<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MHP Parti grubu &#8211; Radyo Ülkü FM 100.1 Konya</title>
	<atom:link href="https://ulkufm.com.tr/tag/mhp-parti-grubu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ulkufm.com.tr</link>
	<description>Gönüllerin Radyosu</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Feb 2021 12:27:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>
	<item>
		<title>-Bahçeli,Yine Önemli Açıklamalar Yaptı</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2021/02/23/bahceliyine-onemli-aciklamalar-yapti/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2021/02/23/bahceliyine-onemli-aciklamalar-yapti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2021 12:27:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Parti grubu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=2508</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi ilgilendiren önemli konulara temas etti. Konuşmasında Türk gençliği üzerinde oynanmak istenen oyunlara dikkat çeken Devlet Bahçeli; “Türk gençliğinin aklını bulandırmaya, arayışlarını budamaya, duruşunu bozmaya, geleceğini karartmaya çalışan iç ve dış mihrakların ana gayesi bu güçten çekinmelerinden dolayıdır.” dedi. Bahçeli konuşmasında şu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemi ilgilendiren önemli konulara temas etti.<br />
<strong>Konuşmasında Türk gençliği üzerinde oynanmak istenen oyunlara dikkat çeken Devlet Bahçeli; “Türk gençliğinin aklını bulandırmaya, arayışlarını budamaya, duruşunu bozmaya, geleceğini karartmaya çalışan iç ve dış mihrakların ana gayesi bu güçten çekinmelerinden dolayıdır.” dedi.</strong><br />
Bahçeli konuşmasında şu ifadelere yer verdi;<br />
“Muhterem Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları,<br />
Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımızda sizlerle paylaşacağım düşüncelerime geçmeden önce hepinizi muhabbetle selamlıyor, verimli ve başarılı bir hafta geçirmenizi diliyorum.<br />
Bütün vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan bütün kardeşlerimize en içten duygularımla birlikte sevgi ve şükranlarımı sunuyorum.<br />
Son 1,5 aydır yaşanan gerilim dolu hadiseleri baz alarak, bugün sizlerle ve aziz milletimizle sadece Türk gençliği üzerine konuşmak, dertleşmek ve görüşlerimi açıklamak arzusundayım.<br />
<strong> Hararet düzeyi yüksek siyasi gündem konuları içinde olması gerektiği kadar temas edilmeyen mühim meselelerimiz ve toplum kesimlerimiz olduğu sarih bir gerçektir. </strong><strong>Bu kapsamda siyaset kurumunun teferruatlı bir özeleştiri yapması kanaatimce ahlaki sorumluluğudur.</strong><br />
Geleceği planlamayı ihmal edenler, başkalarının planlarında yalnızca bir nesne, yalnızca etkisiz bir eleman olurlar.<br />
Dünün mahsulü nasıl bugünse, geleceğin de cümle kapısı şuurla temellenmiş bugün telakkisidir.<br />
Gelecek demek var olmak, hayata tutunma iddiası demektir.<br />
<strong> Geleneği ile geleceği arasında bağ kuramayan toplumların hazin ve hüsran dolu sonlarına tarih ibretle şahitlik etmektedir.</strong><br />
Elbette ne geçmişimizi unutma lüksümüz, ne de geleceğimizi ihmal etme hakkımız vardır.<br />
Özellikle 4 Ocak 2021 tarihinden itibaren Boğaziçi Üniversitesi’nde yeşeren muzır olaylar Türk gençliği üzerinde oynanan oyunları, geniş çaplı istismar kampanyalarını yeniden ve tüm çıplaklığıyla deşifre etmiştir.<br />
<strong>     Gençlik; gelecek ümidi, gelecek iradesi, geleceğin gerçeğidir.</strong><br />
<strong>Nitekim Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Genç fikirler demek, gerçek fikirler demektir”, sözüyle bu görüşümüzü doğrulamaktadır.</strong><br />
Biz kuşakları X, Y, Z kategorisiyle ele almıyor, bu şekilde analiz etmiyoruz.<br />
Çünkü bu ayrımın alfabenin diğer harflerine kadar ulaşacağını, buradan da bir sonuç çıkmayacağını düşünüyoruz.<br />
<strong>Milleti bir görüyor, adına Türk milleti diyoruz.</strong><br />
<strong>   Gençliği bir değerlendiriyor, müstesna unvanına Türk gençliği diyoruz.</strong><br />
<strong>Yaratılan her insan bizim için hürmete layıktır. </strong><br />
<strong>Ve hepsi Cenab-ı Allah’ın eşsiz bir emanetidir.</strong><br />
Geleceğimizden tasarruf yapamayacağımıza göre, gençlikten taviz vermemiz, onlara kulak tıkamamız, onları hayatın kaotik şartlarında sahipsiz bırakmamız kuşku yok ki söz konusu olamayacaktır.<br />
Düşüncesi, siyasi ve ideolojik aidiyeti ne olursa olsun, evvel emirde söylemek isterim ki, Türk gençliği bizim has bahçemiz, parlak yüzümüz, muazzam hazinemizdir.</p>
<p>Büyük düşünürümüz Farabi, bilmenin, bir usta edasıyla hayata şekil vermek olduğuna vurgu yapmıştı.<br />
<strong>  Merhum Nurettin Topçu “Var Olmak” isimli eserinde de, “Bilen kendi varlığından yukarılara tırmanan insandır” demişti.</strong><br />
Bizim ne kadar tırmanacağımız başka bir tartışma konusuysa da, biz Türk gençliğinin ruh kökünü, asaletle yoğurulan hamurunu, yüreğinde kopan fırtınalı sahilleri kendimizi bildiğimiz kadar iyi biliyor ve içselleştiriyoruz.<br />
Hiç ayırt etmeksizin, hiçbir fark gözetmeksizin, her genç kardeşime elimi uzatıyor, alayını birden hasretle kucaklıyorum.<br />
Onlar bizim her şeyimizdir, ne oy kaygısına, ne siyasi tartışmalara, ne de basit çıkar hesaplarına hapsedilemeyecek mümtaz değerlerimizdir.<br />
<strong>Gençlik hür istikbalimizin mimarı, mihmandarı, mirasçısı, mihrabıdır.</strong><br />
<strong>Merhum Necip Fazıl’ın dediği gibi, “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir” şuurunda bir gençliktir Türk gençliği.</strong><br />
‘Kim var’ diye sorulduğunda, sağına/soluna bakmadan, fert fert ‘Ben varım!’ diyebilen haykırışın ta kendisidir Türk gençliği.<br />
Gözümüze nasıl bakıyorsak onlara da öyle bakmalıyız.<br />
Sağlam bir kafaya, imanlı bir kalbe, çalışan ve çalışkan bir kola sahip bir gençliğin üstesinden gelemeyeceği hiçbir zorluğun olmadığı, olmayacağı inancındayız.<br />
Diri umutlarımızı Türk gençliğiyle örtüştürdük.<br />
Onlar sayesinde, milli hedeflerimizin daha yükseklere çıkarılması ve hatta ulaşılması için bu zaman diliminde, cari imkanlarımız nispetinde üzerimize düşen görevleri yerine getirmenin heyecanıyla dolduk.<br />
<strong>   Genç kardeşlerimin üzerinde hesap yapan çakal suretlerini görüyor, emellerini yakından tanıyor ve takip ediyoruz.</strong><br />
