />
<strong>Bu değişimin momentini anlayanlar, bu değişimin sistemsel mekaniğini çözenler taktik çelişkileri, stratejik gelgitleri aşma becerisi gösterenlerdir.</strong><br />
Milliyetçi Hareket Partisi işte böylesi bir beceriyi muvaffakiyetle perçinlemenin, daha da ilerletmenin, olanla yetinmeyen bir hedef büyüklüğünün izindedir, munzam iddiasındadır.<br />
İnandığımız sürece, ilkelerimizin irfanına, davamızın itibarına bağlı kaldığımız müddetçe ne bir engel tanıyacağız, ne de iftira ve ihanetlere boyun eğeceğiz.<br />
Bilinmesini özellikle arzu ederim ki, hiçbir çılgın varlığımıza zincir vuramayacaktır.<br />
Her defasında kükremiş sel olup bendimizi çiğneye çiğneye, dikilmiş korkulukları devire devire, korku tacirlerinden hesap sora sora mücadelemizi müthiş bir seciye ve selametle süsleyeceğiz.<br />
<strong>  Karşımıza geçip yapamazsınız diyenler çıkacak, onlara gülüp geçeceğiz.</strong><br />
<strong>Yine ve yeniden önümüzü kesmek isteyenler olacak, bir kez daha onları bomboş hayalleriyle baş başa bırakacağız.</strong><br />
Nefesi yetişmeyenlere, nefsi elvermeyenlere, kötü niyeti ve nimet bilmezliği gizlenemez düzeyde bulunanlara fırsat vermeyeceğiz, fitneyle örülmüş tuzaklarına düşmeyeceğiz.<br />
Doğru duracağız, dürüst davranacağız, düzgün yaşayacağız, dengeli olacağız, milletimizin derdiyle dertlenip, sevinciyle serpileceğiz.<br />
Nerede bir mazlum varsa elinden tutacağız, nerede bir garip varsa yanında bulunacağız, nerede bir hain çıkmışsa tam karşı cephesinde yerimizi alacağız.<br />
Bizler Türkiye sevdalısıyız.<br />
<strong>Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.</strong><br />
<strong>Ortak inanç ve şuurla, kutlu ülküler doğrultusunda kenetlenmiş iman neferleriyiz.</strong><br />
<strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong><br />
<strong>Az evvel de dile getirdiğim üzere, bölge istişare toplantılarımız yüksek bir başarı ve katılımla gerçekleşmiştir.</strong><br />
<strong>Ancak geçtiğimiz Pazar günü, Ankara Bölge İstişare Toplantımızın öncesinde vuku bulan elim bir trafik kazası hepimizi ziyadesiyle üzmüştür.</strong><br />
Söz konusu bu toplantımıza iştirak etmek maksadıyla Bartın’dan yola çıkan ve dava arkadaşlarımızı taşıyan bir minibüs teessürle ifade etmek isterim ki, kontrolden çıkarak kaza yapmıştır.<br />
<strong>Bu kazada Bartın Belediye Başkan Yardımcımız Ahmet Kömeç ile partimizin Bartın il yönetim kurulu üyesi Murat Sevilmiş kardeşlerimiz hayatlarını kaybetmiş, aralarında il, ilçe ve belediye başkanımızın da bulunduğu 14 dava arkadaşımız yaralanmıştır.</strong><br />
<strong>Bizleri hüzne boğan bu trafik kazasının hitamında, Bartın- Zonguldak karayolunda incelemelerde bulunmak ve acıları mahallinde paylaşmak üzere Genel Başkan Yardımcılarımız ve Ankara Milletvekillerimiz Sayın Yaşar Yıldırım ile Sayın Sadir Durmaz başkanlığındaki bir heyeti hemen görevlendirdik.</strong><br />
Elbette hüküm Allah’ındır, takdir Allah’ındır, elimizden gelen bir şey de yoktur.<br />
Acılarımızı paylaşarak mümkün olduğunca hafifletmekten başka seçeneğimiz de yoktur.<br />
Öncelikle hayata tutunamayıp ebediyete irtihal eden dava arkadaşlarıma Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyor, halen tedavi altında bulunan dava arkadaşlarıma acil şifalar temenni ediyorum.<br />
<strong>Yola çıktıktan kısa bir sonra hayata veda eden kardeşlerim bizim nezdimizde her zaman dua ve hürmetle anılacak, geride kalan yakınları emanetimiz olacaktır.</strong><br />
<strong>Aramızdan ayrılan merhum kardeşlerimizin saygıdeğer aileleri başta olmak üzere, Bartınlı kardeşlerimin ve camiamızın başı sağ olsun diyorum.</strong><br />
<strong>Rabbim gufranıyla ve merhametiyle muamele etsin inşallah.</strong><br />
<strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong><br />
Dünya, eski teorik şemaları sallayan yeni düşünsel keşiflerin, köklü zihniyet değişimlerini tetikleyen güçlü sarsıntıların tesiri altındadır.<br />
Klasik tabirle söylersek, dünya ne eski dünya, insan ne eski insandır.<br />
Ne var ki, beşeriyetin müşterek değerlerindeki gelişme hızı, baş döndüren değişim dinamiklerinin çok gerisindedir.<br />
Bu çelişkiden mütevellit yığılan açmazlar ve çarpıklıklar hepimizin gündemini meşgul etmektedir.<br />
<strong>KOVİD-19 salgının tehlike saçması, küresel ve bölgesel çatışmaların artan ölçeği, asimetrik ve ekonomik gerilimlerin yaygınlık kazanması, siyasi ve diplomatik kutuplaşmaların yumuşama emaresi göstermeyen sertliği aslına bakarsanız iyimserliğimizi bir hayli gölgelemektedir.</strong><br />
Bilim ve teknolojik atılımlardan dolayı dünya küçülmesine küçülmüştür, ancak insanlığı kapanına sıkıştıran nevzuhur meselelerin ağırlığı da günbegün fazlalaşmıştır.<br />
İnsani felaketlerin, göç krizlerinin, göçmen akınlarının, sınır anlaşmazlıklarının, paylaşım kavgalarının, etnik ve mezhep rekabetlerinin, hegemonya mücadelelerinin, çok kutuplu dünyaya geçiş sancılarının neden olduğu karmaşa medeniyet ve milletler arasındaki soğumayı donma noktasına taşımaktadır.<br />
<strong>  Angola’dan Burkina Faso’ya, Çad’dan Kongo’ya, Etiyopya’dan Libya’ya, Mali’den Mozambik’e, Nijer’den Ruanda’ya, Güney Sudan’dan Uganda’ya, Afganistan’dan Myanmar’a, Pakistan’dan Filipinler’e, Suriye’den Irak’a, Yemen’den Ukrayna ve Kolombiya’ya kadar dünya üzerinde çok sayıda ülke ve bölge silahlı veya silahsız çatışma halindedir.</strong><br />
Ekonomi ve Barış Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2020 yılında küresel ölçekte vasat bulan şiddet ve silahlı çatışmaların maliyeti 15 trilyon dolara ulaşmıştır.<br />
Kanlı çatışmalara giden büyük parasal meblağlar açlık ve yoksullukla mücadeleye ayrılsaydı dünya daha huzurlu, daha adil, daha güvenli, daha yaşanabilir hale gelebilirdi.<br />
Aynı enstitü tarafından 2020 yılına damga vuran bu şiddet tablosunun sonucunda, GSYİH’sı en fazla zarar gören 10 ülke belirlenmiş, mesela Suriye’nin kaybı GSYİH’sının yüzde 81,7’si düzeyinde gerçekleşmiştir.<br />
<strong> Karşımızdaki küresel tablo iç açan, umut saçan, yüreklere su serpen durumdan çok uzaktır.</strong><br />
<strong>Maalesef küresel kuruluşlar, uluslararası insani yardım örgütleri kaos mimarisini zayıflatmakta, krizleri azaltmakta hem yetersiz hem de acizdir.</strong><br />
<strong>Birleşmiş Milletler, beş ülkenin tekeline girerek onların baskı ve dayatma dozajı yüksek yayılmacı politikalarına kılıf hazırlamakla meşguldür.</strong><br />
<strong>Bir bakıma dünya düzeni, kontrollü istilaların, kumandalı istikrarsızlıkların güdümündedir.</strong><br />
<strong>Adaletsizlik ve eşitsizlik korkunç seviyelerdedir.</strong><br />
Gelir dağılımındaki uçurumlar, servet birikimindeki astronomik farklılıklar barış, huzur ve güvenlik damarlarını tıkamaktadır.<br />
Batılı ülkelerin defolu siyaseti, husumetle yoğrulmuş stratejileri, işbirliği ve diyalog zeminlerini havaya uçuran anlayış ve angajmanları bölgemiz için başat tehdit, dünyanın önündeki başlıca risktir.<br />
<strong>Bakınız ABD’ye bunu görürsünüz.</strong><br />
<strong>Bakınız AB ülkelerine bu karanlık manzaranın içyüzüne şahit olursunuz.</strong><br />
<strong>Sadece Batı menşeli bir basınç ve tazyikle yüz yüze değiliz.</strong><br />
<strong>Başta Rusya olmak üzere, aynı coğrafyayı, aynı kıtayı paylaştığımız müessir ülkelerle de ters düştüğümüz konu başlıkları, anlaşma ve uzlaşmada zorluk çektiğimiz sorun alanları varittir, vakidir.</strong><br />
Hükümet, maharet ve makuliyetle takip ettiği çok yönlü ve aktif diplomasiyle, farkı dönemlerde, farklı ve çıkarları çatışan taraflarla aynı masaya oturabilme, Türkiye’nin haklarını savunabilme dinamizmine sahiptir.<br />
Bu bir denge siyaseti değil, dirayetli siyaset numunesidir.<br />
29 Ekim 2021 Çarşamba günü, Soçi’de Rusya Federasyonu Devlet Başkanıyla 3 saatlik bir görüşme yapan Sayın Cumhurbaşkanımız Suriye başta olmak üzere iki ülkeyi doğrudan ilgilendiren meseleleri görüşme fırsatı bulmuştur.<br />
<strong> İki liderin de memnuniyetini dile getirdiği, bunun yanında verimli ve yararlı neticelere kapı araladığı gün gibi aşikar olan Soçi Zirvesi Türkiye ile Rusya arasındaki netameli konuların en azından yumuşama ümitlerini ve mevcut statükoyu canlı tutmuştur.</strong><br />
<strong>Rusya’yla işbirliği alanlarının uçak motorları, savaş uçakları, uzay çalışmaları, gemi ve denizaltı yapımı hedeflerini kapsayacak şekilde genişleyecek olması her iki ülkenin de çıkarına uygundur.</strong><br />
Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, Suriye’de kalıcı, nihai ve sürdürülebilir bir çözüm bulma vakti gelmiştir.<br />
Ülkemizde misafir bulunan Suriyeli sığınmacıların evlerine ve yurtlarına güvenle dönebilmeleri, İdlib merkezli yeni bir göç dalgasının sınırlarımıza yığılmasına mani olabilmek için bahse konu çözüm ikliminin gerçekçi bir şekilde yeşermesi şarttır.<br />
Türkiye, ikinci Afganistan olarak tarif ve teşhir edilen İdlib’de, radikal unsurların ayrıştırma sürecini iki yıl önce başlatmıştır.<br />
<strong> Rusya Dışişleri Bakanı’nın ve Kremlin sözcüsünün farklı tarihlerde Türkiye’nin taahhütlerine uymadığını iddia etmesi gerçek dışıdır, üstelik saptırmadır.</strong><br />
<strong>Sayın Cumhurbaşkanımızla Putin arasındaki görüşme öncesinde, iç ve dış nifak kazanı kaynatılmış, Türkiye’nin İdlib’de ödünler vererek muhtemel bir anlaşmaya hazır olduğu ifade edilmiştir.</strong><br />
<strong>Fakat Soçi Zirvesi İdlib’in çok ötesine geçerek bütüncül bir perspektife bürünmüş, Türkiye ile Rusya arasındaki işbirliği imkanları derinlemesine ele alınmış ve karşılıklı anlayış ön plana çıkmıştır.</strong><br />
Kaldı ki, Suriye konusu kağıda dökülmüş, taraflarca üzerinde mutabakat sağlanmış bir konumdadır.<br />
Soçi’de Suriye eksenli görüşmenin 3 başlıkta tekemmül ettiği anlaşılmaktadır.<br />
Birincisi, İdlib, ikincisi 5 Mart 2020 Mutabakatı, üçüncüsü de Rusya ile PKK/PYD ilişkisidir.<br />
Rusya ve Esad rejimi, İdlib’deki radikal terör unsurlarını bahane ederek askeri müdahaleleri son altı aydan beri arttırmıştır.<br />
Rus hava saldırıları da Türkiye’nin M-4 karayolunun güneyindeki askeri varlığını ve üslerini direkt tehdit boyutuna ulaşmıştır.<br />
Bu arada Eylül ayında İdlib’de şehit düşen ve rahmetle yad ettiğimiz üç vatan evladımız ise yüreklerimizi kavurmuştur.<br />
<strong>  PKK’ya, PYD’ye Moskova’da ofis açma imkanı sunan Rusya’nın İdlib’de terörle mücadele söylemi bize göre inandırıcı ve ikna edici değildir.</strong><br />
<strong>Rusya’nın bu yıl içinde İdlib merkezli gerçekleştirdiği operasyonların dörtte üçü Ağustos ayının ikinci yarısıyla Eylül ayının son haftasını kapsamıştır.</strong><br />
<strong>Sözde M-4 karayolunun güvenliğini sağlamak maksadıyla Suriye-Rusya ortaklığı tarafından bir kara operasyonu dahi gündeme gelmiştir.</strong><br />
Böylesi bir askeri operasyon demek, İdlib’de mukim insanların Türkiye’ye kaçmaları ve sığınmaları demek olacaktır ki, buna rıza göstermemiz, olur vermemiz hayal ötesi bir beklentidir.<br />
Türkiye, 17 Eylül 2018 mutabakatıyla, 5 Mart 2020 mutabakatına bağlılığını defalarca vurgulamıştır.<br />
<strong>Hatta Temmuz 2019’da ülkemize gelen S-400 Füze ve Hava Savunma Sistemiyle ilgili tavizsiz tutumumuz egemenlik onurumuzun doğal bir sonucu olarak cümle aleme ilan edilmiştir.</strong><br />
Malumunuz olduğu gibi, ABD yönetimi ise Rusya’dan silah ve askeri malzeme alan ülkelere muhtelif yaptırımları devreye sokmaktadır.<br />
Bunlardan birisi olan “Amerika’nın hasımlarına yaptırımlar yoluyla karşı koyma yasası” Türkiye’yi de içeriğine almıştır.<br />
<strong>  Amerika yaptırım kartını masaya çıkardı diye devletimizin egemen vasfından vazgeçeceğimizi bekleyenler, bunu dileyenler, aldığımız füze ve hava savunma sistemini depolarda çürümeye terk edilmesini tavsiye edenler ya işbirlikçi mahluklar ya da iradesiz mankurtlardır.</strong><br />