Dikkatlerinizi çekmek isterim ki, 15-24 yaş grubunda yaklaşık 13 milyon kardeşimiz bulunmaktadır.<br />
Nüfusun yüzde 15,6’sı gençlerden müteşekkildir.<br />
Türkiye’nin genç nüfus oranı, AB ülkelerinin genç nüfus oranlarından çok daha fazladır.<br />
Bu tablo esasen potansiyel, mukayeseli ve stratejik gücümüzün apaçık delilidir.<br />
Türk gençliğinin aklını bulandırmaya, arayışlarını budamaya, duruşunu bozmaya, geleceğini karartmaya çalışan iç ve dış mihrakların ana gayesi bu güçten çekinmelerinden dolayıdır.<br />
Günleri aylara, ayları yıllara bağlayan zaman tüneline ışık tutulursa, akla gem vurup duyguların dizginlerini serbest bırakmanın sarsıcı sonuçları hemen görülecektir.<br />
Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacib, “Aklın kıymetini yine akıllı bilir.” sözüyle akla ve aklını kullananlara karşılıklı vurgu yapmıştır.<br />
<strong>  Can alıcı nokta, her hareketi aklın imbiğinden geçiren/geçirebilecek ihtiyatlı ve itidalli bir iradeyi tecessüm ettirmektir.</strong><br />
Çok şükür, Türk gençliği bu iradenin bizatihi faik ve fazıl tarafıdır.<br />
Hayatın olağan ilerleyişinde her birimizin karşısına zorluklar çıkabilir, sıkıntılar doğabilir, hatta ızdırıplar sökün edebilir, fakat aziz Atatürk’ün dediği gibi, muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda saklı olduğu müddetçe gündüzümüzü geceye, baharımızı kışa, hayallerimizi hüsrana hiç kimse döndüremez, döndürmeye de solukları yetmez.<br />
Nasıl ki istiridye zoru görmeden inci yapamazsa, zorlukları yenmeden de irademiz sivrilemeyecektir.<br />
<strong> Bilinsin ki, teminatımız ve tesellimiz Türk gençliğidir.</strong><br />
Tarihin hiçbir döneminde esir bir vicdan ile kutlu emanetlerin taşındığı görülmemiştir.<br />
Bu sebeple gençliğimizi esir etmek için kuyruğa girenlere katiyen izin vermeyeceğiz.<br />
Merhum Cenap Şehabettin diyor ya, “Kalp kalbe sığdı mı göz gözü kusurlu görmez.”<br />
Bizim kalbimizde her gencimize yer vardır, bizim sevgimiz hepsini sarıp sarmalamaya kafi gelecektir.<br />
Biz gençlerimizin göz bebeklerinde derin teessür uçurumları görmek istemiyoruz.<br />
Onun bunun şiddet aparatı olmalarına tahammül edemiyoruz.<br />
Ölüm döşeğine düşmüş bir uygarlığın korkudan kasılmasına benzer şekilde, herhangi bir kaygıya kapılmalarını aklımızın ucuna bile getirmiyoruz.<br />
<strong> Yıkım gündelikçileri, mukallit aydınlar, kimliksiz siyasetçiler, terör örgütlerine taşeronluk yapan köksüzler, aslanı kediye boğdurmak için el ovuşturan vatansızlar, gençliğe musallat olan cinayet ve suç şebekeleri şunu iyi bilsinler ki,</strong><br />
Bizim ne dağa gönderecek, ne hücre evine yollayacak, ne üniversite kapılarındaki eylemlerde kaybedecek, ne de sokak aralarında molotof fırlatacak tek bir gencimiz, tek bir evladımız, tek bir fidanımız dahi yoktur.<br />
Devşirdikleri kişilerin eline silah tutuşturanlar, militan açığını bu yolla takviye etmek için üniversitelere tezgah kuranlar bunun bedelini ağır ve acıklı şekilde ödemelidir.<br />
Unutmayalım ki, düşmanın en büyük hilesi dost görünüşüdür.<br />
Belirsizliği kuşatan sis bulutu dağılıp pişmanlık duygusu sahnedeki yerini almaya başladığında; kandırılan, aldatılan, aklı kiralanan, nihayetinde hayatı sönen gençlerimizin müteessir ve muhtaç hallerine en başta anaları ve babaları kahrolacak, toplumumuz da bundan ciddi düzeylerde zarar görecektir.<br />
Türk gençliği uyanık ve dikkatli bir şuura, devletine ve milletine karşı sadakat ve sorumluluğa, ailesine ve arkadaşlarına karşı müşfik ve saygılı bir üsluba sahiptir, bunun aksi istikametinde tavır ve tutum alanlar da kandan ve candan nemalanan vampirlerdir.</p>
<p><strong> Değerli Milletvekilleri,</strong><br />
<strong>Merhum Hocamız Prof.Dr.Erol Güngör, totaliter tek hakikat fikrini kararlılıkla reddetmişti. </strong><strong>Örf ve adetlerine bağlı gençlik yetiştirilmesinin önemine kuvvetle temas etmişti. </strong><strong>Kabul etmek gerekir ki, hak ve özgürlük mücadelesi meşru ve hukuki sınırlar içerisinde insan onurunun ayrılmaz bir parçasıdır.</strong><br />
Özgürlük gelişmenin hem asıl amacı hem de asli aracıdır.<br />
Yine Erol Güngör Hocamızın ifadesiyle söylersek, özgürlüğün sınırı, başkalarının özgürlüğüdür.<br />
Hayatı, “Yaşasın ve kahrolsun” sloganları arasına sıkıştırmak bir bakıma özgürlük ve demokratik değerlerden vazgeçmek, insanca yaşama sırt çevirmek, dudak bükmektir.<br />
İnsani niyet ve hevesler kör nefretlerin, karanlık ideolojilerin, kanlı hesapların emrine verilmemelidir.<br />
Akılla duygusal çıkışlar arasına mutlak surette denge kurulmalıdır.<br />
Bir anlık gaflet, bir anlık bunalım, bir anlık yanlış adım vahim ve hayat boyunca tesirini koruyacak maliyetlere davetiye çıkarabilecektir.<br />
Kötü arkadaş, kötü alışkanlık demektir.<br />
Kötü alışkanlık, yaygın kötülük demektir.<br />
Her kötü korkaktır, bilenmiş suç makinesidir.<br />
Hâlbuki Türk gençliği milli ve manevi değerlerle teçhiz edilirse, anasının ve babasının hayır duasıyla yoluna devam ederse hiçbir kötülük semtine dahi uğrayamayacaktır.<br />
Hayatını Türk kültürüne adayan, Türk tezhip ve minyatür üstadı Merhum Prof.Dr. Süheyl Ünver, 1918-1922 dönemine rast gelen gençlik döneminde; mütareke yıllarında ezilen ruhunun sükûna ermesi için ecdad yadigarı eserleri, camileri, mescitleri, çeşmeleri, şadırvanları dolaşırmış.<br />
İstanbul’u tarih çizgisinde yakalamak istermiş.<br />
Ve sonra da şunları söylemiş: “Bizlere hadiselerin aşıladığı Türk medeniyet tarihi ve kültürü yolunda adımlarımızı sıklaştırmamız sayesinde gençliğimde bunalım ve kötülüklerden uzak kalabildik.”<br />
<strong> Merhum Ünver, ahlaken yükselmiş insanların taşıdıkları sorumluluklar içerisinde diğer insanlara örnek olmalarını zorunluluk olarak değerlendirmiştir.</strong><br />
<strong>Her şeyi maddi ölçüye vurmayan, görevini tam zamanında yapan, hayırlı işlerle meşgul olanları da bu örnek insanlar arasında saymıştır.</strong><br />
Kant’ın işaret ettiği, “Öyle bir davranış sergilensin ki, tüm insanlığa örnek olsun.” görüşü bahsedilen bu örnek insan modeliyle aynı kümeyi anlatmaktadır.<br />
Örnek genç, dostluk ve kardeşliği özümsemiş örnek insandır.</p>
<p><strong>Merhum Fethi Gemuhluoğlu fikir ve gönül insanı olmasının yanında, gençlere sevgi ve dostluğu aşılamak için son nefesine kadar özveriyle mücadele etmiş, örnek vasıflarıyla tebarüz ederek gençliğe rehber olmuştu.</strong><br />