Türkiye olarak neyi alacağımızın, ne zaman alacağımızın, nasıl alacağımızın, hangi vasıtaları kullanacağımızın ihtiyaç duyulan hesabını yalnızca büyük Türk milletine vereceğimizi herkesin bilmesinde yarar vardır.<br />
Palavracı tiplerin, histerik kişiliklerin, patolojik siyasi zihniyetlerin ne dediğinin, ne söylediğinin, neyi önerdiğinin hiçbir ehemmiyeti yoktur.<br />
ABD yönetimi yeni yaptırımlarla bizi tehdit ediyormuş.<br />
Varsın etsinler, nasıl olsa alıştık, yaptırım var diye Türkiye Cumhuriyeti’nin şeref ve haysiyetini hiç kimseye çiğnettirmeyiz, hiç kimseye de böylesi bir teşebbüs şansını vermeyiz.<br />
Yağlı kuyruk gördüler mi ağızlarının suyu akan içimizdeki emperyalist kalıntıların Türkiye’de hatırı sayılamaz, hükmü geçemez.<br />
<strong>ABD, silah almayın diye ülkemize yaptırım gözdağı verirken, aynı anda Suriye’nin kuzey doğusunda ne işler çevirdiğini itiraf edecek dürüstlüğe sahip midir?</strong><br />
<strong>PKK’ya, YPG’ye suikast ve saldırı silahlarını bedelsiz vermeyi kendisine hak görüyor da, milli güvenliğimizi korumak amacıyla temin ettiğimiz silahlar mı gözüne batıyor?</strong><br />
<strong>Teröristlerle ittifak içinde olan bu ülkenin şaşkın ve şuursuz yöneticileri Türkiye’yi ne sanıyorlar?</strong><br />
Hainlere gelince mubah olan, Türkiye’ye gelince ne hakla günah sayılıyor?<br />
2 Ekim 2021 Cumartesi günü, Bingöl’ün Genç ilçesi Yolçatı köyünde yaşanan bir elektrik arızasını gidermek için yola koyulan iki işçimizi, yola tuzaklanan el yapımı patlayıcıyı uzaktan patlatarak şehit eden PKK’lı şerefsizler, ABD’nin kelepir beslemeleri, emperyalizmin kiralık tetikçileridir.<br />
Şehit işçilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve mesai arkadaşlarına da sabır ve başsağlığı diliyorum.<br />
<strong>Afganistan’ı bu hale getiren kimdir?</strong><br />
<strong>Dünya üzerinde 800 noktada 350 bine yakın askeri konuşlandırarak yapmadığını bırakmayan ülke Türkiye’ye ne anlatıyor? Dost ve müttefiklik onların lügatinde düşmanlıkla mı tanımlanıyor?</strong><br />
YPG’li terörist Mazlum Kobani kod isimli alçak, 28 Eylül 2021 tarihinde, The Times Gazetesi’ne verdiği demeçte, Biden’in Suriye’de kendilerini terk etmeyeceklerine dair söz verdiğini ileri sürüyor.<br />
Üstelik ABD Merkez Kuvvetler Komutanı güvence vermek, Biden’in sözlerini aktarmak için bu teröristbaşını ziyaret ediyor.<br />
Terörizmin paravan yapılanması olan Demokratik Suriye Meclisi’nin sözde yürütme kurulu başkanı ABD’nin bölgede kalacağını söylüyor.<br />
Kimin kimlerle yürüdüğü netleşiyor, sis perdesi aralandıkça aralanıyor.<br />
Biz HDP demek PKK demektir diyorduk, meğerse bu denkleme ABD de bağımsız değişken olarak eklenmiştir.<br />
<strong>Yüz kızartıcı, utanç verici, insanlık değerlerini hiçe sayan kanlı bir ittifak Türkiye’ye karşı kurulmuştur.</strong><br />
<strong>Biraz sonra temas edeceğim üzere, böylesi bir dönemde, CHP Genel Başkanı’nın sözde Kürt sorununu telaffuz etmesi tesadüf müdür? </strong><br />
<strong>Yoksa iç işgal cephesine restoresi ve yeni baştan dizaynı yapılarak siparişi verilen bayatlamış sömürge teklifi midir?</strong><br />
<strong>Nedir bu gelişmelerin sır ve gizemi?</strong><br />
Tam da bu sırada, FETÖ irtibatlı Demokrat Partili bir senatör Temsilciler Meclisi’nin gündemine Ülkü Ocaklarını getirmiştir.<br />
Şu işe bakınız! Şu talihe bakınız! Şu feleğin oyununa bakınız!<br />
<strong>2022 yılı ABD Ulusal Savunma Yetki Yasası’nın Temsilciler Meclisi’nde onaylanan metninde, “Ülkü Ocakları ”nın bir terör örgütü olup olmadığı hakkında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından rapor hazırlanmasını öngören bir madde de yer almıştır.</strong><br />
<strong>Yine bazı Avrupa ülkelerine benzer şekilde Milliyetçi-Ülkücü Hareket açıkça, adice hedef alınmıştır.</strong><br />
Bu konuda söyleyeceğim sözler saatler boyunca konuşsam yine bitmez.<br />
9 Ekim 2021 Cumartesi günü, Türk Gençlik Kurultayı’na teşrif edecek kardeşlerim hep bir ağızdan elbet gerekli cevabı vakar ve asaletleriyle vereceklerdir.<br />
Ancak anlamadığım şudur; bu kadar mı korkuyorlar bizden? Bu kadar mı kabuslar görüyorlar Ülkücülerin varlığından? Bu denli mi ürküyorlar cesaretimizden?<br />
Ben, Ülkü Ocakları’nda yetişmekten iftihar eden bir Genel Başkanım.<br />
<strong>Hayatım boyunca kalbimin ve fikrimin bir köşesinde Milliyetçi Hareket Partisi’ni, diğer köşesinde Ülkü Ocakları’nı bir sancak gibi taşıdım.</strong><br />
<strong>İkbal için değil, Türklüğün muzaffer şafağının sökmesi, Türk milletinin istiklal ve istikbal haklarının ebed müddet muhafazası için Ülkücü oldum, Ülkücü yaşadım, vakti saati geldiğinde can emanetini de Ülkücü olarak Rabbim’e teslim edeceğim.</strong><br />
<strong>Bundan da şeref ve bahtiyarlık duyacağım.</strong><br />
Dünyaya bir kez daha gelsem, bin defa Ülkü Ocaklarına giderdim, yine Ülkücü Hareket’in bir ferdi olurdum.<br />
Ne güzel de söylemiş Hz.Mevlana; “insanı ateş değil kendi gafleti yakar; herkeste kusur görür kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan o sana öyle bakar.”<br />
Yine demiş ki, “insan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır.”<br />
<strong>Ey ABD’nin Temsilciler Meclisi, ne anlatsak boş, ne söylesek yararsız.</strong><br />
<strong>Ne biliyorsanız onu yapın, elinizden geleni ardınıza koymayın.</strong><br />
<strong>Ülkü Ocakları’ndan şehit çıkar, gazi çıkar, kahraman çıkar, vatan ve millet sevdalısı çıkar, devlet ve siyaset adamı çıkar, sanatçı ve bilim insanı çıkar, velhasıl adam gibi adam, yiğitler yiğidi insan çıkar.</strong><br />
Bir tek çıkmayacak teröristtir, haindir, devlet ve millet düşmanıdır.<br />
Eğer ille de terörist arıyorlarsa, terör örgütü görmeye merak sarmışlarsa, onlara Pensilvanya’ya bakın diyeceğim, FETÖ’yü kurcalayın diyeceğim, PKK’ya, YPG’ye, DEAŞ’a odaklanın diyeceğim, velakin nafile, çünkü baktıkları yerde görecekleri yalnızca kendileri olacaktır.</p>
<p><strong>Muhterem Arkadaşlarım,</strong><br />
<strong>Türk milleti üzerinde hesabı olan zalim ve muhasım çevreler, her dönemde kullanıma müzahir figüranları elleriyle koydukları gibi bulmuşlar, onları havuç-sopa stratejisiyle çemberlerinde tutmuşlardır.</strong><br />
Bizim gibi görünen, ama bizden olmayan; yerli gibi duran, ama yabancılara ajanlık yapanlar sürekli milli ve manevi hassasiyetlerimizle oynamışlardır.<br />
Zira aldıkları zelil talimatlar, altında ezildikleri diyet listeleri bunu gerektirmiştir.<br />
Anadolu coğrafyasındaki varlığımız Türk milleti adıyla 950 yıllık bir maziye sahiptir.<br />
Partiler ve siyaset üstü yüksek politikamızın yönünü tarihin ve coğrafyanın zorunlulukları çizmiştir.<br />
<strong>Bu kapsamda, 13 Kasım 2009 tarihinde, TBMM Genel Kurulu’nda yapmış olduğum konuşmamda aynen şunları söylemiştim:</strong><br />
<strong>“Adı üstünde, jeo-politik, üzerinde yaşanılan coğrafyanın yöneticilerine yüklediği yönetim sorumluluğunu ve vizyonunu tanımlar.</strong><br />
<strong>Yüksek siyaset, kaynağını ve duruşunu coğrafyadan alır. He</strong>r coğrafyanın doğal ve zorunlu politikası vardır.<br />
Anadolu üzerinde yaşıyor olmanın da bir jeopolitiği vardır ve bin yıldır değişmemiştir.<br />
Coğrafya aynı duruyorken (ki öyledir); on asırdır bu topraklardan yükselen politik dinamikleri değiştirirseniz, buradan hepinizi uyarıyorum ki coğrafyayı mutlaka kaybedersiniz.<br />
<strong>Ve size başka başkentlerin jeopolitiğinden doğmuş yeni coğrafyalar dayatılırken, onun da politiğini öngöremezseniz ve anayurt politiği ile eklemleyemezseniz, ortaya kesinlikle dağılma ve yıkılış çıkacaktır. Bugün karşımızdaki tehlike de budur.</strong><br />
<strong>Bu kaçınılmaz akıbeti değiştirecek bir tek olumlu örneğe tarih henüz şahitlik etmemiştir. İnsanlığın geçmişi, tarihin çöplüğü bunu öngörememiş yöneticilerin ve devletlerin enkazı ile doludur.”</strong><br />
Zillet ittifakının ana ortaklarını ikaz ediyorum, sözde Kürt sorununu tartışmak demek, milleti tartışmak demektir.<br />
Milletin tartışılması devleti tartışmaya açmakla eşanlamlıdır.<br />
Bu düşüncelerim ne bir vehmin, ne bir sendromun, ne de bir paranoyanın mahsulüdür.<br />
Binlerce yıllık insanlık tarihinin, yüzlerce yıllık milletler mücadelesinin, millet olmanın inceliklerine nüfuz edebilmiş yüksek bir fikriyatın, derin bir duyuşun ve milli tarihe vakıf olmanın eseri ve neticesidir.<br />
<strong>Bunlar benim şahsi fikrim değil, bin yıllık millet varlığının bu topraklarda tutunmak için, kanla, gözyaşıyla, çileyle bugüne aktardıkları stratejik mirasıdır.</strong><br />
Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimi sorun olarak gören CHP vardır, İP vardır, HDP vardır, köşesiz köşe yazarları vardır, karanlığın teşrifatçısı satılmış aydınlar vardır.<br />
Türk milleti birdir, kardeştir, büyük bir ailedir.<br />
<strong>  Bu büyük millet gerçeği, sadece Türkiye’yi değil, haksız bir yenilgiye uğramış soylu bir medeniyetin tüm coğrafyasını kucaklayan, onun onurunu, onun haysiyetini, meydan okuyan bir kahramanlıkla müdafaa eden güçlü bir irade şahikasıdır.</strong><br />
Emperyalizmin ürettiği yargılardan istifade edip çöküntü ve yozlaşmayı servis edenler, bunun mucitlerine selam duranlar Türk milletini, milli birlik ve dayanışma azmini kırmak isteyen kötülerdir.<br />
Bunlar milli bünyemizdeki ayrık otlarıdır.<br />
Bunlar manevi buhran ve mensubiyet felci geçiren kimliksiz ve köksüz cephedir.<br />
HDP meşru organ değil, terörizmin gayri meşru oluşumudur.<br />
HDP’yi meşru görmek, Kılıçdaroğlu’nu bölücülüğün ve terörün vagonu yapacaktır.<br />
Meşruiyetin değerlendirilmesinde yegane ölçü Anayasa’nın çizdiği hukuki ve siyasi çerçevedir.<br />
<strong>Anayasa’nın bu konudaki hükümleri şunlardır:</strong><br />
<strong>Türkiye Cumhuriyeti devleti, tek millet ve tek devlet esasına dayanan, üniter yapıda kurulmuş milli bir devlettir. </strong><br />
<strong>Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.</strong><br />
<strong>Devletin temel amacı ve görevi; “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini ve Cumhuriyeti korumaktır.”</strong><br />
<strong>Siyasi partilerin eylemleri, “Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olamaz.</strong><br />
Anayasa’nın ilk dört maddesi milli varlığımızın kilidi, zırhı, ziynetidir.<br />
Buna aykırı hareket edilmesi Anayasal yaptırımlar uygulanmasını gerektiren Anayasa suçudur.<br />
<strong>Milli iradenin tecelli ettiği yegane mercii Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.</strong><br />
<strong>Doğrudur, Gazi Meclis her meselenin çözüm mekanıdır.</strong><br />
<strong>Fakat ihanetin çözüm kaynağı olamaz, bölünmenin çözüm adresi görülemez, bu kutlu çatı altında siyasi istismar kaygısıyla, emperyalizmin dayatmasıyla sanal sorunları çözmenin hesabı yapılamaz.</strong><br />
TBMM üyeleri görevlerine başlarken “devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumak” için büyük Türk milleti önünde namus ve şerefleri üzerine yemin etmişlerdir.<br />
<strong>Bu yemine herkesin bağlı kalması, sadakat göstermesi, aksi halde namus ve şeref bahsinin açık kalacağı herkesçe bilinmelidir.</strong><br />
<strong>Türkiye 37 yıldır milli varlığımızı hedef alan silahlı terör ve bölücülük sorunuyla mücadele halindedir.</strong><br />
Terörle mücadelede çok ağır bedeller ödenmiştir.<br />
Lütfen dikkat buyurunuz; 1984-2020 yılları arasında asker, polis, güvenlik korucularımızdan mülhem olmak üzere 8 bin 123 güvenlik görevlimiz şehit olmuştur.<br />
Yaralanan güvenlik görevlimiz ise 25 bine yaklaşmıştır.<br />
Bu dönemde PKK’nın hunhar saldırıları sonucunda 6 bin 21 sivil ve masum vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.<br />
1984’den 2020 yılına kadar 84 bin terör saldırısı gerçekleşmiştir.<br />
Yine bu dönemde terörle mücadeleye harcanan para, altını çizerek ifade ediyorum, 898 milyar 522 milyon dolardır.</p>