Muammer, münevver ve muvaffakiyetli bir hayatın timsali her alanda parmakla gösterilen örnek insan olmaktan geçmektedir.<br />
Bu gıpta edilecek insan halini engellemeye, dejenere etmeye, karalamaya ve kurcalamaya çalışanlar vardır, çıkmıştır, bundan sonra da çıkması muhtemeldir.<br />
Önemli olan meri ve muhammen kötülükleri söküp atacak dirayete ve dirence ziyadesiyle haiz olmaktır.<br />
Bu süreç içerisinde hepimize düşen vazifeler vardır.<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün isabetle söylediği şu tarihi ifadeler herkesin, her kesimin kulağına küpe olmalıdır:<br />
“Yetişecek çocuklarımıza Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine ve milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”<br />
Büyük İslam düşünürü İbni Haldun’un ders niteliğindeki, “İnsan beyni değirmen taşı gibidir, içine bir şey atmazsanız kendi kendini öğütür.” sözüyle aziz Atatürk’ün düşüncesi neredeyse aynı kalıptan çıkmış gibidir.<br />
Gençlerimize özellikle hatırlatmak isterim ki, haklı olmak en güçlü silahtır.<br />
Hukuka bağlılık hakkın yanında durmaktır.<br />
Haklılık, tek yanlı bir dayatma, tahammülsüzlük, öfkenin kontrolüne girmek, benden sonrası tufan olsun demek değildir.<br />
İnsanı insan yapan şahsiyetidir.<br />
Ve haklı olan şahsiyetli bir duruşla öne çıkacaktır.<br />
Bir başka altı çizilmesi gereken husus da şudur: Fikir, bilgi, eğitim, kariyer hedefleri şahsiyet haline gelmedikten sonra herhangi bir anlam ihtiva etmeyecektir.<br />
Şahsiyeti olanın amacı vardır, amaç yoksa her şeyin çarpıtılması kaçınılmazdır.<br />
Mesela Boğaziçi Üniversitesi’ndeki her gelişme açıkça çarpıtılmış, gençliğin kabına sığmaz niteliği hain çevreler tarafından kullanılmak istenmiştir.<br />
Bu işin içinde ne yazık ki bazı siyasi partiler de yer almıştır.<br />
Kendi evlatlarına el bebek gül bebek muamelesi yapan, başkalarının evlatlarını siyasal ihtirasları için kavgaya yönlendirenler zilletin dipsiz çukuruna düşen sorumsuz ve kirli zihniyetlerdir.<br />
<strong>Bu çürük ve günahkar zihniyet failleri, büyük bir tezat ve ikilik içine gömülü halde olduklarından dolayı sürekli bocalıyorlar.</strong><br />
Hiç biri sırtında taşıdığı ve muhafazaya mecbur olduğu mevki veya paye ile ahenk içinde yaşamıyor.<br />
Kafaları zeka itibariyle olsun, vatan sevgileri itibariyle olsun, hakikaten merhamete muhtaçtır.<br />
<strong>   Şahsiyetleri kırpıntı bohçası gibidir. Üstelik her şeyleri de iğretidir.</strong><br />
<strong>   CHP’den tutun İP’e kadar, HDP’den tutun diğerlerine kadar çirkin manzara aynısıyla bunu göstermektedir.</strong><br />
Sevgili gençlere tavsiyem, şahsiyetinizi kazanın, kazandıysanız sağlamlaştırın, faziletlerinizi kemale eriştirin, kendinizi yetiştirin, mensubiyet bilincinizi her daim müdafaa etmeyi göze alın.<br />
Zira cisminizle değil ruhunuzla insan olacağınızı lütfen aklınızdan çıkarmayın.<br />
Bunun için de her yaptığınız işe inanın, bağlanın, daha doğrusu yüreklerinizde hissedin.<br />
Merhum şairimiz Arif Nihat Asya diyordu ki: “İnanmak, basamakların çıkamadığı yere kanatlarınla tırmanmaktır.”<br />
Neyin yanlış, neyin doğru olduğuna vicdan fermanımızı dinleyerek karar vermeliyiz.<br />
Vazoyla saksının farkını bile çiçeklerden sormak durumundayız.<br />
Gençlerimiz müsterih olsunlar, zaman öncelikleri hep değiştirmiştir.<br />
Hiç kimse kuyunun dibindeyim diye de üzülmemelidir.<br />
Belki oradan da bir kapı aralanacak, Hz.Mevlana’nın dediği üzere, kuyuya düşen Yusuf olup çıkacaktır.</p>
<p><strong>Muhterem Milletvekilleri,</strong><br />
<strong>Merhum Hocamız Prof.Dr.Ali Fuad Başgil’in kaleme aldığı “Gençlerle Başbaşa” isimli koleksiyon niteliğindeki başucu kitabının ilk cümlesi şöyle başlar:</strong><br />
<strong>“Yetişme ve muvaffak olma yolunun genç yolcusu! Bil ki tuttuğun yolda birçok tehlikeli geçitlerin ve yol kesen düşmanların vardır…Bu düşmanlar, senin gibi hayatın henüz eşiğindeki tecrübesiz masumlara musallat olmayı çok sever…”</strong><br />
Bugüne kadar olan, bundan sonra da olması beklenen gerçek bu değil midir?<br />
Gençlik körpe ümitlerin dimağı, hayal ile heveslerin insan zihninde dağınık bulutlar gibi uçuştuğu bir dönemin kaynağıdır.<br />
Bugünün genci yarının yetişkinidir.<br />
Bugün atılan her adım yarınların yetkinliği veya yitikliğidir.<br />
Hepimiz genç olduk, bundan mütevellit hatalarımız, heyecanlarımız, zaman zaman hezeyanlarımız, bazen de hesabını yapamadığımız hayal kırıklarımız oldu.<br />
İnsanız, beşeriz, haliyle şaşmak bize özgüdür.<br />
Kanın damarlarda hızlı aktığı çağlarımızda dünyaya kafa tutacak, hatta baştan ayağa değiştirmeye teşebbüs edecek bir cüretin müdavimi ve misafiriydik.<br />
Bu misafirlik süresinin hayatın geri kalan kısmının rotasını etkileyecek kapasite ve kalibreye sahip olduğunu sonraki yaşlarda hem müşahede hem de mütalaa ettik.<br />
Yeri geldi yılgınlığın tozunu yuttuk, görüş mesafemiz azaldı.<br />
Yeri geldi çılgınlığın tomurcuklanmasıyla yürüdük, gösteriş ve görünüş mesabemiz bizi ana güzergahımızdan uzaklara savurdu.<br />
Ancak niyetimiz halisdi, düşüncemiz harbiydi, fikriyatımız hasbiydi, akıbetimiz çok şükür hayroldu, harcı da haysiyetle karıldı.<br />
Hayatın belli bir aşamasından sonra bazı aksiliklerin, bazı eksikliklerin telafisi çok müşkülatlıdır, bir bakarsınız önünüzde sadece geçmişinizin derinlere işlemiş silik izlerinden, bulanık hatıralarından başka bir şey bulamazsınız.<br />
İhtimaldir ki, her şey için çok geç kalınmıştır.<br />
Dünü bugüne bağlayan köprübaşları mahcubiyet zincirleriyle tutulmuştur.<br />
Böyle bir açmaza sürüklenmemek için hayatın erken dönemlerinde yapılması gereken ödevler, yerine getirilmesi gereken bireysel ve toplumsal görevler vardır ve bellidir.<br />
Bu konuda erken davranmak yerine geç kalınırsa, hayatın zorlu yolları, trajik yanları, sancılı süreçleri teker teker belirginleşecektir.<br />
<strong>  Fikir büyüklerimizden Merhum İsmail Gaspıralı’nın tam da buna uygun bir sözünü özellikle paylaşmak isterim:</strong><br />
<strong>“Satmak kolay, almak zordur. Gitmek kolay, dönmek zordur. Yıkılmak kolay, kalkmak zordur.”</strong><br />
<strong>Gençlik filizlenmiş dinamizmiyle zoru, zor olanı, zorlu imtihanları başaracak kırattadır.</strong><br />
<strong>Dünya dönüyor, hayat biteviye ilerliyor, yaşanan her anımız tarihe karışıyor.</strong><br />
<strong>Kaldı ki, büyük düşünürümüz Ali Kuşçu’ya göre, “Eğer dünya dönmüyorsa zaten bizler ölüyüz” demektir.</strong><br />
Gençlik manevi bir servettir, aynı zamanda geleceğin beşeri sermayesidir.<br />
Bu nedenle israf edilmemeli, boşuna geçirilmemeli, kör ve köhne maceraların karanlık girdabına tıpkı bir ceset torbası gibi atılmamalıdır.<br />
Gençlerimizin safiyane düşünceleri, samimi dilekleri, meşru beklentileri, haklı istekleri muteberdir, muhteremdir.<br />
<strong>  Konuşmak, tartışmak, paylaşmak, daha iyiyi aramak, daha güzeli amaçlamak insan olmanın alameti farikasıdır.</strong><br />
Merhum vatan şairimiz Namık Kemal, neredeyse darb-ı mesel yaygınlığı kazanan bir vecizesinde, hakikat şimşeğinin doğuşunu fikirlerin müzakeresine bağlarken dediği aynen şudur: “Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğmaktadır.”<br />
Münakaşa yerine müzakereyi, muhatara yerine mutabakatı seçersek hakikatin pırıltısına biraz daha yaklaşmamız mümkündür.<br />
Mücadeleyi ve mücahedeyi ahlaki hükümler halinde formüle edersek ne yoldan çıkmamız ne de yolu şaşırmamız söz konusudur.<br />
Bozgun bazen bir fırsat, zafer bazen bir tuzaktır.</p>
<p>Eskinin toprak yolları gibi, bu dünyadan geçip gidenlerin bıraktığı ayak izlerini takip etmek çoğu defa tehlikelerden arınmış korunaklı bir alan oluşturacaktır.<br />
Tarih bize diyor ki, ahlaki ilkelerine değer vermeyen toplum ve milletlerin uzun müddet yaşamaları imkansızdır.<br />
<strong> Türk gençliğinin devletine ve milletine söyleyeceği her söz, peşin hükümleri dışlayarak öncelikle akıl ve ahlak ilkeleriyle perçinlenmelidir.</strong><br />
Gençliğin muhayyilesine nokta koymak, sur çekmek, duvar örmek önyargılara tutsaklık demektir.<br />
Ufuk ötesini gören ve gösteren bir şuur endazesine sahip gençlerimiz, belki de düşünülmeyenleri düşünecekler, yapılmayanları yapmayı başaracaklardır.<br />
Çünkü Türk gençliği fıtratı gereğince zekidir, çalışkandır, basiretlidir, devletine ve milletine sorumluluk duyan bir vicdan cevherine havidir.<br />
Bu yüzden yozlaşmış akımlar, yasa dışı örgütler, terörizmin ajanları, emperyalizmin maşaları, marjinal çevreler, organize suç şebekeleri gençlerin peşindedir, kafeslemenin emelindedir.<br />
<strong>Sevgili gençler, hiç birinizi kaybedemeyiz.</strong><br />
<strong>Hiç birinizin hayatını tesadüflerin akıntısına teslim edemeyiz.</strong><br />
<strong>Öfkeniz olabilir, kızgınlığınız olabilir, kızdıklarınız olabilir, tepkileriniz sivri olabilir, itirazlarınız sinirli olabilir, fakat sizler bizim için, milletimiz için, istikbal ve istiklal haklarımız için paha biçilemez öneme sahipsiniz.</strong><br />
Analarınız, sizleri ne zorluklarla büyüttü, mutlaka biliyorsunuz.<br />
Babalarınız, yemedi yedirdi, içmedi içirdi, giymedi giydirdi, en iyi sizler farkındasınız.<br />
Kıt kanaat imkânlarla okuduğunuz okulları bitirmenin gayesindesiniz, belki bir sevdiğiniz var açılamıyorsunuz, bir işim olsun diyorsunuz, bir yuva kurmanın telaşındasınız, hayatınızı kurtarmanın çabasındasınız.<br />
Bunların hepsi helali hakkınız olan makul ve mantıklı insani hallerdir.<br />
Biz de bu çağlardan geçtik, ne yaşamışsanız, benzerlerini az çok yaşadık.<br />
Bir anlık öfkeyle bir ömrü heba etmeyin.<br />
Direnmeyi zalimlere, Türkiye düşmanlarına karşı yapın.<br />
Analarınızın gözyaşlarını akıtmayın.<br />
Babalarınızın ahını almayın.<br />
Terör örgütlerinin istismarlarına aldanmayın.<br />
Siz Türk gençliğisiniz, siz geleceğin büyük Türk milletinin, büyük Türkiye’sinin siyasetçileri, milletvekilleri, devlet adamları, işadamları, akademisyenleri, bürokratları, esnafları, girişimcileri, dahası anneleri ve babalarısınız.<br />
Gelin, yanlış bir tercihin içinde olan varsa dönsün.<br />
Gönül gözüyle gelişmeleri izlesin, gençlik üzerinde kumar oynayanları görsün.<br />
Kavgaya çağırana değil, kitap okumaya çağırana koşsun.<br />
Ne güzel de söylemiş Merhum Akif: &#8220;Gel yıkalım şu Süleymaniye&#8217;yi desen iki kazma iki kürek iki de ırgat gerek. Hadi gel yapalım geri şunu desen bir Sinan bir de Süleyman gerek.”<br />
<strong>  Bundan mülhem demem odur ki, Sinan da Süleyman da sizin vicdanınız, sizin hamiyetiniz, sizin vatan ve millet sevginizdir.</strong><br />
Yıktırmayın, harabeye çevirmeyin, hüsranı yaşamayın, yaşatmayın.<br />
Diyeceğiniz ne varsa söyleyin çözelim, ama üniversite kapılarında terör örgütlerinin dolduruşuna gelmeyin, buna müsaade etmeyin.<br />
Sizin yeriniz kapı değil, içeridir, amfilerdir, hocalarınızın dizinin dibi, analarınızın hayır dualarıdır.<br />
<strong>Meşhur bir siyaset filozofu demişti ki: “Sadece kendini haklı bulmak, hakikati gören sihirli bir göze sahip olduğunu sanmak, farklı düşünen diğerlerinin haksız olduğunu düşünmek korkunç ve tehlikeli bir kibirdir.”</strong><br />
Türk gençliği kibirli değil, tevazu ehlidir.<br />
Çünkü yetişme ve yetiştirilme terbiyeleri öz itibariyle budur.<br />
Biliyorum, var olan sorunlar ve zorluklar karşısında elimizde bir çıkış haritası yoktur.<br />
Ancak geleceğimizi nasıl şekillendireceğimizi, tehdit ve fırsatların neler olacağını, ne tür değişim dinamikleriyle karşılaşacağımızı ferasetle yorumlayacak, buna yönelik hazırlık yapacak muktedir bir irademiz vardır.<br />
Merhum Hocamız Ali Fuad Başgil’in isabetli değerlendirmesiyle, muvaffakiyet için önce irade lazımdır.<br />
<strong>Bu irade, ihtiyaç duyulan inanç Türk gençliğiyle mündemiçtir.</strong><br />
<strong>Hedonizmin çarklarına kapılmadan; frensiz, faziletsiz, sorumsuz ve kontrolsüz yaşamın sahte cazibesine aldanmadan yapılması gereken, hatta sorulması aciliyet arz eden pek çok şey vardır.</strong><br />
Nitekim bir soru bin soruya kapıdır.<br />
Türk gençliğinin ruh köküne, milli ve manevi özelliklerine göre cevabını aramak durumunda olduğu soruların bir kısmı şunlardan oluşmaktadır:<br />
Tarihin hangi noktasındayız?<br />
Uygarlıklar silsilesinin hangi aşamasındayız?<br />
Zamanın neresindeyiz?<br />
Nereden geldik, nereye doğru gidiyoruz?<br />
Çağın zorlu etaplarına hazır mıyız?<br />
Küresel ve bölgesel tehditlerin asıl maksat ve mahiyetini okuyabiliyor muyuz?<br />
Dünyanın karmaşık sosyo-ekonomik, sosyo-politik dönüşümlerine karşı hazırlıklı mıyız?<br />
Dijital çağ, siyasi coğrafyası olmayan, yerçekimsiz bir ortam yaratmıştır.<br />
Bu ortam milletimiz ve gençlerimiz için hem fırsat hem de riskler barındırmaktadır.<br />