<p><strong>Ölüm ve yaralanmalara bağlı insani maliyet 309 milyar 426 milyon dolardır.</strong><br />
<strong>Demem odur ki, terörün doğrudan maliyeti 1 trilyon 207 milyar dolardır.</strong><br />
<strong>Terörden dolayı kesintiye uğrayan, daha güvenli ülke ve coğrafyalara yönelen para miktarı 698 milyar 100 milyon dolar civarındadır.</strong><br />
Son tahlilde, FETÖ ve diğer örgütlerle mücadelede harcanan 350 milyar doların da eklemlenmesiyle terörün ülkemize toplam faturası, -sağır kulaklar burayı iyi dinlesin, ekonomide felaket tellallığı yapan utanmazlar bize kulak versin- tam 2 trilyon 256 milyar 48 milyon dolardır.<br />
Terör sorununa maruz kalmasaydık, teröre sarfedilen devasa kaynakla;<br />
69 adet GAP projesi,<br />
505 adet Marmaray,<br />
749 adet Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 1880 adet Osmangazi Köprüsü,<br />
282 adet Kuzey Marmara Otoyolu, 205 adet İstanbul-İzmir otoyolu,<br />
102 adet İstanbul Havalimanı,<br />
564 adet Atatürk Barajı,<br />
1834 adet İstanbul Şehir Hastanesi yapılabilir,<br />
902 adet S-400, 644 adet Patriot Hava ve Füze Savunma Sistemi,<br />
9 bin 24 adet de F-35 savaş uçağı alınabilirdi.<br />
<strong>Üstelik terörün anormal maliyetine katlanmış olmasaydık, önümüze koyulan kanlı faturayı ödemeseydik, bugünkü şartlarda kişi başına gelirimiz bin 585 dolar fazla olacaktı.</strong><br />
<strong>Sorarım sizlere kazanan kim, kaybeden kim?</strong><br />
<strong>Zarar kime, ihanet kimden?</strong><br />
Kılıçdaroğlu başka bir alemde yaşamıyorsa, Kandil merceğini gözüne koydurmamışsa, bu yakıcı gerçeklerden ne zaman haberi olacaktır?<br />
İzanı kaldıysa itiraf etsin, sonra nedamet getirsin.<br />
Meraklanmasın, bu millet onu bile affedecek gönül enginliğine haizdir.<br />
Gece baykuşları gibi öten CHP sözcüsü ekonomide karamsar tablo çizerken hiç mi yüreği titremiyor, hiç mi patronu Kemal Derviş’ten fikir almıyor?<br />
Masum ve haklı öğrencilerimizi hariç tutarak söylüyorum, yurt sorunu var diyenler, nöbetçi provokatörleri sahaya sürenler, barınamıyoruz diye banklarda eylem yapan örgüt üyeleri, sizin propagandasını yaptığınız caniler olmasaydı, her mahalleye bu devlet yurt yapar, her evladımızı da sıcacık ve insani şartlarda ağırlardı.<br />
Yumurta, et, süt, peynir fiyatlarının artışından; çarşı, pazar, marketlerdeki vicdani olmayan zamlı ürün satışlarından samimi olarak sızlananlara, şikâyet edenlere hak veriyor, bu kardeşlerime bir şey demiyorum.<br />
<strong>Fırsatçıların üzerine gidiliyor, simsarların peşine düşülüyor, vatandaşımızın kesesine göz diken yağmacılardan da hesap soruluyor.</strong><br />
<strong>Destekliyoruz, sonuna kadar gidilmesini istiyoruz. </strong><br />
<strong>Fakat vatandaşlarımızın günlük iaşe çabasını istismar edip pireyi deve yapanlara da terörün acıklı maliyetini hatırlatmak görevimizdir.</strong><br />
Teröre yardım ve yataklık yapan bölücü kebapçıların işsizlikte payı vardır.<br />
Bir eli yağda, diğeri balda, yediği önünde, yemediği ardında, bir giydiğine bir daha dönüp bakmayan, ama sırayı siyaset alınca sahte vicdan ve merhamet edebiyatı yapan bir avuç kaymak tabakadan, imtiyazlı azınlıktan, merdane gibi dönen devrimci bozuntularından öğreneceğimiz de hiçbir şey yoktur.<br />
Kürt sorunu var diyenler, aynanın karşısına geçip vahim sorunun gerçek hüviyetini ve yansıyan halini görebileceklerdir.<br />
Türkiye’nin terör ve bölücülük sorunu vardır.<br />
Ve bu sorunlara neşter vurulmuş, cerrahi müdahalenin sonuna gelinmiştir.<br />
Renklerle tanımlanan listelerde isimleri bulunan terör elebaşları, nokta operasyonlarla imha edilmektedir.<br />
Bu devletten kaçamayacaklar, bu milletin cezasından kurtulamayacaklar.<br />
Bölücü ve ayrılıkçı emellerin toplumsal siyasi kimlik talebi olarak kabul edilmesi, siyasi statü taleplerine zemin hazırlayacaktır.<br />
Sorunun kaynağı ve esası; bireysel hak, temel hürriyetler ve demokratikleşme özlem ve talepleri değildir.<br />
Yapılmak istenilen, bireysel kültürel haklar değil, oluşturulmak istenen bir azınlığın kolektif olarak kullanacağı siyasi azınlık haklarıdır.<br />
<strong>Türkiye düşmanlarının CHP vasıtasıyla dillendirdiği, İP’in destek verdiği, HDP’nin organize edip kışkırttığı yapay sorunun en baştan itibaren böyle bir temelde ve etnik sorun olarak kabulü, sürecin PKK’nın talepleri doğrultusunda şekillenmesini kaçınılmaz hale getirecektir.</strong><br />
<strong>Terörist Cemil Bayık’ın sözde Kürt sorununun çözüm yeri olarak Meclis’i, muhatabı da HDP olarak göstermesi CHP’ye girdiği verkaçın ifşasıdır.</strong><br />
Böyle bir durumun vahametini, doğuracağı sonuçların ciddiyetini herkes çok iyi görmelidir.<br />
Bunun sonucunda terör örgütü ve etnik bölücülerle, yöredeki kardeşlerimiz aynı kefeye konulacak ve PKK’nın bunların sözcüsü ve temsilcisi olduğu gibi bir sonuç doğacaktır.<br />
Bunun gerçek olmadığı ortadadır.<br />
Ancak böylesi bir ciddi tehlike görülmeye başlanmıştır.<br />
<strong>Türk milletine mensup kardeşlerimizin sahip oldukları haklardan vazgeçerek azınlık statüsü arzusunda oldukları ve bölücülük peşinde bulundukları asla söylenemez.</strong><br />
<strong>Bu bakımdan Kürt sorunun seslendirilmesi, evvelemirde Kürt kökenli vatandaşlarımıza yapılan hakaret ve iftiradır.</strong><br />
Bizi bugüne getiren kökenimiz, doğduğumuz yer, muhterem anamızın dili, ruhumuzu teslim ettiğimiz inancımız ve mezhebimiz ne olursa olsun, bizim adımız Türk milletidir.<br />
Son iki yüz yılda bu coğrafyada yaşananların tamamı bu tertemiz ve soylu milleti Anadolu’dan göndermek üzerine oynanmıştır.<br />
Sözde Kürt sorunu korosu buna payandadır, buna gönüllü hizmet edecek kadar alçaktır.<br />
Değerli Arkadaşlarım,<br />
<strong>15 Temmuz 2016’dan bugüne kadar geçen süre 5 yıl 2 ay 16 gündür.</strong><br />
<strong>24 Haziran 2018’den bugüne kadar geçen süre de 3 yıl 3 ay 11 gündür.</strong><br />
<strong>Bu kadar zamandır Türkiye yeni bir sistemle yönetilmektedir.</strong><br />
<strong>İstikrar, güven ve büyüme için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi güçlenerek devam etmeli, gerekli olan uyum yasaları önümüzdeki süreçte çıkarılmalıdır.</strong><br />
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin işlerlik ve işlevsellik kazanması için mücadelemiz devam edecek, Cumhur İttifakı olarak Türkiye’nin yarınlarını güvenceye alma kararlılığımız sürecektir.<br />
Bir olacağız, birlikte hareket edeceğiz, dedikodulara aldırmayacağız.<br />
Cumhur İttifakı, Türkiye’nin diriliş ruhu, dik duruşudur.<br />
Bu ittifak ahlakıyla 2023 yılı, Lider ülke Türkiye’nin müjdesi, müstesna dönemi olacaktır.<br />
Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl dönümünü terörden arınmış, ekonomik yükselişi sağlamış, bölücülüğün belini kırmış, kardeşlik duygularımızı perçinlemiş, herkesi kapsayan sivil ve demokratik bir anayasayla karşılayacağımıza gönülden inanıyorum.<br />
Artık Laiklik tartışmalarını bir kenara bırakalım, inanan-inanmayan kamplaşmasından vazgeçelim; Türk milleti Müslüman bir millettir, manevi değerler üzerinde oynamalar, Anayasa temelinde yıkıcı teklifler ancak düşmanları sevindirecektir.<br />
PKK belgesini demokratik tutum belgesi olarak yutturmaya çalışan siyasi bölücülerin adaletin pençesinde hesap vermelerini yakından takip edeceğiz.<br />
TBMM Karma Komisyon’da bekleyen 1359 yasama dokunulmazlığı tezkerelerinden, teröre yardım ve yataklık yapan milletvekillerinin öncelikle tasnif ve tefriki yapılarak karara bağlanmasını, ardından da Genel Kurula getirilmesini istiyoruz.<br />
Terörle mücadelenin hukuki alt yapısını sağlam esaslara bağlamak adına, devam eden FETÖ ve PKK davalarının sonuçlanmasını temenni ediyor, yargının hızlı çalışmasını bekliyoruz.<br />
Kılıçdaroğlu, partisine baskın seçime hazır olun mesajı veriyor.<br />
Zihni ve siyaseti baskın yemiş bu zata tekraren hatırlatıyor, sözlerimin kulağına küpe olmasını ümit ediyorum.<br />
Erken seçim, seçimlerin öne çekilmesi, baskın seçim yoktur.<br />
Herkes hesabını 2023 yılının Haziran ayına göre yapmalıdır.<br />
Zillet ittifakı biraz sabretsin, onlara cumhurun gücünü, Türkiye’nin büyüklüğünü, ona buna minnet etmelerinin sonuçlarını mutlaka aziz millet iradesiyle göstereceğiz.<br />
Selçuklu sarayında onun bunun taklidini yaparak geçimini sağlayan ve maskaralığın piri olarak değerlendirilen Caferek’in bugünkü temsilcilerine Allah’ın izniyle sandığı dar edeceğiz.<br />
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyor, yeni yasama yılında siz değerli milletvekili arkadaşlarıma üstün başarılar diliyorum.<br />
Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2021/10/06/mhp-lideri-onemli-aciklamalar-yapti-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-MHP Lideri muhalefeti ne ile suçladı.</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2021/06/15/mhp-lideri-muhalefeti-ne-ile-sucladi/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2021/06/15/mhp-lideri-muhalefeti-ne-ile-sucladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2021 12:39:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MHP TBMM grup konuşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ulkufm.com.tr/ulku/?p=7268</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasının geniş bir kısmını dış politikaya ayıran MHP lideri, muhalefetin tutumunu eleştirterek, “Türkiye’yi küresel projelerin, bölgesel taşeronluğunu yapacak kadar aciz ve ilkesiz bir ülke olarak görenler zillete düşmüş bir avuç kimliksizdir. Ülkemizin uluslararası camiada attığı her adım, ince hesaplar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada önemli açıklamalarda bulundu.<br />
Konuşmasının geniş bir kısmını dış politikaya ayıran MHP lideri, muhalefetin tutumunu eleştirterek, <strong>“Türkiye’yi küresel projelerin, bölgesel taşeronluğunu yapacak kadar aciz ve ilkesiz bir ülke olarak görenler zillete düşmüş bir avuç kimliksizdir. Ülkemizin uluslararası camiada attığı her adım, ince hesaplar ve derin analizler sonucudur; milli beka ve milli itibar, ham hayaller ve basit meşruiyet arayışlarının üstündedir.”</strong> Dedi.<br />
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 98 yıllık milli siyaset ve stratejisi, kuruluş gerçeklerinden başlayarak, hükümetler üstü bir anlayışla tezahür etmiş ve devlet politikası haline gelerek bugünlere ulaştığına dikkat çeken Bahçeli, konuşmasında şu ifadelere yer verdi;<br />
<strong>“Muhterem Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları,</strong><br />
<strong>    Meclis parti grubumuzun bu haftaki toplantısına başlarken sizleri en iyi dileklerimle selamlıyor, başarılı ve sağlıklı bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum. </strong><strong>Yurt içinde ve yurt dışında hayat mücadelesi veren aziz vatandaşlarımızla birlikte gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan tüm kardeşlerimize sevgi ve saygılarımı sunuyor, hepsini özlemle kucaklıyorum.</strong><br />
Tasvip etsek de etmesek de savaş ve siyaset bir bakıma propagandaların mücadele sahası, karşılaşma alanıdır.<br />
Propagandanın mahiyet ve muhtevası mücadelenin seyir ve serencamını derinliğine etkileme kapasitesi taşımaktadır.<br />
İftiralarla bezenmiş kara veya gri propaganda ne denli hızlı olsa da, günü ve saati geldiğinde hakikatin ağırlığı altında ezilmeye mutlak surette mahkûmdur.<br />
Günümüz şartlarında, bilhassa uluslararası ilişkiler çerçevesinde söylersek, ters propagandaların, algı operasyonlarının, yalan haberlerin, uydurma iddiaların yoğunluğu tehlikeli boyutlarda artmıştır.<br />
Bunun sonucu olarak, ülkelerarası ilişkiler değer odaklı olmaktan uzaklaşarak önyargılara ve ölümcül hesaplaşmalara sürüklenmiştir.<br />