2020 yılında;<br />
Küresel internet kullanıcı sayısı 4,5 milyardı.<br />
Dünya çapında e-ticaret için bir dakikada 1 milyon dolar para harcandı.<br />
Bir dakikada 187 milyon e-posta gönderildi.<br />
Whatsapp uygulamasında bir dakikada 41,7 milyon mesaj paylaşıldı.<br />
Facebook’a bir dakikada 973 bin giriş yapıldı.<br />
O bir dakikada 147 bin resim yüklendi, 150 bin mesaj paylaşıldı.<br />
Google’da bir dakikada 3,7 milyon arama yapıldı.<br />
Bir dakikada 481 bin tweet atıldı.<br />
Her bir dakikada Twitter’a 319 yeni twitter kullanıcısı katıldı.<br />
Zoom ile bir dakikada 208 bin 333 kişi toplantı gerçekleştirdi.<br />
İnstagram’a bir dakikada 347 bin 222 hikâye yüklendi; 1,7 milyon resim beğenildi.<br />
Youtube’da bir dakikada 4,3 milyon video seyredildi.<br />
Endüstri 4.0’e geçişle birlikte, dijital gelişmelere yeni boyutlar eklenmişti.<br />
“Şeylerin interneti, her şeyin interneti, yapay zeka, büyük verilerin bulut bilişim sistemlerinde depolanması” insan ve toplum ilişkilerini yoğun, kimi hallerde de müphem düzeyde etkilemişti.<br />
2020 yılında internete bağlı cihazların sayısı 35 milyarı aştı.<br />
Türk gençliği mizahi aklıyla, kavrayış gücüyle, çakmak çakmak çakan gözleriyle Endüstri 4.0’ün gereğini ne kadar yapıyor?<br />
Hatta Endüstri 5.0 ve 6.0’ya hazırlık içinde mi?</p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım, </strong><br />
<strong>Hayat mücadelesinde geri kalanlar, ileri gidenlerin maalesef hep tutsağı olmuşlardır. </strong><strong>Gaflet uykusundaysak uyanalım, cehalet çemberindeysek buradan süratle çıkalım. </strong><strong>Zamanın ruhu ne olursa olsun, çağın özelliği nasıl gelişirse gelişsin; şan, şöhret, para, her çeşit dünyevi tatlar; şeref, haysiyet, onur, mertlik gibi değerler karşısında sönmeye, silinmeye ve mağlup olmaya mahkûmdur, mecburdur.</strong><br />
Gençlerimizden isteğim bu gerçeği hatırlarından çıkarmamalarıdır.<br />
Bu değerler bizim değerlerimizdir, Türk gençliğinin mutlak ve muharrik gücüdür.<br />
Lütfen düşününüz, MÖ.6.yüzyılda ticari merkezler olarak ortaya çıkan ve denizden 25 milden daha uzak olmayan yaklaşık bin beşyüz ayrı şehir devleti dünya genelinde mevcuttu.<br />
Bunlardan bir tanesi bile bugün yoktur.<br />
Tarih harabelerle doludur.<br />
Ama büyük medeniyetler, devasa kültürler her zaman varlığını korumuşlardır.<br />
Türk milleti de böyle bir medeniyet müktesebatını elden elde, nesilden nesile taşıyarak bugünlere ulaşmıştır.<br />
1900’lü yılların başlarında genç olanlar, Milli Mücadele’yi başardılar, Cumhuriyet’i kurdular.<br />
En çetin şartları göğüslediler, bekamızı iman ve iradeyle korudular.<br />
Gelecekte var olmanın yegane çaresi de, bugünkü gençlerimizin iman ve iradesine sıkı sıkıya bağlıdır.<br />
Yine şu yakıcı gerçeği sorgulamanızı bilhassa temenni ederim: Halep İstanbul’dan evvel zarafet ve moda merkeziydi, ya şimdi geride ne kalmıştır?<br />
İç savaş, terör, çatışma, kaos, husumet Halep’ten geriye ne bırakmıştır?<br />
Eski sevdalarımız, eski hakimiyet havzalarımız ne hallere düşmüştür?<br />
Bunun bir kopyasını yaşamamak ve yaşatmamak Türk gençliğinin devletine ve milletine sözü, hatta yemini olmalıdır.<br />
21’inci yüzyılın bir değişim ve dönüşüm çağı olması, toplumsal krizleri, politik çözülmeleri, duygusal iniş ve çıkışları sıradan hale getirmiştir.<br />
Bu sonucu milli ve tarihi bir şuurla yorumlamak ve gerekli dersleri sabırla çıkarmak zorundayız.<br />
Büyük zaferlerin şafağının büyük sabırlarla doğacağını bilmekle mükellefiz.<br />
Vatanımızın her karış toprağında derin korku kuyuları kazmak için fırsat kollayanlar her zaman olmuştur, olacaktır ve bu ağır tehdit sarmalı sağduyulu her kardeşimin malumudur.<br />
Bu tehdide Türk gençliği sessiz kalamaz, kalmamalıdır.<br />
Meşrutiyet yıllarında, Yorgo Boşo Efendi, “Ben ancak Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyım” demişti.<br />
Bu sözü söyleyenden eser kalmadı, ama Türk milleti kahramanları eliyle varlığını devam ettirdi, tehditleri yıkıp geçti.</p>
<p><strong>    Türk gençliği bizim nazarımızda, istikbalin kahramanıdır, devletine, milletine, ailesine gönül ve vefa borcunun gereğini; vakarla, vatanseverlikle, milletperverlikle, sadağından çıkmış ok misali hainleri korkuta korkuta yerine getirecektir.</strong><br />
Mimar Sinan, “Yaptığın işi gönlünde hissedersen ırmaklar çağlar yüreğinde” diyordu.<br />
Gençlerimiz yaptıkları ve yapacaklarıyla yalnızca ırmakları yüreklerinde çağlatmakla değil, fırtınaları koparmalıdır geleceğin dünyasında, geleceğin rüyasında.<br />
Milli davalarımız Türk gençliğinin davasıdır.<br />
Düşüncelerim, kronik bir endişenin, hayali bir tehdidin veya bir vehmin değil, hepsini kardeşim gördüğüm Türk gençliğiyle gönülden gönüle bir rabıta kurmak ve onlara bir büyükleri olarak kalpten tavsiyelerde bulunmak için dile getirilmektedir.<br />
Bugünkü şartlarda hıyanet dalgaları tsunami boyutunda olsa da, sukutu hayal kaderimiz değildir.<br />
Merhum Enver Paşa’nın dediği gibi, “Yaşamak büyümektir.”<br />
Büyüklenmekle büyümek farklıdır.<br />
Büyüdükçe devlete ve millete, tarihi ve egemenlik haklarımıza destek vermek asıl olmalıdır.<br />
Eyvah gençliğim dememek için, tüm kardeşlerimi ziyana değil, ziya içinde yaşamaya, Türkiye’ye sahip çıkmaya; huzur, barış, refah ve mutluluk içinde var olmaya çağırıyorum.<br />
<strong>Bu çağrı dürüst, temiz, hilesiz ve hesapsız bir çağrıdır.</strong><br />
<strong>Bu çağrı birliğe, beraberliğe ve hep birlikte dirliğe çağrıdır.</strong><br />
<strong>Bu çağrı tarihin, talihin, milletin, haklıdan yana duruşun çağrısıdır.</strong><br />
<strong>Geçmişte yeterince bedel ödedik, yenilerini ödemeyelim çağrısıdır.</strong></p>
<p><strong>Değerli Arkadaşlarım,</strong><br />
<strong>Uygarlıklar arasındaki fay hatları geleceğin savaşlarının cephe hatlarını teşkil edecektir.</strong><br />
<strong>Şimdiden her ihtimale hazırlık yapmak şarttır.</strong><br />
<strong>Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, Newyork’da Dünya Ticaret Merkezi’nin kulelerinin yıkılmasına kadar insanlığa dayatılan fikir, toplumların parçalandığı fikriydi.</strong><br />
<strong>Ama bu dayatma boşa çıkmıştır.</strong><br />
Savaşlar, çatışmalar, kutuplaşmalar, devrimler, seriye bağlanmış teknik dönüşümler, göçler, artan zenginlikler, tavan yapan yoksulluk ve sefalet küreselleşse de, bunlara mukavemet ruhu da aynı oranda güçlenmiş ve genişlemiştir.<br />