<strong>Uluslararası ilişkiler ve dış politika; adı üstünde, kendi ülkemiz ve milletimizle, bizim dışımızdaki ülke ve milletler arasındaki münasebetlerin tanımı ve bütünüdür. </strong><strong>Her ülkede olması gerektiği gibi, Türkiye’mizin de dünya ile kurulan bu karmaşık ve kapsamlı ilişkiler ağının merkezinde vazgeçilmez hak ve menfaatleri, Türk milletinin bekası, Türk kültür ve tarihinin şeref ve haysiyeti bulunmaktadır.</strong><br />
Parti Programı’mızda milli dış politikamızın temel hedefleri şunlardır;<br />
Türkiye’nin milli güvenliğini ve milli çıkarlarını korumak ve geliştirmek; çevremizde barış, istikrar ve güvenlik kuşağı oluşturmak; başta komşularımız olmak üzere, bütün ülkelerle karşılıklı saygı ve yarara dayalı ilişkiler kurmak; mevcut sorunları Türkiye’nin hak ve çıkarları korunarak uluslararası hukuk çerçevesinde adil ve kalıcı çözümlere kavuşturmaktır.<br />
Türkiye&#8217;nin coğrafî, stratejik ve jeopolitik konumunu dikkate alan, bölgesel ve küresel istikrara katkı sağlayacak; şahsiyetli, istikrarlı ve etkili bir dış politika hem gayemiz hem de gayretimizdir.<br />
<strong>  Türk milleti için vazgeçilemez nitelik taşıyan unsurlar olan; millî kültürümüzü, toprak bütünlüğümüzü ve üniter devlet yapımızı korumayı temel öncelik olarak özümseyen bir strateji çerçevesinde partimizin uluslararası ilişkilerdeki temel yaklaşım ve prensipleri belirlenmiştir.</strong><br />
√ Meselelere başkent Ankara&#8217;dan bakan,<br />
√ Dünyayı Türkçe okuyan,<br />
√ Ne doğudan ne de Batı’dan vazgeçen,<br />
√ Hiçbir ülkeyi, hiçbir düşünceyi, hiçbir medeniyet ve milleti hor görmeyen bir vizyon genişliği ve ahlak seviyesi Milliyetçi Hareket Partisi’nin dış politikasının ana çatısıdır.<br />
Bu yaklaşımımız günden güne değişen taktik hamlelerin ve günübirlik ilişkilerin neticesi değil; kalıcı, köklü ve bin yılı aşan milli bir duruşun ifadesidir.<br />
Büyük Türk milleti, Anadolu coğrafyasında bin yıldır varlığını sürdürmüş ve bu coğrafyayı vatan yapmıştır.<br />
<strong> Bu bin yıllık sürede, sahip olunan vatan toprakları kendi jeopolitiğini geliştirmiş, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan da Cumhuriyete manevi bir veraset halinde intikal etmiştir.</strong><br />
Bir coğrafyanın beşeri, ekonomik, sosyal, kültürel politiğini oluşturmak ve yükseltmek, sahip olunan stratejik imkân ve şartların yanı sıra, mevcut devlet ve yaşayan millet yapısını hesaba katan gerçekçi bir analizin sonucudur.<br />
Bu açıdan, cihan devleti kuran ecdadımızdan tevarüs edilenler bizlere yalnızca mazide kalmış acı ve tatlı hatıraları değil; beraberinde yaşanmış gerçeklerin, muazzam toprak ve insan kaybıyla sonuçlanmış ibret verici neticelerini de bilmemizi ve ders çıkarmamızı gerektirmektedir.<br />
<strong> 1923 yılında kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti, bu bin yıllık stratejik var olma mücadelesinin tarihi mirasını devralmıştır. </strong><br />
<strong>   Hepinizin bildiği gibi, bugünkü siyasi sınırlarımız kendiliğinden oluşmamış ve kolaylıkla elde edilmemiş, dönemin küresel güçlerinin Türklüğe biçtikleri sınırlı bir alanın reddedilmesi sonucunda şehit kanıyla çizilmiştir.</strong><br />
Doğal olarak bugünkü vatanımız, geçen yüzyılın ilk çeyreğinde başka toplumlara tahsis edilmek istenen topraklarımızı fütursuzca parselleyen küresel projenin hilafına; akıl, heyecan, iman, silah ve hesabın terkibiyle oluşan muhteşem bir mücadeleyle kazanılmıştır.<br />
Devlet siyasetimizin önceliği, uluslararası ilişkilerde mevcut milli sınır ve yapının korunmasına yönelik tedbirler olmuş, bu ise imparatorluğun yıkılış şablonunda rol alan dış unsurlar ve Kurtuluş Savaşımızla yarım kalmış küresel projelerin hala canlı durduğuna dair haklı kaygıları beraberinde getirmiştir.<br />
<strong>Türkiye&#8217;nin geride kalan 98 yıllık dış siyasetinde ihtiyat ve denge, kuşku ve kaygı sürekli belirleyici olmuştur.</strong><br />
<strong>   Tabidir ki, yaşayan ve değişen küresel gelişmeler, ülkemizin güç ve etki kazanması, Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarındaki ağır şartlara dayanan stratejik ilişkilerin gözden geçirilmesini ve tedbirlerin gevşetilmesini gerektirebilir.</strong><br />
Ancak, burada devletimizin üzerinde hükümran olduğu coğrafya değişmediğine göre, jeopolitikten doğan stratejinin köklü değişimlere açık olduğunu söylemek bugünkü ortamda mümkün değildir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 98 yıllık milli siyaset ve stratejisi, kuruluş gerçeklerinden başlayarak, hükümetler üstü bir anlayışla tezahür etmiş ve devlet politikası haline gelerek bugünlere ulaşmıştır.<br />
<strong>Ancak ve ancak savaş mağlubu ülkelerin içine sürüklendiği zaaf ve zayıflıklar Türkiye için asla söz konusu olmamıştır.</strong><br />
<strong>Emel sahiplerini uyarıyorum, Türkiye önüne gelenin azarlayacağı, keyfi yetenin ayar vereceği, onun bunun tehditlerine boyun eğeceği savaş mağlubu bir ülke olarak görülemeyecektir.</strong><br />
Cumhuriyetimizin kuruluşu teslimiyetin neden olduğu dayatmaların değil, savaşla ve direnerek kazanılmış bir zaferin getirdiği özgüven içinde Lozan ruhuyla dünyaya kabul ettirilmiştir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti, Milli Mücadele’nin onur tacıdır.<br />
Bu tacı kara propagandalarla, iftira kampanyalarıyla lekelemeye hiçbir iç ve dış muhasım odağın kuvvet ve kudreti yetmeyecektir.<br />
Uluslararası ilişkilerde başı eğik, aciz, atıl ve atalete düşmüş bir Türkiye artık yoktur.<br />
Ön alan, öncü olan, önden giden, istikamet çizen, sesini yükselten, iradesini gösteren, iddialarının arkasında duran bir Türkiye gerçeği vardır.<br />
Başkalarının ağzına bakmıyoruz, buna karşılık ağzımızdan ne çıkacağına baktırıyoruz.<br />
Kuşkusuz, herkesi düşman olarak göremeyeceğimiz gibi, herkesi dost zannederek yolumuza devam edemeyeceğimiz de ortadadır.<br />
<strong>  Uluslararası ilişkilerde ne kalıcı düşmanlıklar vardır, ne de sürekli dostluklar hakimdir.</strong><br />
<strong>Karşılıklı hak ve menfaatler ağı bu ilişkilerin şeklini ve yöntemini belirleyen en önemli kıstastır.</strong><br />
Partimiz dış politika esasını, &#8220;bölgemizde ve dünyada barışı sağlayarak sürekli kılmak ve uluslararası işbirliğini geliştirmek&#8221; olarak açıklamış, ancak söz konusu barış ve uzlaşma anlayışımızın teslimiyetçilik olamayacağını, millî menfaatlerin her şeyin üzerinde tutulacağını önemle vurgulamıştır.<br />
Cumhur İttifakı ve Milliyetçi Hareket Partisi bu tutumuyla, Türkiye&#8217;nin millî varlığına ve tarihî misyonuna sonuna kadar sahip çıkmanın siyasetteki tanımı ve iftihar edilecek temsilcisi olarak sivrilmiştir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti egemenlik haklarını ve sınırlarını yüzyıla yaklaşan bir tarih birikimiyle ve kendi milli gücü ile oluşturmuş bir devlettir.<br />
Dünya devletleri ve komşu ülkelerle yapmış olduğu anlaşmaların ve ilişkilerin esasları ile verebileceği milli tavizin son sınırları, bu köklü birikimin ve devlet-millet şuurunun sonucunda ortaya çıkmıştır.<br />
<strong> Bildiğiniz gibi, uluslararası alanda edineceğimiz mevkii; sahip olduğumuz stratejik, jeopolitik, beşeri, ekonomik, kültürel, tarihi ve askeri milli imkânları kullanabilme kabiliyetimizle sınırlıdır.</strong><br />
Milli gücümüz bu potansiyeli harekete geçirebildiğimiz kadardır.<br />
Bu imkân ve yetenekleri dönemsel şartların ortaya çıkardığı fırsatlar içinde değerlendiremeyen ülkelerin, sahip olduğu potansiyelleri yalnız başına bir anlam taşımayacaktır.<br />
<strong>Dinamik ve devam edegelen süreçlerden oluşan uluslararası ilişkiler ağı, gücünü harekete geçiremeyen ülkelerin hezimete sürüklenmesini kaçınılmaz hale getirmektedir. </strong><strong>Tarih, yanlış hevesler ve dürtülerle, milli imkânlarını küresel kargaşada heba etmiş, itibar kaybetmiş ülkelerin nafile hamleleri ile doludur.</strong><br />
Ancak bu durum; ortam, kuvvet, imkân, fırsat ve risk arasındaki dengeler gözetilerek uluslararası alanda yapılacak akıllı ve etkili stratejik hamlelerin önünde bir engel olarak da çıkmamalıdır.<br />
Kurulacak küresel ilişkilerin gerçek güçle orantılı olacak şekilde muadiliyet, denge, istikrar, hakkaniyet, mütekabiliyet, saygı ve işbirliği üzerine tesisi esas olmalıdır.<br />
Bunlar yapılırken de en önemli husus, diplomasinin ve uluslararası ilişkilerin ciddiyet taşıdığının bilinmesi, muhatap veya müttefik ülkelerin bir milletin şeref ve haysiyetini rencide etmemesi şarttır.<br />
<strong>  Türkiye, başkalarının yazdığı bölgesel senaryolarda figüran olmayacak kadar değerli, önemli ve güçlü bir ülke; diplomasi geleneği ise dublaja ve suflöre gerek duymayacak kadar köklü ve derindir.</strong><br />
Bize göre her Cumhuriyet hükümeti, Başkentimiz Ankara’yı merkezine alan projeleri cazibe merkezi haline dönüştürmeli, milletimizin yüzlerce yıllık kucaklayıcı kültürü Türkiye’nin etrafında bir çekim alanı oluşturmalıdır.<br />
Çok şükür şu anda olan da budur.<br />
<strong> Türkiye’yi küresel projelerin, bölgesel taşeronluğunu yapacak kadar aciz ve ilkesiz bir ülke olarak görenler zillete düşmüş bir avuç kimliksizdir.</strong><br />
<strong> Ülkemizin uluslararası camiada attığı her adım, ince hesaplar ve derin analizler sonucudur; milli beka ve milli itibar, ham hayaller ve basit meşruiyet arayışlarının üstündedir.</strong><br />
Uluslararası ilişkilerin, üzerine hesapsızca atlanarak deneneceği, tutmayınca da “ne yapalım ölü doğdu” denilerek üstünün toprakla örtüleceği bir “mevta” olmadığı bilinciyle ülkemizin hak ve çıkarları cesaretle savunulmaktadır.<br />
<strong>     Muhalefet bugüne kadar geldiği yolda taviz ve tam teslimiyetle “ölü doğmuş” veya “çökmeye mahkûm” başka projelerin figüranı olmaya talipken, Cumhur İttifakı dünyanın her köşesinde Türkiye’yi aziz millet varlığının beklentileri doğrultusunda savunmaktadır. </strong><strong>Türkiye içte ve dışta var olan sorunlarını aşacak çaptadır, cesarettedir, yeterliliktedir. </strong><strong>Geçmişte çok daha müşkül durumları aşmayı da başarmıştır</strong>.<br />
Bugün vatan savunması tehdit ve tehlikenin filizlendiği her zeminde yapılmaktadır.<br />
Çünkü vatan, geçtiğimiz Pazar günü 49’uncu vefat yıldönümünü andığımız merhum Dündar Taşer&#8217;in dediği gibi &#8220;milliyet ve mukaddesatın korunduğu yerdir.&#8221;<br />
Hadiselerin ve hayatın akışına Brüksel’den, Washington’dan, Berlin’den, Londra’dan, Paris’ten değil, bizatihi ve sonuna kadar Ankara’dan baktığımızı ve bakacağımızı üstüne basa basa dile getirmek milli vakarımızın gereğidir.</p>
<p><strong>Yine merhum Dündar Taşer’in vurguladığı üzere, bu vatanı birkaç nazariyecinin safsatasına, birkaç hainin hesabına, birkaç ahmağın gafletine kurban etmeyeceğiz. </strong><strong>Kılıçdaroğlu’nun ve zillet yedeklerinin ne yapacağını bilemeyiz, ama bizim gideceğimiz başka bir ülke, yaşayacağımız başka bir vatan, gurur duyacağımız başka bir bayrak yoktur. </strong><strong>Başkalarının gelecekte ne olacağı ve nerede duracağı bizi hiç ilgilendirmiyor.</strong><br />
Biz bin yıldır buradayız. Bir ve beraberiz.<br />
Önümüzdeki binli yıllarda da burada olacağız.<br />
Kimse en küçük bir şüphe duymasın.<br />
Ay yıldızlı al bayrağımızı dünya durdukça, son yurdumuz Anadolu’da dalgalandıracağız.<br />
Değerli Milletvekilleri,<br />
Uluslararası ilişkiler hakkındaki düşüncelerimi seslendirirken elbette Brüksel’de yapılan NATO devlet ve hükümet başkanları zirvesi referans alınmıştır.<br />
İttifak’ın kuruluşundan bu yana 28 zirve yapılmış, son toplantıyla da 29’uncu zirve gerçekleşmiştir.<br />
Haklı olarak bütün dünyanın gözü Brüksel’deki NATO Karargâhına çevrilmiştir.<br />
NATO Genel Sekreteri, zirve öncesinde, “trans-atlantik ilişkilerimizde yeni bir sayfa açıyoruz”, yorumu getirerek bir yönüyle gündemde olan NATO’nun 2030 stratejisi hakkında ipucu vermiştir.<br />
Bizim üzerinde durduğumuz asıl gündem konusu ise Türkiye’nin müttefikleriyle olan ilişkilerinin muhasebesi, müzakeresi, eğer mümkünse nasıl bir mutabakatla bağlanacağı meselesidir.<br />
<strong>Özellikle Türkiye’yle ABD arasında soğuk rüzgârların estiğini bilmeyen, bu soğukluğu hissetmeyen neredeyse kalmamıştır.</strong><br />
<strong>İki ülke arasında kaygan bir zemin oluşturan kalın buzların çözülmesi samimi dileğimizdir.</strong><br />
<strong>   ABD Başkanı Biden’in 6 Haziran 2021 tarihinde Washington Post’a yazdığı bir makalede, “Avrupa gezisinde, dünya demokrasilerini yeniden bir araya toplamayı ve harekete geçirmeyi hedeflediğini” açıklamıştır.</strong><br />
Bunun nasıl olacağı, hangi vasıtaların kullanılacağı, Türkiye’nin bu dünya demokrasileri içinde nasıl bir yer tutacağı tartışılması gereken bir muamma olarak karşımızdadır.<br />
ABD’nin müttefiklerine ve ortaklarına taahhütlerini yenileyeceğini söyleyen Biden’in, Türkiye’yi hangi kategoride değerlendirdiği de merak ettiğimiz bir husustur.<br />
Bahsi geçen bu ortaklar arasında PKK/YPG’nin olup olmadığı henüz ve somut biçimde açıklığa kavuşmuş değildir.<br />
Biden’in Türkiye’yi nasıl ve hangi seviyede bir müttefik gördüğü de belirsizliğini korumaktadır.<br />
Zirve öncesi, Türkiye’yi ilzam eden, haksız sözlerle eleştiren ABD Dışişleri Bakanı, peşin hükümlere, husumetle perçinlenmiş heveslere anlaşılan teslim olmuştur.<br />
8 Haziran 2021’de, ABD Senatosu’nda konuşan bu bakan ya cahil ya da küstahtır.<br />
Türkiye’nin NATO müttefiki gibi davranmadığını, S-400 almasının ve Doğu Akdeniz’deki adımlarının rahatsız edici olduğunu yüzsüzce ifade etmiştir.<br />
<strong> ABD Dışişleri Bakanı, ülkemizde insan hakları ve gazetecilerin durumu konusunda da ciddi endişe taşıdıklarını söylemiştir.</strong><br />
Bizim endişelerimizin mahiyetini, şüphelerimizin içeriğini bir öğrense bu bakanın dışarıya çıkacak mecalinin olmayacağını cümle alem görür ve şahit olurdu.<br />
Türkiye’nin NATO müttefiki gibi davranmadığını iddia eden ABD’nin hangi örgütlerle fiili ittifak ve dayanışma içinde olduğunu yalnızca biz değil, günü geldiğinde beşeri vicdan ve tarih anlata anlata bitiremeyecektir.<br />
Arkamızdan dolanıyorlar, müttefiklik edebiyatı yapıyorlar.<br />
Teröristlerle iş tutuyorlar, stratejik ortaklıktan bahsediyorlar.<br />
Türkiye’nin kuyusunu kazıyorlar, sözde Ermeni soykırım yalanına sarılıyorlar, sonra dönüp NATO diyorlar.<br />
15 Temmuz darbecilerini koruyorlar, Pensilvanya’da FETÖ’yü barındırıyorlar, utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan demokrasi ve hukuk alanlarında ahkam kesip bize parmak sallıyorlar.<br />
Bilmiyorlar ki, yalanlarla çevrili bir ortamda güvenin evi yoktur.<br />
Zira yalan dönüş ihtimali olmadan kapanan çıkış kapısıdır.<br />
Kaybedilen bir güveni açmanın anahtarı da yoktur.<br />
<strong>    Geçen hafta PKK/YPG terör örgütü, Suriye’nin Tel Rıfat Bölgesi’nden Afrin’de kurulu bulunan Şifa Hastanesi’ne saldırdı.</strong><br />
Dikkat ediniz, bu saldırıyı grad füzeleriyle ve top atışlarıyla gerçekleştirdi.<br />
Tedavi gören 14 masum sivil hayatını kaybederken 32 sivil de yaralandı.<br />
Aklı sıra dünya demokrasilerini bir araya getirmeyi amaçlayan Biden, bu grad füzelerinin PKK&#8217;nın eline nasıl geçtiğiyle ilgili bir durum tespiti yapmış mıdır?<br />
Ya bu ülkenin Dışişleri Bakanı, terör örgütünün top bataryalarına nasıl sahip olduğunu itiraf edecek kırıntı da olsa bir ahlaka, bir izana, bir vicdana sahip midir?<br />
ABD menşeli silahlar teröristlerin elinde kurşun atarken, NATO müttefikliği hiç düşünülmüş, hiç hesaba katılmış mıdır?<br />
Geçiniz bu bayağı oyunları, bırakınız sonu gelmez oyalamaları.<br />
NATO, bugüne kadar Türkiye’nin hangi güvenlik ihtiyacına cevap vermiştir? Sormayalım mı, sorup da cevap aramayalım mı?<br />
Türkiye, NATO misyonlarına en çok destek olan ilk beş ülke arasındayken, ortak bütçeye en fazla katkı sağlayan ilk sekiz ülkeden de birisidir.<br />
İttifak’ın en büyük ikinci ordusu Türk ordusudur.<br />
<strong>  Türkiye NATO misyonlarına samimiyetle uymuştur.</strong><br />
<strong>En son olarak Türkiye’nin kilit bir role sahip olduğu ifade edilen Afganistan bunlardan birisidir.</strong><br />
NATO’nun güncel tehditlerine uyum konusunda tereddüt yaşamayan ülkemizle, hangi vahim sorunlar karşısında dayanışma içine girilmiştir?<br />
15 Temmuz’da başkentimiz hainler tarafından bombalanırken, bu NATO neredeydi? Ne yapıyordu? Neyin hazırlığı içindeydi? Bu sorunun da peşine düşmeyelim mi? Failleri deşifre etmeyelim mi?<br />
Güney sınırlarımızda terör devleti kurulması hedeflenirken, NATO’da birlikte silah tuttuğumuz ülkelerin sırtımıza namertçe ateş açtığını söylemeyelim mi?<br />
Uzaktan bakılınca saf mı görünüyoruz? Elimize vurup ekmeğimizi alacaklarını mı sanıyorlar?<br />
Tarihte böylesi gaflete düşenlere kahramanlıkla perçinlenmiş iman dolu kalplerin neler yaptığını, hayatı ve dünyayı nasıl zindana çevirdiğini bilmeyen varsa bilenlere sorsun, yok onlar da bilmiyorsa öğrenmek için sıralarını beklemeye şimdiden koyulsunlar.<br />
Türkiye, NATO’nun eşit bir müttefikidir, en azından biz böyle değerlendiriyoruz.<br />
İrademiz Brüksel’deki NATO karargâhına devredilmiş değildir.<br />
Nitekim kimden silah alıp almayacağımızın mevzu bahsi NATO’nun bileceği, tayin edeceği bir konu da olamayacaktır.<br />
<strong>    ABD’nin Türkiye’yi savunmasız bırakma konusundaki gizli niyeti zehirli meyvelerini 15 Temmuz gecesi vermedi mi?</strong><br />
Az kalsın Türkiye işgal edilmeyecek miydi?<br />
Peki, dost dediklerimiz neredeydi? Hangi senaryoları yazıyorlardı?<br />
Türkiye’deki muhalefet cenahını kışkırtıp iktidar havucuyla tutsak alanların sorarım sizlere, neresi dosttur? Nereleri müttefiklik ruhuyla uyuşmaktadır?<br />
Ekonomik tetikçilerini üzerimize salıp istikrarsızlık fitilini tutuşturanların nesine güveneceğiz?<br />
<strong>   Rusya’dan silah almayın diyorlar, tamam da ihtiyaç duyduğumuz silahları siz verdiniz mi? Üretiminde ortak olduğumuz ve parasını peşinen ödediğimiz F-35’leri gasp ederken aklınız neredeydi? Neyin peşindeydiniz?</strong><br />
ABD’nin Senato Dışilişkiler Komitesi Başkanı’nın hazırladığı tasarıyla, Türkiye’ye teslim edilmeyen F-35’lerin Yunanistan’a verilme teklifi hangi mantığın, hangi maksadın mahsulüdür?</p>
<p><strong>  Türkiye’ye karşı uygulanan baskı ve yaptırım politikalarının bu haliyle devamı iki ülke arasındaki ilişkileri çok yönlü zedeleyecektir.</strong><br />
Aynı ABD, sorun yaşadığı başka ülkelerle müzakere ve diplomasi kanallarını açık tutarak ülkemize çifte standart uygulamıştır.<br />
Doğu Akdeniz’deki adımlarımızdan rahatsız oluyorlarmış, varsın olsunlar, onları rahatsız etmek bize düğün bayramdır.<br />
Hatta münhasır ekonomik bölge ilanı etmek için de fazla beklemeye gerek kalmamıştır.<br />
<strong> Değerli Arkadaşlarım,</strong><br />
<strong>  Aslında maruz kaldığımız gelişmelerin tadı tuzu kaçmıştır.</strong><br />
Bu kurşun gibi ortamda Cumhurbaşkanımız NATO zirvesine katılmış, bir program çerçevesinde devlet ve hükümet başkanlarıyla bir araya gelmiştir.<br />
Günlerdir beklenen Sayın Cumhurbaşkanı’yla ABD Başkanı Biden arasındaki görüşme 45 dakikalık süre zarfında gerçekleşmiş, ardından da iki ülke heyetleri bir masa etrafında buluşmuştur.<br />
<strong>  Biden ilk açıklamasında çok iyi bir görüşme yaptıklarına temas etmiş, daha sonra da Sayın Cumhurbaşkanı ikili görüşmede meseleleri yapıcı bir şekilde ele aldıklarını, görüşmenin de son derece yararlı ve samimi bir havada geçtiğini vurgulamıştır.</strong><br />
Her alanda saygı ve çıkara dayalı etkin işbirliği hedefi kapsamında ABD’yle doğrudan diyalog kanallarını daha da canlandırma konusunda mutabık kalınmıştır.<br />
Türkiye’nin haklı beklentileri, meşru öncelikleri ve milli hassasiyetleri ABD Başkanı’na ve muhatap ülkelere tüm berraklığıyla aktarılmıştır.<br />
Görülmüştür ki, terör örgütleri konusundaki ikircikli tavır müttefik ülkelere ne yazık ki katılaşmış ve kalıplaşmış bir şekilde egemenlik kurmuştur.<br />
<strong>  Küresel barış ve istikrar çabalarını sekteye uğratacak, geniş bir yelpazede ihtilafa neden olacak bu çarpıklıkla, NATO’nun yeni güvenlik konseptinin nasıl bağdaşacağı başka bir tartışma konusu olarak önümüzde durmaktadır.</strong><br />
Demokrasinin yara aldığı, yapısal sorunların kökleştiği, ülkeler arası güvensizliğin dünya üzerinde kamçılandığı bir dönemde, Türkiye’nin terörle mücadelede tek başına bırakılması hem trajik bir yanlış hem de ittifakın ilke ve esaslarıyla terstir.<br />
Sorun çözme mekanizmalarının küresel ve bölgesel düzeyde güçlendirme amacı bugüne kadar sadece lafta kalmıştır.<br />
<strong> NATO Zirvesi’nin açıklanmış sonuçları ve bu sonuçların ortaya çıkaracağı yeni ilişkiler serüveni ne olursa olsun, Türkiye kararlılığından taviz vermeyecektir.</strong><br />
<strong>Biz devletimizin yanındayız, alınmış ve alınacak her kararın arkasındayız.</strong><br />
Diyor ya Akif;<br />
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;<br />
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!<br />
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?<br />
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum!<br />
Batı dünyası, kendi içinde demokratik dayanışmanın güçleneceği bir aşamaya geçerken, Türkiye’nin bu dayanışmanın içinde mi yoksa dışında mı kalacağı geleceğin dünyasını şekillendirecektir.<br />
Çaresiz değiliz. Çare milletin hamiyet ve dirayetidir.<br />
Yurtsuz değiliz. Üzerinde yaşadığımız şehit yadigârı topraklar ebedi yurdumuzdur.<br />
Hamd olsun sahipsiz değiliz, sahibimiz Allah’tır.<br />
Ve Allah’tan başka galip yoktur.<br />
Milli birlik ve beraberlikle hakkı tutup kaldıracağız.<br />
Ayrık otlarını temizleye temizleye, aramıza saçılan nifak tohumlarını çürüte çürüte <strong>Türkiye’yi istikbale heyecanla taşıyacağız.</strong><br />
<strong>En büyük gücümüz inancımızdır.</strong><br />
<strong>İnandığımız sürece Allah’ın izniyle zafer bizimdir.</strong><br />
Muhterem Arkadaşlarım,<br />
Türkiye’mizin siyasi mazisi, kurulduğu ilk günden bu yana, Cumhuriyet üzerinde isyan ve ayaklanma girişimlerinin; çok partili hayata geçtiğimiz günden itibaren ise demokrasimize yönelik dayatma, telkin ve zorlamaların görüldüğü sancılı süreçlerin tarihidir.<br />
Tanzimat’la birlikte iki asra yaklaşan süreç, kutuplaşmalar, gerginlikler ve çatışmaların siyaset alanındaki yansımalarına sahne olmuştur.<br />
<strong>  Demokrasi dışı arayışların kaynağını, ülkenin kötüye gittiğine, sistemin rayından çıktığına dair entelektüel kaygılar oluşturmuş, yıllardır birbirini besleyen ve birbirine güç aktaran bir döngü ile “önce ekonomik kriz, sonra toplumsal bunalım ve ardından yönetim istikrarsızlığı” talihsiz bir çark olarak milletimizin ve demokrasimizin üstünde dönüp durmuştur.</strong><br />
Siyasetçiden umudu kesenlerin, inandıkları değerler üzerinde tehlikeler vehmedenlerin veya bir türlü milletle kucaklaşamayıp yönetimden uzak kalanların yıllardan beri en büyük arzusu demokrasiyi “bypass” ederek iktidara kısa yoldan ve sandık dışından gelebilmek üzerine bina edilmiştir.<br />
<strong>CHP’nin sarsak pozisyonu aynısıyla budur.</strong><br />
Demokrasimiz üzerinde dolaşan kara bulutları ortaya çıkartmak, elbette ki çözümü siyaset içinde gören ve görmesi gerekenlerin en önde gelen görevi ve demokrasi borcu olmalıdır.<br />
Ama zillet ittifakı bu borca sadık değildir.<br />
Demokrasiye müdahale şartlarını hazırlayan zeminin, fikirsiz ve teslimiyetçi siyasi partilerin cephelere ayırıcı kısır siyasi çekişmelerden beslendiği tarihi bir vakıadır.<br />
Çatışma ortamını kollayan, hatta körükleyen odakların ortaya çıkmaya başladığı bugünlerde; demokrasi dışı arzuların terörden, sokak hareketlerinden, çeteleşmeden ve toplumsal huzursuzluktan aldığı destekle ivme kazandığı da bir gerçektir.<br />