Deniyordu ki, küresel süreç demokrasinin önüne çekilen bütün setleri yıkıp geçerken piyasaları serbestleştirecek, hukuk kurallarını evrenselleştirecek, insanı ve toplumları özgürleştirecek.<br />
Bu tahmin de sulara gömülmüştür.<br />
<strong>   Demokrasi, özgürlük, insan hakları, adalet bizim vazgeçilmez hayat ve siyaset prensiplerimizdir.</strong><br />
<strong>Yıkıcı olmadıktan sonra, hainlerin zehirli propagandası haline dönüşmedikçe saygımız ve riayetimiz tartışmasızdır.</strong><br />
Hz.Mevlana’nın dediği gibi, “Adalet bir şeyi yerine koymaktır” ve bu ihlaslı hüküm Türk milletiyle özdeş, Türk gençliğiyle iç içedir.<br />
Özgürlük manevi ve hukuki bir haktır.<br />
Türk gençliğinden bunun esirgenmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.<br />
Elbette hiç kimsenin lütfunu istemiyoruz, bağımsızlığımıza da gölge düşürülmesine göz yummuyoruz, yummayacağız.<br />
Merhum Namık Kemal demişti ki “Kimsenin lütfuna talip olma, bedeli cevher-i hürriyettir.”<br />
Türk gençliği hiçbir şiddet ve şirret emele boyun eğmemelidir, çünkü onların onuru onurumuz, itibarları itibarımız, güvenlikleri güvencemizdir.</p>
<p><strong> Bununla birlikte devletine ve milletine tuzak kuran iç ve dış işgal cephesinin zalim senaryolarını da sabır ve cesaretle bozmak için gençlerimiz her zaman hazırda beklemelidir. </strong><strong>Türk gençliği vatanına ve milletine inanıyor ve iddiayla söylüyorum ki her şeyiyle sahip çıkacaktır.</strong><br />
Gençliğimizi doymak ve kanmak bilmeyen hırslarına alet etmeyi hedefleyenlerle mücadelemiz de sonuna kadar sürecektir.<br />
Büyük Türk düşünürü Yusuf Has Hacib asırlar öncesinden bizlere seslenerek seven ve sevgi dolu bir kalbin hal tercümesini yapmıştı; “Gönül kimi severse onun kusuru erdem olur, bütün ters işleri düz, eksiği tam olur.”<br />
Türk gençliğini çok seviyoruz.<br />
Her şeyin en güzeline layık olduklarına inanıyoruz.<br />
İmanlı, bayrak, vatan ve millet sevgisiyle bezenmiş, taassuptan uzaklaşmış, tahriklere yüzünü dönmüş, küçüğünü büyüğünü bilen, milli seciyesiyle gururlanan, hadiselerin akışına milli ve yerli bakabilen Türk gençliği irfan sancağımız, istiklal zırhımızdır.<br />
Bu irfan sancağı da düşüncenin bütün kutuplarını potasında eritecektir.<br />
Gelecek onlarla gelecektir.<br />
Malumatsız zekâ dizginsiz at gibidir.<br />
Bilgi, kitap, şuur, kardeşlik, sevgi ve dostluk bağları varlığımızın muhafızlarıdır.<br />
Merhum Cemil Meriç, “Kitap zekayı kibarlaştırır, kendini tanımak marifetlerin marifetidir”, sözleriyle aslında gençlerimize ne yapmaları gerektiğini anlatmış, emniyetli bir yol göstermiştir.<br />
1919 yılının Ocak ayında Ömer Seyfettin diyordu ki; “İhtimal yarın bütün cihan Türkiye’ye dünyanın en mesut memleketi diyecek. Evet, bunu bekleyelim.”<br />
Çok şükür beklediğimiz an yaklaşmış, Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümü olan 2023 görünmüştür.<br />
Türk gençliği bu süreçte Türkiye’nin ve Türk milletinin ümit aşısı, bariz gücüdür.</p>
<p><strong>  Bu vesileyle bütün gençlerimizi muhabbetle kucaklıyor, tertemiz alınlarından öpüyorum.</strong><br />
<strong>     Türk gençliği heves değil nefestir, hem bizim, hem analarının, hem babalarının canlarıdır, cananlarıdır, canberaberleridir, ciğerpareleridir.</strong><br />
<strong>Onları uçuruma çekmek için kuyrukta bekleyen alçaklara en kalıcı, en okkalı cevabı da gene Türk gençliği verecektir. </strong><br />
<strong>     Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, sizleri ve geleceğimizin güvencesi sevgili gençleri hürmet ve muhabbetle selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.</strong><br />
<strong>Sağ olun, var olun diyorum.”</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2021/02/23/bahceliyine-onemli-aciklamalar-yapti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-MHP Lideri, Terör Konusunda Net Konuştu</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2021/02/16/mhp-lideri-teror-konusunda-net-konustu/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2021/02/16/mhp-lideri-teror-konusunda-net-konustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2021 13:28:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Parti grubu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=2494</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Parti Grup toplantısında yaptığı konuşmada oldukça önemli konularda açıklamalarda bulundu. Ülke ve dünya gündemini ilgilendiren konulara değinen Bahçeli, “Bundan sonra terörle mücadele stratejisi bakımından Gara öncesiyle Gara sonrası inanıyorum ki aynı olmayacaktır.” Dedi MHP Lideri Konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Medyamızın Değerli Temsilcileri, Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Parti Grup toplantısında yaptığı konuşmada oldukça önemli konularda açıklamalarda bulundu.</strong><br />
Ülke ve dünya gündemini ilgilendiren konulara değinen Bahçeli, <strong>“Bundan sonra terörle mücadele stratejisi bakımından Gara öncesiyle Gara sonrası inanıyorum ki aynı olmayacaktır.”</strong> Dedi<br />
MHP Lideri Konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Medyamızın Değerli Temsilcileri, Bu haftaki Meclis Grup Toplantımızın başında hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.<br />
Yurdumun her köşesinde yaşayan aziz vatandaşlarımıza, Türk ve İslam coğrafyalarında birlik ve dirlik mücadelesiyle hayatlarını sürdüren kardeşlerimize sevgi ve şükranlarımı sunuyorum.<br />
T<strong>ürk milleti tarih boyunca bastığı topraklara silinmez şehadet çizgileri çekmiş; bu suretle aşılmaz ruh kalesi, yıkılmaz inanç cephesi tesis etmiştir.</strong><br />
<strong>“Ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyen bir milletin mukavemetini kıracak, muradını kırpacak, muvaffakiyetini kısıtlayacak bir kuvvet dünya üzerinde henüz görülmemiş ve tezahür etmemiştir.</strong><br />
Etmesini beklemek ise boş bir gayret, boşuna bir emektir.<br />
Bu vatan, inanmış vicdanların şükür duası, toplu çarpan yüreklerin maddi nimeti, manevi ihtişamadır.<br />
Hz.Mevlana’nın semalarımızda uçuşan manevi muhafızlarımızı takdim ve tarif eden şu sözleri ziyadesiyle kayda değerdir.<br />
Diyor ki: “Görünüşte şehit olmuş amma gayb âleminde diri; düşmanın gözünde tutsak, hâlbuki kendi âleminde padişahlar padişahı.”<br />