Milletimizin kesin tercihini yapmış olduğu demokrasi yolunda, önüne çıkacak engellerin temizlenmesi, milli iradeyi sekteye uğratacak emarelerin takip edilmesi ve mani olunması herkesin vatan görevidir.<br />
<strong>Milliyetçi Hareket Partisi, hukukun üstünlüğüne inanan, demokrasi ve insan hakları gibi vazgeçilmez ilkeleri savunan bir siyaset çizgisinin temsilcisidir.</strong><br />
Adalet, günlük hesaplarımızdan bağımsız, insanlığın binlerce yıllık mücadelesi sonucunda ulaştığı, geçmiş tecrübelerimizden süzüp olgunlaştırdığımız değerler sistemidir.<br />
Yaşadığımız coğrafyada, millet olarak var olmamızın en temel gereklerinden birisi de adalete olan güven duygusudur.<br />
Bize göre adalet gerçek anlamıyla mülkün temelidir.<br />
Bizim anlayışımıza göre cumhuriyet ve demokrasi, birbirlerini tamamlayan değerler manzumesidir.<br />
Türkiye, Cumhuriyeti ve demokrasiyi birlikte yaşatmaya mecburdur.<br />
Partimiz, adaletin ve meşruiyetin herkese lazım olduğuna yürekten inanmaktadır.<br />
Milliyetçi Hareket Partisi yıllardan beri bunu savunmuş, bunun arkasında durmuş, yıllar öncesinde yaşadığı adli mağduriyetleri not ederek yeni bir sürecin başlatılmasını ileri sürmüştür.<br />
Siyaset yapma ve hükümet etme anlayışlarının pozitif yönde değiştiği yeni bir dönem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle başlamıştır.<br />
Şimdi herkes buna saygı duymakla birlikte, bu yeni döneme samimi katkılarda bulunmaya hazır olmalıdır.<br />
Aksi halde gerilim ve çatışmaların sürmesi ve intikam çığlıklarının devamı halinde, demokratik rejimin ve hukuk devletinin geleceğinin kararacağını söylemek, bugünün bile mumla aranacağını öngörmek kehanet olmayacaktır.<br />
<strong>Türkiye’de siyasal istikrar hakimdir.</strong><br />
<strong>Hükümet görevinin başındadır.</strong><br />
<strong>TBMM açık ve çalışmaktadır.</strong><br />
<strong>KOVİD-19’la mücadele başarıyla yönetilmiştir.</strong><br />
<strong>Ekonomik nitelikli sızlanma ve şikâyetler konjoktüreldir ve geçecektir.</strong><br />
<strong>Su akacak yatağını muhakkak bulacaktır.</strong><br />
Ne var ki, zillet ittifakı havlu atmış, ava giderken avlanmış, politik iflasa gömülmüş, söylem kısırlığı içinde erken seçimden başka hiçbir şey söyleyemeyecek duruma gerilemiştir.<br />
Erken seçim kararı alınmasının hukuken iki yolu vardır:<br />
İlki, TBMM’nin karar alması, diğeri de Sayın Cumhurbaşkanı’nın iradesidir.<br />
TBMM’de yeterli sayısal çoğunluğu olmayan CHP-İP-HDP ve diğerlerinin erken seçim kararını çıkarması mümkün değildir.<br />
Sayın Cumhurbaşkanı’nın da defalarca erken seçim yok dediği belgelidir ve bilinmektedir.<br />
O halde, bu erken seçim nasıl olacaktır?<br />
CHP, nerelere mesaj vermekte, kimlerin dikkatini çekmeye uğraşmaktadır?<br />
Biz erken seçim yok dedikçe, olacak diyenlerin gizli amacı nedir?<br />
Bu zorlamanın, bu dayatmanın, bu ısrarın gerçek manası nasıl yorumlanmalıdır?<br />
Duvara konuşsak, duvar anlar, tamam derdi.<br />
Suya yazsak adresine gider, göle yoğurt çalsak çoktan tutardı.<br />
Ancak CHP ve yedekleri bir türlü anlamıyor, devamlı mızmızlanarak, devamlı mırıldanarak vakit kaybediyor.<br />
<strong>  Zillete düşenlere nasıl anlatalım, nasıl erken seçimin olmayacağını söyleyelim.</strong><br />
<strong>Düşünüyorum da, şahsa mahsus mektup yazsak, el ilanları hazırlayıp dağıtsak, billboardları kullansak, acaba sonuç alabilir miyiz?</strong><br />
Ne söylesek nafile, kör kuyularda merdivensiz kalan Kılıçdaroğlu’nun bir kulağından giren öbüründen çıkıp gidiyor.<br />
Ya dinlemiyor, ya da kafası almıyor.<br />
Şunun da bilincindeyiz; her lafı duymayalım diye kulağın arkası var, her şeyi görmeyelim diye gözün kapağı var, her lafı söylemeyelim diye dilin önünde dudak var.<br />
Yunus der ki, küçük insanlar dengini, büyük insanlar kendini arar.<br />
Kılıçdaroğlu’na tavsiyem, kendini aramak için tekraren yollara düşmesi, şansı yaver giderse de bir an önce bulmasıdır.<br />
Bu şahıs hemen seçim diyor.<br />
PKK da seçim istiyor.<br />
FETÖ, yarın seçim olsun diye bekliyor.<br />
PYD/YPG’de koroya katılmış, Kılıçdaroğlu’nun erken seçim talebini destekliyor.<br />
Türkiye düşmanları erken seçim safında birleşmiş, şakşakçılık yapıyor, zillete refakat ediyor.<br />
<strong> İP, HDP, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, Demokratik Bölgeler Partisi, TKP, TİP erken seçim hayali görüyor.</strong><br />
Bu arada Kılıçdaroğlu, Türkiye’de can ve mal güvenliğinin kalmadığını vicdanı sızlamadan söyleyebiliyor.<br />
Ülkemizi haksız ve hayâsızca jurnalliyor.<br />
Demokrasi dışı arayışlara can suyu verip yeşil ışık yakıyor.<br />
CHP-İP-HDP ve diğer ortakları krize oynuyor, hatta sokakları karıştırmak istiyor.<br />
Muhalefet, terörü besleyen en önemli faktörün demokrasi eksikliği ve sözde kimlik baskısı olduğunu düşünüyor, bu itibarla sürekli bu konuyu kaşıyarak, kapanmaya yüz tutmuş yaraları yeniden kanatıyor.<br />
<strong>Siyasi hayatımızda &#8220;serseri mayın&#8221; gibi sürüklenen ve bu hüviyetiyle temel bir güvenlik riski ve gerginlik odağı haline gelen CHP için çatışmacı siyaset anlayışı, siyasi varlığını sürdürmenin yegane vasıtası olarak görülüyor.</strong><br />
Kaostan iktidar devşirmenin peşine düşüyorlar.<br />
Ne utanmaları kalmış, ne de millet sevgileri.<br />
Bir bilgeye sormuşlar; insan nasıl sabreder? Bilge cevap vermiş:<br />
Unutursun sabredersin, bu en güzelidir.<br />
Kabul edersin sabredersin, bu en doğrusudur.<br />
Vazgeçersin sabredersin, bu en zorudur.<br />
Bir de Allah’a havale edersin sabredersin, bu en yücesidir.<br />
Bunları hem Allah’a hem de milletimizin vicdanına havale ediyoruz.<br />
Demokratik hesaplaşmanın olacağı günü de sabırla bekliyoruz.<br />
Cumhur İttifakı alayının boyunun ölçüsünü sandıkta alacak, zamanında yapılacak seçimin kaç bucak olduğunu gösterecektir.<br />
Erken seçim talebi beyhude bir hevestir.<br />
<strong>Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri 2023 yılının Haziran ayında yapılacaktır. </strong><strong>Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yani Türk Tipi Başkanlık Modeli’yle geleceği yüksek bir irade ve inanmışlıkla kucaklayacaktır.</strong><br />
Cumhur İttifakı, her derdin devası, her belanın defedeni, her sorunun çözüm ümididir.<br />
Parlamenter sisteme dönüş ezberleri fostur, fuzuli gündem işgalidir.<br />
Çünkü İP’in ve CHP’nin iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem telaffuzlarının içi tamamen boştur.<br />
Bilhassa İP’in kağıt parçasından ibaret değerlendirmeleri hazırlıksız bir telaşın ve acemiliğin neticesidir.<br />
İP’in önerisine göre, Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri ile ilgili bölümde “Cumhurbaşkanı makamının sadece temsili nitelikte olmayacağı” söylenmektedir.<br />
Bir yandan Cumhurbaşkanının parlamenter sistem gereği “tarafsız ve yetkisiz” olması savunulmakta, diğer yandan “temsili nitelikte olmayacağı” söylenerek tam bir çelişkiye düşülmektedir.<br />
Hâlbuki parlamenter sistemlerde Cumhurbaşkanları “yetkisiz, sorumsuz ve tarafsız ”dır.<br />
Cumhurbaşkanının halk tarafından mı yoksa TBMM tarafından mı seçilmesi gerektiği konusu ise belirsiz havale edilmiştir.<br />
Dedim ya, bunlar acemidir, kılavuzları da mahsurludur.<br />
İP’in çalışmasında parlamenter sisteme dönüldüğünde Cumhurbaşkanının kararname yetkisinin olmayacağı söylenmektedir.<br />
Fakat parlamenter sistemlerde yetkisiz kabul edilen Cumhurbaşkanın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi zaten yoktur.<br />
İP’in önerisinde Cumhurbaşkanına TBMM Başkanının vekâlet edeceği söylenmektedir. Peki, bunun neresi yenidir?<br />
<strong>Türk Tipi Başkanlık Sistemi’ni teyit edip kurumsallaştıracak Anayasa teklifimiz Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünü esas alarak 100 maddeyle hazırlanmıştır. </strong><br />
<strong>İnanıyorum ki Cumhur İttifakı’nın ortak anayasa çalışması Türkiye’nin ve Türk milletinin irade ve iftihar hazinesi olacak, tarihi nitelikli bir beklenti karşılanacaktır.</strong><br />
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun diyorum.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2021/06/15/mhp-lideri-muhalefeti-ne-ile-sucladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-MHP Lideri Gündemi Değerlendirdi</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2020/12/01/2447/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2020/12/01/2447/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 09:45:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçeli TBMM rubunda konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=2447</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 01 Aralık 2020 Salı günü TBMM Grup Toplantısında Ülke ve dünya gündemini İlgilendiren birçok konuda önemli mesajlar verdi. Konuşmasının başında, Avrupa Şampiyonu olan Ritmik Jimnastik Milli Takımımızı tebrik ederek başlayan Bahçeli, Kadına şiddet konusu, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü, siyasi, ekonomik, iç ve dış konularla ilgili açıklamalar yaptı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 01 Aralık 2020 Salı günü TBMM Grup Toplantısında Ülke ve dünya gündemini İlgilendiren birçok konuda önemli mesajlar verdi.<br />
<strong> Konuşmasının başında, Avrupa Şampiyonu olan Ritmik Jimnastik Milli Takımımızı tebrik ederek başlayan Bahçeli, Kadına şiddet konusu, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü, siyasi, ekonomik, iç ve dış konularla ilgili açıklamalar yaptı.</strong><br />
MHP Lideri devlet Bahçeli konuşmasında şu ifadelere yer verdi;<br />
Saygıdeğer Milletvekilleri, Basımızın Saygın Temsilcileri,<br />
Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımıza başlarken sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.<br />
<strong> Bütün vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda varlık ve birlik mücadelesi veren bütün kardeşlerimize selam ediyor, en halisane duygularımla birlikte sağlık, huzur ve esenlikler diliyorum.</strong><br />
Geçen hafta milletimizi sevindiren bir gelişme yaşandı.<br />
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlenen Ritmik Jimnastik Avrupa Şampiyonası’nda Ritmik Jimnastik Grup Milli Takımımız “3 çember 2 labut” aletinde Avrupa Şampiyonu oldu.<br />
Duygu Doğan, Azra Akıncı, Peri Berker, Nil Karabina ve Eda Asar’dan oluşan Ritmik Jimnastik Grup Milli Takımımızı, federasyon yönetimimizi can-ı gönülden kutluyorum.<br />
İnanmış ve başarıya kilitlenmiş bir insanın, gözünü yükseklere çevirmiş bir iradenin durması veya durdurulması diye bir şey olmaz, olamaz.<br />
<strong> Stratejik düşünme, analitik bakış, disiplinli çalışma, hedef odaklı mücadele, bunların yanında hayatın ve hadiselerin yürekten kavranışı zincirleme başarıları tetikleyerek temin edecektir.</strong><br />
Başarının limitlerini inancımızın cebbarlığı, irfanımızın cesameti, iddialarımızın cesaret ve civanmertliği belirleyecektir.<br />
Fırsat ve şans verildiği takdirde her insanımızın ilgi alanında başarıdan başarıya koşacağını düşünüyorum.<br />
Çünkü insanımızın faziletine, ferasetine, kalp temizliğine, ahlak ve adamlık seviyesine sonuna kadar güveniyorum.<br />
Özellikle Türk kadınının üstlendiği her sorumluluğun hakkını vererek öne çıkması, hayatın her kesitinde serpilip sivrilmesi takdir ve tebrik edilmesi gereken bir insanlık gerçeğidir.<br />
Kadın hakkı bir insan hakkıdır, bir iman hakikatidir.<br />
Kadınları hedef alan kaba, kırıcı, her neviden kötü muamele hem insan hakları ihlali hem de insanlık onurunun inkârıdır.<br />
İnsani münasebetlerimizde, merhum Cemil Meriç’in de ifade ettiği gibi, muhtaç olduğumuz şey ölçüdür, dengedir, soğukkanlılıktır.<br />
Kılı kırk yaran tarihi ve tecrübi aklın yol göstericiliğinde diyebiliriz ki, kadınların yok sayıldığı, görmezden gelindiği, geri plana itildiği, şiddete maruz bırakıldığı toplumların medeniliğinden, gelişmişliğinden, hatta insani değerlerinden bahsetmek mümkün ve muhtemel bir hal özeti değildir.<br />