Tarihi varlığımızı birilerinin lütfuna borçlu değiliz.<br />
Bağımsızlığımızı birilerinin sponsorluğuyla kazanmış değiliz.<br />
Bu coğrafyayı çekilişten kazanmadık, bonus diye almadık.<br />
Kan verdik, can verdik, bu topraklara vatan dedik.<br />
Baş verdik, ömür verdik, bu vatana Türk dedik.<br />
Her karışını şühedanın damla damla dökülen kanlarıyla bereketlendirdik.<br />
Kör bir taassup ve köhne bir tahammülsüzlükle üzerimizde hesap yapanların ışık diye ateşe koştuklarını, eninde sonunda cayır cayır yandıklarını gördük. Ve de inşallah yine göreceğiz.<br />
Neyiniz var diye soranlara, onlarda bulunmayan, hiç tanımadıkları şeref, onur, namus ve iman değerleriyle cevap verdik.<br />
Hayatın ve hadiselerin akış güzergâhını Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek, dünü yarına bağlayan milli şuurla kavramak zorundayız.<br />
Geçmişe baktığımızda, felaketlerin tuzağından bu sayede çıktığımız, musibetlerin tutsaklığından bu yolla sıyrıldığımız hemen fark edilecektir.<br />
Şuur varsa akıl vardır, fikir vardır, çare vardır, azim vardır, atılgan ve çevik bir irade vardır.<br />
Yeri geldi işgallerle, yeri geldi işbirlikçilerle, yeri geldi envai çeşit ihanetle mücadele ede ede milli birliğimizi ve milli bekamızı muhafaza ettik.<br />
Dün yedi düvel sahillerimize üşüşmüş, vatan topraklarına kudurmuş gibi saldırmıştı.<br />
Bugün de aynı müstevli ve mundar emeller bu kez maşaları vasıtasıyla, kiralık tetikçileriyle karşımızdadır.<br />
<strong>Türk milleti tarihi düşmanlarının bitmek ve kesilmek bilmeyen tahrik ve tasallut kampanyasına maruzdur.</strong><br />
Bu tehdidi ciddiye almayan, bölücülük sorununu örtbas etmeye kalkışan, terörün konuşulmasına karşı çıkan, beka mücadelesini küçümseyen kim varsa en az eli silahlı bir terörist kadar adidir, alçaktır.<br />
Özellikle ifade etmeliyim ki, hıyanetle haysiyet arasında, terörle huzur ayrımında ikinci bir seçenek, tarafsız bir alan veya ara bir durak yoktur.<br />
Terörü hilesiz veya hilafsız kınayamayan, kurduğu cümlelere amaları, fakatları el yapımı patlayıcı gibi konuşlandıran, zevahiri kurtarabilmek amacıyla kanlı örgütün adını anmaktan bile imtina edenler sadece korkak değil, sadece kokuşmuş değil, aynı zamanda terörün irili ufaklı koçbaşlarıdır.<br />
Kitabın ortasından konuşacak olursak, bu koçbaşları esas itibariyle Türk milletine ve Türkiye’ye ait olan her değere mesafeli, her emanete hazımsızdır.<br />
Bunların hüviyetini biliyoruz, hesaplaşacağımız günleri de sayıyoruz.<br />
10 Şubat 2021 tarihinde Irak’ın kuzeyinde bulunan Gara Bölgesi’ne yapılan Pençe Kartal-2 Harekatı geçtiğimiz Cumartesi günü tamamlanmıştır.<br />
PKK/KCK ve diğer terör örgüt mensuplarını etkisiz hale getirmek, sınır güvenliğimizi emniyete almak, teröristler tarafından kaçırılan vatandaşlarımız ile ilgili istihbarı bilgileri teyit etmekle birlikte gerekli müdahalede bulunmak maksadıyla Gara Harekatı planlanmıştır.<br />
Yapılan açıklamalardan çıkan sonuç da budur.<br />
Harekat süresince teröristlere ait barınak, sığınak ve mühimmat deposu ile sözde karargah olarak kullanılan pek çok yer tahrip edilmiştir.<br />
Aynı şekilde çok sayıda terörist ihanetlerinin bedelini canlarıyla ödemiştir.<br />
Uluslararası hukuktan doğan meşru haklarımız sonuna kadar kullanılmıştır.<br />
Dileğimiz teröristlerin peşinin bırakılmaması, döktükleri kanların hesabının damla damla şerefsiz varlıklarından sorulmasıdır.<br />
Kandil’e bir şafak vakti Türk’ün şanlı bayrağı dikilmeli, terör elebaşları mağaralarına gömülmelidir.<br />
Mahmur’da kurulu bulunan terör kampları yakılıp yıkılmalıdır.<br />
<strong>Ayrıca PKK’nın Irak-Suriye arasında irtibat ve intikal sahalarından birisi olan Sincar’ın kısa süre içinde yerle bir edilmesi, özellikle örgütün nefes aldığı ve kontrolünde tuttuğu Peşhabur sınır kapısının da temizlenmesi artık hayat memat konusudur.</strong><br />
PKK köşeye sıkışmış, kaçış ve kurtuluş şansı önemli oranda azalmıştır.<br />
Örgüt can çekiştikçe, sonu göründükçe, yurt içinde ve yurt dışında zora girdikçe hiçbir canlının yapamayacağı iğrençliklere tevessül etmeye başlamıştır.<br />
Gara Harekatı’nda bizleri derinden üzen şehadetler yaşanmıştır.<br />
Millet ve vatan bu kahraman şehitlerimize minnettardır.<br />
11 Şubat 2021 tarihinde, teröristlerle girilen sıcak bir çatışma sırasında Yüzbaşı Ertuğ Güler, Yüzbaşı Burak Coşkun ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun Turhan şehit düştüler.<br />
Aziz şehitlerimizin al bayrağa sarılı naaşları Ankara’da dualar eşliğinde vatan toprağına emanet edildi.<br />
Acımız ve kaybımız bu kahramanlarla sınırlı kalmadı.<br />
Aldığımız bir başka kara haber milli yürekleri adeta kasıp kavurdu.<br />
Farklı tarihlerde PKK terör örgütü tarafından kaçırılan 13 vatandaşımız, 13 masum insanımız, 13 kahraman kardeşimiz bir mağara deliğinde baş bölgelerine yakın mesafeden ateş edilmek suretiyle şehit edildiler.<br />
Erhan Pekçetin, Aydın Günel, Sedat Yabalak, Vedat Kaya, Semih Özbey, Hüseyin Sarı, Mevlüt Kahveci, Sedat Vardar, Ümit Gıcır, Adil Kavaklı, Müslüm Altuntaş, Sedat Sorgun, Süleyman Sungur düşman tarafından bir mağarada katledildiler.<br />
Bu katliam yeryüzünde çok nadir görülen bir canavarlık örneğidir.<br />
Bir mıh gibi çakıldığı mili hafızadan asla çıkmayacaktır.<br />
Suçsuz günahsız, üstelik savunmasız insanlarımıza kurşun sıkmak terörizmin tahammülü ve tarifi olmayan ilkel yüzünü tekraren deşifre etmiştir.<br />
Ey şereften ve namustan bihaber hainler, bu kadar mı alçaldınız? Bu kadar mı insanlıkla aranızı açtınız?<br />
PKK/YPG’ye kol kanat geren sözde insan hakları savunucuları, özgürlük simsarları şimdi ne diyeceksiniz? Ne yazacaksınız? Neyi anlatacaksınız? Bu cinayetleri nasıl tevil edeceksiniz?<br />
Gara’da akan kan alayınızı boğacak, biliyor musunuz?<br />
O mağaradaki feryat figan sesleri alayınızı hüsrana uğratacak, farkında mısınız?<br />
Bundan sonra terörle mücadele stratejisi bakımından Gara öncesiyle Gara sonrası inanıyorum ki aynı olmayacaktır.<br />
Bu sefer ateş yalnızca düştüğü yeri yakmayacak, PKK’nın yanında yöresinde saf tutan kim varsa çembere alıp tepeden tırnağa tutuşturacaktır.<br />
Türk milletinin izzet-i nefsiyle oynamaya cüret etmenin bedeli, masum evlatlarımızın hayatlarına kast etmenin ağır sonucu silahlı eşkıyaya, şehirlere tutunmuş yandaşlarına, elbet siyasi ortakçılarına felaket olarak yansıyacaktır.<br />