Bir toplumun yumuşak karnı, kırılma, belki de kopma noktası en mağdur durumdaki ferdinin hassas ve nazik durumuyla bir ve aynıdır.<br />
Son yıllarda artan kadın cinayetleri, yaygınlaşan tecavüz vakalarıyla birlikte ürpertici boyutlara ulaşmış istismar haberleri insan haysiyetine ve toplum bekasına karşı işlenmiş en büyük suç olarak değerlendirilmelidir.<br />
Kadınlarımızın, kızlarımızın, çocuklarımızın vahşete kurban gitmeleri neresinden bakarsak bakalım felakettir, rezalettir, cinayettir.<br />
Son 1,5 asırdır, kadınlarımızın sosyal, siyasal ve ekonomik haklarıyla ilgili istikrarlı ve ümit verici ilerlemeler yaşanmışken, muhatap kaldıkları insanlık suçlarının da eşzamanlı artışını gözlemlemek utanç duyulması gereken bir çarpıklığın, bir çelişkinin somut yansımasıdır.<br />
Bizim atmamız gereken tarihi adımın ilk halkasında, kadına yönelik şiddetin, kadınlığın itibarına yönelmiş nefretin bütünüyle tasfiye edilmesi ve önüne geçilmesi yer almaktadır.<br />
Şiddet seli durmadan, şiddet yangını söndürülmeden, gözünü kan bürümüş psikopatların kanlı emellerine set çekilmeden kadınlarla ilgili konuşacağımız her konu eksik kalacak, her teklif ve temenni yetersiz olacaktır.<br />
Bir masuma, bir garibe, savunmasız bir insana canavarca hislerle saldırmak, insanlık haysiyetini taammüden zedelemek vandallıktır, aynı zamanda büyük bir vebaldir.<br />
Şiddet varsa insanlık sukut etmiştir.<br />
Hiçbir kadın şiddete müstahak değildir.<br />
Hiçbir kadın aşağılık ve alçak davranışlara mahkûm değildir.<br />
Kadınlarımızın toplum içinde olan veya olması gereken muteber ve muhterem mevkileri insani gelişmişlik düzeyimizin alametifarikası, milletler mücadelesindeki en muhkem, en müessir kozumuzdur.<br />
Bugün kadınlarımız hayatın her yerinde, her sahasındadır.<br />
Nitekim kadınlarımız;<br />
Bazen usta bir gazeteci, bazen marifetli bir iş insanı, bazen müstesna bir siyasetçi, bazen gerçek bir edip, bazen bağında bahçesinde bir emekçi, bazen tezgâhtaki alın teri, bazen topraktaki bereket izi, bazen gönüllerdeki zarafet pırıltısı, bazen sırtımızdaki merhamet pışpışı, bazen bir münevver, bazen hakikatleri arayanlar için bir deniz feneridir.<br />
Bütün kadınlarımızın çehresi ışıklı, üstelik bakışları aydınlık yarınların müjdesiyle doludur.<br />
Kadınlarımız göz nurudur, baş tacıdır, üzerinde yaşadığımız vatan coğrafyasının yükünü bir sevdayla omuzlayan aziz millet varlığının ana direği, ana yüreği, ana fikridir.<br />
Bozkırın tezenesi merhum Neşet Ertaş’ın dediği gibi, kadınlar insandır, bizler ise insanoğluyuz.<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu ifadesi ne kadar değerli, ne kadar yerindedir:<br />
“Dünyada hiçbir millet kadını ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim diyemez.”<br />
Türk kadını, diğer ülke ve milletlerin pek çoğundan daha önce seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir.<br />
3 Nisan 1930’da kabul edilen Belediye Kanunu ile 18 yaşını dolduran kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.<br />
Böylelikle belediye seçimlerine katılmaya hak kazanan kadınlarımız o dönemin şartları itibariyle tarihi bir reformun tarafı olmuşlardır.<br />
Türk kadınına 1932’de muhtarlık seçimlerine girme, 5 Aralık 1934’de de milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.<br />
Demokrasinin mühim bir eşiği aşılmış, göze çarpan ve rahatsız eden tarihsel bir açığı siyasi mutabakatla kapatılmıştır.<br />
Müteakiben 8 Şubat 1935’de yapılan Milletvekili Genel Seçimi’nde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir.<br />
Türk kadınının hayatın normal akışı içinde ülkesi ve milleti için üstlendiği her görevi muvaffakiyetle yerine getirdiğini iftiharla söylemek isterim.<br />
Siyasetten ticarete, sanattan spora, eğitimden ekonomiye, sanayiden medyaya, ev hayatından sosyal hayata varıncaya kadar kadınlarımız her yerdedir, olmaya da devam edeceklerdir.<br />
Kadınlarımızın desteklenmesi konusunda öncelikli hedef, üzerinde durmamız gereken asıl konu şiddetin kökünün mutlaka ve süratle kazınmasıdır.<br />
El birliği yaparak, güç birliği yaparak, partiler üstü bir anlayış içinde hareket ederek suç üreten, suçlu çıkaran, suça teşvik eden fiili veya potansiyel bütün toplumsal kaynakları A’dan Z’ye kurutmak, tedavi ve rehabilite etmek şarttır.<br />
Bunu yaparsak insanlığa ve insanlarımıza muazzam nitelikli manevi bir reformu kazandırmış oluruz.<br />
Kimin mağduriyeti varsa, kimin engeli bulunuyorsa yanında olmalıyız, elinden tutmalıyız, hayatı eşit bir şekilde paylaşmalıyız.<br />
Bu kapsamda esasen bir farkındalık günü olan ve önümüzdeki Perşembe günü idrak edeceğimiz 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle diyorum ki, her engelli kardeşimin ihtiyaç duyduğu, özlemle beklediği, kendi hayatında görmeyi istediği haklar konusunda üstümüze ne düşüyorsa yapacağımızın sözünü veriyoruz.<br />
Engele takılmayacağız, engellere aldırmayacağız, engeller karşısında yılmayacağız, yıkılmayacağız, Allah’ın izniyle engelleri birer birer aşacağız.<br />
Engelli kardeşlerimizin hayatlarını kolaylaştırma mücadelemizi sürdürüleceğiz.<br />
Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.<br />
Hiç kimse bana bir şey olmaz dememelidir.<br />
Her insan esas itibariyle bir engelli adayıdır.<br />
O kardeşlerimize baktığımızda kendimizi görmeliyiz, empati yapmalıyız, aramızda duygudaşlık köprüleri kurmalıyız.<br />
Hiçbir engelli kardeşim acınacak halde değildir.<br />
Hiçbirisi değersiz ve önemsiz görülmemelidir.<br />
Milliyetçi Hareket Partisi bütün engelli kardeşlerimizi bağrına basmaktadır.<br />
Çünkü biz onları çok seviyoruz.<br />
Engelli kardeşlerimizi sadece 3 Aralık’ta değil yılın her gününde hatırlayacağız, her an, her zaman kalbimiz onlarla bir çarpacak.<br />
Engelli kardeşlerimizi hasretle, muhabbetle selamlıyorum.<br />
Kadın milletvekillerimiz başta olmak üzere Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 86’ıncı yıldönümünü kutluyor; bu tarihi karara imza atan dönemin mebuslarına Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.<br />
Doğudan batıya, kuzeyden güneye ülkemin tüm muhterem hanımefendilerine bahusus saygı ve sevgilerimi sunuyorum.<br />
<strong> Değerli Milletvekilleri,</strong><br />
19’uncu yüzyılda vezirlik, nazırlık, sadrazamlık görevlerini üstlenmiş Saffet Paşa, medeni bir ülke haline gelmek için Avrupa’nın bütünüyle kopya edilmesini ısrarla tavsiye ve tembih etmişti.<br />
Öze değil kabuğa bakmıştı, mazrufa değil zarfa kafa yormuştu.<br />
Elbette akıl tutulmasına ve teslimiyetçilik anaforuna düşen yalnızca bu paşa değildi.<br />
Tanzimat ve Meşrutiyet süreçlerinin kategorik biçimde savurduğu devlet ricali maalesef çareyi kendi özünde, kendi değerlerinde, hemen yanı başında duran milli ve manevi hasletlerde görmedi, göremedi.<br />
Ya görmesini bilemediler, ya da gördüklerini özümsemediler.<br />
Ruh kökleri tarih ve milletle bir olan fikir ve siyaset adamları için haysiyet abeste direniş değil hakikate gönüllü teslimiyettir.<br />
Aydın geçinen zavallılar, batılı dostları alınmasın diyerek tarihi boyunca birikmiş dev hazineleri, haşmet ve görkem aydınlığıyla parlayan muzaffer geçmişi utangaç çocuk edasıyla gizlemeye çalıştılar.<br />
Merhum Ahmet Mithat Efendi’nin “Felatun Bey ile Rakım Efendi” isimli romanı, o tarihlerde hayatın bizatihi merkezine nüfuz eden tenakuzların, tutarsızlıkların, tuhaflıkların çok açık ve çarpıcı yorumu değil de nedir?<br />
Kendi yatağına kırgın akan ırmakların bir nehirle karışması, bir denizle buluşması düşünülemeyecektir.<br />
Tarihin hangi devrinde olursa olsun, köküne yabancılaşan, kimliğiyle ters düşen siyaset veya aydın zevatın taş üstüne taş koyması, ufkun ötesini görebilmesi, geçmişin köklü anılarını geleceğin körpe amaçlarıyla perçinlemesi, bu suretle istiklal şerefini layık-i veçhileyle taşıması sadece ham bir hayaldir.<br />
Mukallit zihniyetler derin bir aşağılık kompleksinin yelkeniyle kendi sahillerinden, kendi limanlarından hızla uzaklaşmışlardır.<br />
Yaklaşık iki yüzyıldır ne çekmişsek, neye maruz kalmışsak, hangi yıkımları yaşamışsak kahir ekseriyeti bunlardan kaynaklanmıştır.<br />
İşbirlikçilik damarının başında olanlar öz olarak bunlardır.<br />
Yabancı başkentlere şirinlik yapmayı, çıkar odaklarına taklalar atmayı, yeri geldiğinde ülkesini kötülemeyi mubah gören bu tip dönek ve devşirmelerdir.<br />
Kolları sırma, göğüsleri nişanla dolup taşsa da sefirlerin oyuncağı, sömürgeci güçlerin maşası olan nazırlardan, milletine ve ülkesine sırt dönmüş sözde yazar, çizer ve aydın kesimden işin doğrusunu isterseniz bugünlere çok kötü bir miras kalmıştır.<br />
Bu mirasın varisleri içinden geçtiğimiz zaman diliminde son derece atak ve aktiftir.<br />
Ne pahasına olursa olsun, ülkesine kara çalmak hiçbir siyaset ve fikir adamını şerefli yapmaz, bugüne kadar da yapmamıştır.<br />
Gerekçe nasıl ikmal ve ifade ediliyorsa edilsin, devletini, milletini küçük görenlerden, iç ve dış siyaset mahfillerinde ileri geri konuşanlardan dün namuslu bir siyaset adamı çıkmadı, bugün de çıkmayacaktır.<br />
Muhasım güçlerin elinden eteğinden tutanlar, onların ağızlarından çıkacak bir söze müzahir şekilde gelecek planlaması yapmak için hazır kıta bekleyenler dik duramazlar, yerli olamazlar, milli olamazlar, bu milletin evladı asla olamazlar.<br />
İşte CHP’nin yönetim kadrosu aynısıyla budur.<br />
Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’ye cephe almış bir siyaset ayıbı, bir siyaset defosu, bir siyaset falsosudur.<br />
Bizim CHP’yle sorunumuz Türkiye’yle sorunu olduğu içindir.<br />
Bizim CHP’yle sorunumuz sakat ve sancılı politikalarıyla ilgilidir.<br />
Geçen hafta, bir bakıma CHP’ye oy vermeyen öğretmenlerimizi aşağılayan, onlara öğretmen demeyen Kılıçdaroğlu’nun, sorarım sizlere neresi demokrattır?<br />
Öğretmene, işçiye, memura, esnafa, emekliye, sanayiciye, işsize, çiftçiye verdiği oy kadar kıymet yükleyen bir siyasi zihniyetin samimiyetinden, insan sevgisinden, müşfik ve muhik muamelesinden söz etmek mümkün müdür?<br />
CHP’nin kumaşını kesen kesmiş, tarlasını süren çoktan sürmüştür.<br />
CHP’ye oy veren kardeşlerimiz hayal kırıklığı içindedir.<br />
Onlara karşı yapılan haksızlıklar, saygısızlıklar diz boyudur.<br />
ABD’ye ‘demokrasimize müdahale edin’ çığırtkanlığı yapan bir CHP’nin neresi doğrudur?<br />
Türkiye’yi yalanlarla dışarıya jurnalleyen bir CHP’nin nesi düzgün, neresi dürüsttür?<br />
Yine bir CHP milletvekilinin kalkıp Türk ordusuna satılmış demesi bize göre hesabı sorulması gereken şerefsizliktir, kepazeliktir, Türkiye husumetinin kök salmasıdır.<br />
Kahraman Türk ordumuzun satılan, satılmış görülen yeri neresidir?<br />
Terörle mücadelesi mi satılmıştır?<br />
Millet ve kanun ordusu oluşu mu satılmış görülmektedir?<br />
Fırat Kalkan’ından Zeytin Dalı Harekâtı’na, Barış Pınarı Harekâtı’ndan Pençe Operasyonlarına kadar ova ova, dağ dağ, mağara mağara, şehir şehir, deyim yerindeyse köşe bucak hainleri arayan, sonra bulan, bulduktan sonra da imha eden kahramanlar mı satılmıştır?<br />
Sınırımızda nöbetçi, gökyüzümüzde kartal, gönlümüzde şükran, dileğimizde dua, dilimizde Peygamber ocağı, tarihte muzaffer bahadırlık olan kahraman Türk askeri mi satılmıştır?<br />
Orduya satılmış demek, bedelsiz satılmışlığın, uşaklığın aleni beyanıdır.<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle bu zehirli ve zillet CHP anlayışına diyorum ki: Askere düşmanlık, düşmana askerliktir.<br />
CHP’nin kutuplaşmadığı, kurcalamadığı, kaşımadığı, kanatmadığı, karıştırmadığı geriye ne kalmış, ne bırakılmıştır?<br />
Türk askerinin Libya’daki mevcudiyeti, zalimlere vekâlet eden CHP’yi ve diğer zillet refiklerini gocunduruyor.<br />
<strong>Doğu Akdeniz’den Afrika içlerine, Suriye’den Katar’a, Dağlık Karabağ’dan Irak’a, Afganistan’dan Kıbrıs’a kadar kahramanlarımızı varlığı CHP’nin, İYİ Parti’nin, HDP’nin, SP’nin ve bilumum çıkar ortaklarının uykularını kaçırıyor.</strong><br />
Batı’nın oyunlarına ses çıkaramayan densizler, Katarla yatıp Katarla kalkıyorlar.<br />
Boşa kürek çekiyorlar, boşuna çırpınıyorlar.<br />
Bilhassa Türkiye hak ve menfaatlerini muktedir şekilde savundukça Kılıçdaroğlu’nun gözüne perde, gönlüne peçe iniyor.<br />
CHP sokakları tahrik etmiş, vatandaşlarımızı istismara yeltenmiş, fakat başaramamıştır.<br />
Sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını manipüle etmiş, ne var ki sonuç alamamıştır.<br />
Uluslararası toplumu, küresel kuruluşları, husumet lobilerini kışkırtmış, velakin emeline muvaffak olamamıştır.<br />
Şimdi de sırayı Türk askeri mi almıştır?<br />
Bu terazi bu sıkleti çekmez, bu tekerlek bu tümseği geçemez.<br />
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne zilletin lekesi sürülemez.<br />
Türkiye Cumhuriyeti;<br />
Pastane liberallerinin,<br />
Meyhane devrimcilerinin,<br />
Arada poşu takan, derede mekap giyen, tepeye varınca mermiyi yiyen kanlı bölücülerin,<br />
Köşeleri kaybolmuş tatlı su kurnazlarının,<br />
Pos bıyıklarıyla, doymayan kursaklarıyla boğazın iki yanına tutunmuş küreselcilerin eline, emeline, heveslerine, hedeflerine terk edilemez, Allah’ın izniyle de terk edilmeyecektir.<br />
<strong>Artık öyle bir noktaya gelinmiştir ki, ismini saydıklarımın çatı ve çıkar örgütü haline gelen Cumhuriyet Halk Partisi bir milli güvenlik meselesine dönüşmüştür.</strong><br />
İşte zillet budur.<br />
İşte hezimet budur.<br />
İşte dalalet, işte cehalet bu kirli anlayışla mündemiçtir.<br />
Değerli Arkadaşlarım,<br />
İranlı bilim insanı Muhsin Fahrizade’nin 27 Kasım 2020 Cuma günü Tahran’da uğradığı silahlı saldırıda öldürülmesi Kasım Süleymani suikastından sonra gerçekleşmiş en vahim cinayetlerden birisidir.<br />
Lanetlediğimiz bu hunhar saldırının çok organize şekilde icra edildiği anlaşılmaktadır.<br />
Ziyadesiyle kırılgan halde bulunan bölgesel huzur ve barışı temelinden bozmayı amaçlayan her türlü ahlak ve hukuk dışı arayışı, saldırıyı ve komployu terörizmden ayrı tutmuyor, ayrı görmüyoruz.<br />
Bizim dikkatimizi çeken husus suikastın zamanlaması, hedef olarak seçilen ismin müktesebatı, tetikçi figüranları kullanan odakların stratejik hedefleridir.<br />
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun nezaketsiz ve seviyesiz İstanbul seyahatinden sonra Kudüs’e gitmesi, Batı Şeria ve Golan Tepeleri’nde gezmesi, adeta bölgeyi provoke eder gibi tutum takınması ve ardından Muhsin Fahrizade cinayetinin gerçekleşmesi bize göre üzerinde düşünülmesi gereken kuşkulu bir detaydır.<br />
Medyaya yansıyan iddialar ışığında, bir İsrail’li yetkilinin, “Fahrizade’yi öldürdüğümüz için dünya bize teşekkür etmeli” açıklaması eğer doğruysa,<br />
Dahası &#8220;İsrail ihtiyaç duyduğu zaman İran&#8217;ın nükleer programına karşı operasyon düzenlemeye devam edecek&#8221; ifadeleri aynı ağızdan çıkmışsa, önceden kestirilemeyen büyük çapta risk ve tehditlerin önümüzdeki dönemde birbiri ardına eklemlenmesi kaçınılmaz hale gelecektir.<br />
Hem Ortadoğu hem Afrika istikrarsızlığın pençesinde, terörün gölgesinde, rövanşist çatışmaların, misillemeye dayalı silahlı rekabetlerin tam göbeğindedir.<br />
27 Kasım’da Somali’nin başkenti Mogadişu’da, 28 Kasım’da Nijerya’nın Borno Eyaleti’ndeki Zabarmari kasabasındaki bir pirinç tarlasında, 29 Kasım’da Afganistan’ın Gazne vilayetinde gerçekleşen terör saldırılarında çok sayıda masum insan katledilmiştir.<br />
Uzun yıllardır mazlumların gözlerinden yaş, gövdelerinden kan akmaktadır.<br />
Sömürgeciler insanlığın her kazanım ve değeriyle savaşmışlardır.<br />
Dehşet verici adaletsizlik hepimizin malumudur.<br />
Bir gram elmas, bir parça pırlanta, bir galon petrol veya bir metreküp doğal gaz insan canından, insan varlığından, insan haysiyetinden önemli görülmüş, öncelikli sayılmıştır.<br />
Demokrasi ve özgürlük boyası sürünmüş zalimler eliyle coğrafyalar sömürülmüş, toplu katliamlar yapılmış, cinayetler işlenmiştir.<br />
Toprağın altı üstüne çıkarılmış, üstündekiler de altına gömülmüştür.<br />
Fransa bu karanlık geçmişin cellat, ceberrut ve çete ülkelerinden birisidir.<br />
Bu ülkenin geçmişinde kan vardır.<br />
Bu ülkenin geçmişinde işgal vardır.<br />
Macron iç siyasette sıkıştıkça, gelecek seçimleri kaybedeceğini hissettikçe Türk ve İslam düşmanlığının dozajını sürekli arttırmaktadır.<br />
Fransa; Doğu Akdeniz’de karşımızdadır.<br />
Libya’da karşımızdadır.<br />
Suriye’de karşımızdadır.<br />
Dağlık Karabağ’da karşımızdadır.<br />
Afrika’da karşımızdadır.<br />
<strong>Türkiye hakkın yanındadır, haklının yanındadır, hakikatin yanındadır; Fransa’nın yanında olduğu da terör örgütleri, kanlı şebekeler, bölücü mihraklar, paramiliter gruplar, denizlerde yan kesicilik yapan korsanlardır.</strong><br />
Fransa’yı bilmek ve tanımak için Cezayir soykırımına, Ruanda soykırımına, Gabon, Senegal, Benin, Tunus, Gine, Burkina Faso, Çad, Kamerun, Cibuti katliamlarına bakmak yeterli değildir.<br />
Bu melanet istilacının hangi canilikleri yaptığını görebilmek için 1920 Antep’ini, Adana’sını, Urfa’sını incelemek kaçınılmaz bir ödev, ertelenemez bir görev, milli bir mükellefiyettir.<br />
Antep’te, Kuvayı Milliye’ye erzak taşırken yakalanıp Dokurcum Değirmeni’nde kurşuna dizilen, cansız bedenleri süngülenen küçük yaşlardaki 14 kahraman çocuğun katili bu Fransa’dır.<br />
Tıpkı hendek kazan teröristlere karşı verilen mücadelede olduğu gibi, Antep’te sokak sokak, mahalle mahalle barikatlar kurup çatıştığımız düşman ülke bu Fransa’dır.<br />
Ahali namaza durmuşken, camilerimize top mermisiyle saldıran ülke bu Fransa’dır.<br />
“Düşman geçerse anca bedenimin üzerinden geçer” diyen rahmetle, minnetle andığımız yiğitler yiğidi Şahin Bey’in savaştığı ülke bu Fransa’dır.<br />
Adana’da Türk soykırımı yapan, Kozan’da Defterdar Hamdi Efendi’yi, mektupçu Ali Rıza Efendi’yi, emekli Yüzbaşı Mehmet Bey’i diri diri fırında yakan ülke bu Fransa’dır.<br />
Ermeni çetelerine üniforma giydirip üzerimize salan ülke bu Fransa’dır.<br />
Adana’ya sorsunlar Fransa’yı, Şanlıurfa’dan öğrensinler Fransa’yı, Gaziantep’ten dinlesinler Fransa’yı, yakılan Mersin’den duysunlar Fransa’yı.<br />
Özgürlük diyorlar, eşitlik diyorlar, kardeşlik diyorlar, bunların hepsini göre göre, göstere göstere çiğniyorlar.<br />
Fransa Senatosu’nun Dağlık Karabağ ile ilgili hükümsüz, geçersiz ve kağıt parçasından farksız kararı Türklüğün ayakları altındadır.<br />
Neymiş, Senato Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni küstahça tanıyormuş.<br />
Bu konuda Fransa hükümetine de akıl ve hukuk dışı bir tavsiyede bulunuyormuş.<br />
TBMM’de grubu bulunan dört siyasi partinin Fransa Senatosu kararına sert ve isabetli tepkisi kayda değer ve takdire şayan bir duruşun belgesidir.<br />
Ermeni sevdası nükseden Fransa her zaman olduğu gibi, tarihin yanlış tarafındadır.<br />
Bu Fransızlar ister kabul etsinler, ister etmesinler, ister sevsinler ister sevmesinler, Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağıdır, Karabağ Türk’tür, Karabağ ebediyen Türk yurdudur.<br />
Tarih gözlerini açtı, coğrafya uykusundan uyandı, Türklük ihtişamlı mazinin iradesiyle kutlu bir istikbalin muhteşem rotasını çizdi.<br />
Geriye çark yoktur, bu yoldan dönüş yoktur, mücadeleden taviz yoktur.<br />
<strong>Değerli Milletvekilleri,</strong><br />
Yeni bir dünya düzeninin inşa çabaları devam ediyorken ortaya çıkan stratejik boşlukların bölgesel ve küresel ülkeler tarafından doldurulma amacı gerilimlere yol açmaktadır.<br />
Türkiye hiçbir konuda ihmal edilecek bir ülke değildir.<br />
Doğu Akdeniz’de yaşanan ve milli sabrı zorlayan provokasyonlar Türkiye’ye karşı teşekkül etmiş husumet ve hıyanet cephesinin bir yönüyle deşifresidir.<br />
Müslüman nüfusun en yoğun olduğu Almanya ve Fransa’da haftalardır ırkçı ve İslamofobik saldırılar yaşanmaktadır.<br />
Avrupa insan haklarıyla, insanlığın evrensel kazanımlarıyla yollarını kapanmamak üzere ayırmıştır.<br />
Yunanistan’da, seçilmiş İskeçe Müftümüze karşı yapılan alçak ve ırkçı saldırıyı kınıyor, gelinen aşamanın Avrupa’nın hüsranı olduğunu düşünüyorum.<br />
23 Kasım 2020 Pazartesi günü, İrini Harekatı kapsamında, bir Alman firkateyni hiçbir hukuk kuralıyla, hiçbir dostluk ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde Türk bandıralı bir ticaret gemisine baskın düzenlemiştir.<br />
Türkiye’nin AB ile karşılıklı saygı ve eşit haklara dayalı diyaloglarını canlandırmak için sıcak mesajlar verdiği bir dönemde, üstelik 10-11 Aralık 2020 tarihlerinde yapılacak AB Liderler Zirvesi’ne sayılı günler kala, Doğu Akdeniz’de vuku bulan provokasyonun izahı yoktur, ifadesi yoktur, saklanacağı hiçbir kılıf da olamayacaktır.<br />
Bu korsan müdahale muhatap hiçbir devletin yanına bırakılmamalıdır.<br />
Libya’ya kimlerin silah sevk ettiği, kimlerin Hafter’i desteklediği malumdur, ortadadır.<br />
Uluslararası Deniz Hukuku’nun mihenk taşı olan ticari gemilerin seyrüsefer güvenliği ilkesi yok sayılmıştır.<br />
Bize göre İrini Harekatı Doğu Akdeniz’de kurulmuş mayınlı bir tuzaktır.<br />
31 Mart 2020’den bu tarafa devrede olan bu harekatın meşruluk temelleri zayıf, güvenirliği sallantıdadır.<br />
Taraf ülkeler akıllarını başlarına devşirsinler, Doğu Akdeniz’de önümüzü kesen kim olursa olsun her ihtimali göze almalıdır, bir yaparken bin düşünmek mecburiyetindedir.<br />
Mavi vatana karşı boyun borcumuz neyse yapılması gereken odur.<br />
Dileğimiz AB Liderler Zirvesi’nde aklı selimin hakim olması, yaptırım yanlışına üye ülkelerin düşmemesidir.<br />
Yine dileğimiz, Doğu Akdeniz’de sağduyunun, yapıcı ilişkilerin, dayanışmanın, eşit ve adil paylaşımın hakimiyet kurmasıdır.<br />
<strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong><br />
Bildiğiniz gibi, 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi’nin sunumu 21 Ekim 2020 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılmıştı.<br />
27 Kasım’da, Bütçe Kanun Teklifi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilmiş, sırayı Genel Kurul safhası almıştır.<br />
Komisyon’da söz alan, görüş bildiren, partimizi temsilen bütçeye muhterem ve müspet katkılar veren her milletvekili arkadaşıma teşekkür ediyorum.<br />
7 Aralık 2020 pazartesi gününden itibaren 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecektir.<br />
Bu nedenle haftaya ve takip eden birkaç hafta grup toplantımız zorunlu hallerden dolayı yapılmayacaktır.<br />
Hepinizden beklentim, hazırlıklı ve sabırlı olarak Genel Kurul görüşmelerini takip etmeniz, uzmanlık alanınıza uygun şekilde, Cumhur İttifakı’nın ruhuna aynen riayet eden titizlikle çalışmalarınızı yürütmenizdir.<br />
Dipsiz polemiklerden kaçınmanız, anlamsız tartışmalardan uzak durmanız, KOVİD-19 salgınıyla mücadelede alınan kararlara ve uygulanan tedbirlere uymanız tavsiyem ve talimatımdır.<br />
2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi’nin ülkemize, milletimize, devletimize hayırlı olmasını niyaz ediyor, destekleyici tavrımızı muhafaza edeceğimizi özellikle söylemek ve paylaşmak istiyorum.<br />
Yeni Yılınızı şimdiden tebrik ediyor, sizlere ve aziz milletimize sağlıklı günler temenni ediyorum.<br />
<strong>Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, milletvekili arkadaşlarıma Meclis çalışmalarında ve bütçe sürecinde üstün başarılar diliyorum.</strong><br />
<strong>Hepinizi saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum. </strong><br />
<strong>Sağ olun, var olun diyorum.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2020/12/01/2447/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