PKK terör örgütü ya silahlarıyla birlikte ve son teröristine kadar güvenlik güçlerine teslim olup Türk adaleti önünde hesap verecektir, ya da azdan az çoktan çok gidecek, hainlerin kafaları kopartılacaktır.<br />
O meşum mağarada aslında Türk milletinin tamamına ateş açılmıştır.<br />
Kurşunlar hepimize isabet etmiştir.<br />
Biz göreceğimizi gördük, çekeceğimiz çileyi çektik.<br />
Acılara dayandık, sıramızı savdık.<br />
Bundan böyle gerisini bölücüler, yardım ve yataklık yapan işbirlikçiler, eli ve vicdanı kanlı teröristler düşünmelidir.<br />
Herkes kulağını açsın ve bizim kim olduğumuzu dinlesin:<br />
Şahikalar üstünde meydan okur bu erler,<br />
Yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler,<br />
Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti,<br />
Tarihlere sorun ki bize &#8220;Ölmez Türk&#8221; derler.<br />
Şehitler ölmez vatan bölünmez.<br />
Beşeriyete mertliği öğreten bizleriz.<br />
Adaletle ve kudretle hükmeden bir ceddin ahfadıyız.<br />
Teslim olmayız her silah doğrultana, boyun eğmeyiz her saldırı komutuna.<br />
Bu keder dolu günleri de aşacağız, içimize akıttığımız gözyaşlarıyla ihaneti boğacağız.<br />
Gara’da şehit olan vatan evlatlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, terörle mücadelede yaralanıp halen tedavisi süren kardeşlerimize şifalar diliyorum.<br />
Başımız sağolsun, vatanımız sağolsun, milletimiz varolsun, devletimiz ilelebet yaşasın dursun.<br />
Ve sonsuza kadar Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin.<br />
Muhterem Dava Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları,<br />
<strong>    Türkiye, terörün insanlık dışı hunhar eylemleriyle 37 yıldır mücadele halindedir.</strong><br />
<strong>PKK, ihanet yoldaşları FETÖ ve YPG, seferberlikle ele alınması gereken milli güvenlik sorunudur.</strong><br />
Ağzı süt kokan bebeklerimizi öldürdüler.<br />
Analara, bacılara, babalara, dedelere, ninelere kıydılar.<br />
Asker demediler, polis demediler, korucu demediler, hepsine en küçük tereddüt geçirmeden saldırıp kurşun sıktılar.<br />
Çocukları yetim, gelinleri dul bıraktılar.<br />
Şehirlerimizde canlı-cansız bomba patlattılar, silah ve uyuşturucu kaçaklığı yapıp asayişsizliği ve güvensizliği derinleştirmeyi amaçladılar.<br />
Yine şehirlerimizde çeteler kurup haraç toplamayı denediler.<br />
Ya pusu kurdular ya da sırttan vurdular.<br />
Arkasından insan hakları dediler, özgürlük masalına sığındılar.<br />
Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, Türkiye’miz ne pahasına olursa olsun bölücülükle ve PKK terör örgütüyle yüzleşmek, hesaplaşmak, bu kanlı sayfayı açılmamak üzere kapatmak zorundadır.<br />
Ön şartsız bir şekilde devletimize ve hükümetimize bu mücadelede desteğimiz tamdır ve tartışmasızdır.<br />
Şayet huzur istiyorsak, güvenliğimiz kusursuz olsun diyorsak, terörizmin kumpaslarını boşa çıkarmakla kalmamalı, bu vatandan, bu ülkeden hainlerin tamamını söküp atmalıyız.<br />
Bunun yanında sınırlarımızda ve mücavir alanlarımızda tek bir örgütün tutunmasına izin vermemeliyiz.<br />
Bu ülkeyi seveni severiz, sevmeyeni cehenneme kadar yolun var deriz.<br />
Artık bir karar arifesindeyiz.<br />
Artık bir kavşak noktasındayız.<br />
Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümüne terörü bitirmiş, bölücülüğü yenmiş, milli birlik ve kardeşlik bağlarını tahkim ve tescil etmiş şekilde ulaşmak durumundayız.<br />
Bu amaç tarihe boyun borcumuzdur.<br />
Şühedaya vefamız, ecdada bağlılık irademizdir.<br />
Biliyorum, bu zor ve zahmetli bir süreçtir.<br />
Ancak Gara’da yaşanan barbarlık bir kırılma anıdır.<br />
Evlatlarımızın kurşun yediği mahalde, terörün elebaşları birer birer sallandırılmazsa yüreklerimiz soğumayacak, öfkemiz sönmeyecektir.<br />
Herkes tarafını ve tercihi yapmak mecburiyetindedir.<br />
Bölücülüğe ve teröre sessiz kalarak her gün bir yerimizden mi koparılacağız, yoksa kansızların, soysuzların kökünü mü kazıyacağız?<br />
Şehit olan evlatlarımıza ağlaya ağlaya göz pınarlarımızı mı kurutacağız, yoksa milletimize silah çekenlerin elini mi kıracağız?<br />
Anaların bağırlarını yumruklamasını mı izleyeceğiz, yoksa analarımızın evlatlarıyla kucaklaşmalarını mı sağlayacağız?<br />
Teröre siyasi ve ideolojik ikmal yapan, lojistik imkan sunan Türkiye düşmanlarının suyunu mu keseceğiz, yoksa onlara basit ve sıradan oy kaygılarıyla göz mü yumacağız?<br />
Ne yapalım, talihimiz buymuş, terörle yaşamaya alışalım mı diyeceğiz? Yoksa terörün bütün şirretliklerini ve habis kamburlarını hayatımızdan çekip çıkarmaya mı odaklanacağız?<br />
Herkes nerede durduğunu gözden geçirmelidir.<br />
Pozisyonunu, niyetini, düşüncesini, ilişki ağlarını yeni baştan kontrol etmelidir.<br />
Demokrasiyi yozlaştıranlara sessiz mi kalacağız? Yoksa hakkın ve hukukun safında toplanarak milletin çelikten iradesiyle günahkar bölücüleri doğduklarına pişman mı edeceğiz?<br />
Bilinmelidir ki, dağda elde edilen stratejik ve mukayeseli üstünlüğü TBMM’de kaybetmeye, TBMM’de eritmeye ne sabrımız ne de tahammülümüz kalmıştır.<br />
Türk devletinin ekmeğini yiyip havasını soluyan, hazinesinden geçinip imkânlarından yararlanan, sonra da dönüp bu devletin varlığına diş bileyen, nifak saçan, suikast düzenleyen teröristlere güzellemeler yapan siyasi terör safralarının yakasından tutmak millet vekaletinin iffetini taşıyan her muhterem milletvekili için namus meselesidir.<br />
Bebek katiline sayın diyen milletvekilleri istemiyoruz.<br />
Teröriste gerilla diyen milletvekillerine katlanamıyoruz.<br />
Sırtını PKK’ya, YPG’ye dayayan, terörist cenazelerine katılan, icazeti Kandil ve İmralı’dan alan hainlere milletvekilliği haramdır görüşündeyiz.<br />
<strong>Yeter artık, sabır taşı çatladı, bıçak kemiğe dayandı.</strong><br />
<strong>Bu mesele var oluş yok oluş meselesidir.</strong><br />
<strong>İp inceldiği kadar incelmiştir, kopacağı varsa zaten kopacaktır.</strong><br />
Gözümüzün içine baka baka hala provokasyonlarını devam ettiren mazbatalı teröristlerin bulundukları mekan; dualarla, Kuran-ı Kerim tilavetleriyle, kurbanlarla ve bir Cuma günü açılan Gazi Meclis olamaz, olmamalıdır.<br />
Ordular kurup ordular yöneten, Milli Mücadele’den yüz akıyla çıkıp Cumhuriyet’i ilan eden bu kutlu çatı altında düşmana methiyeler düzen suçluların ne işi vardır?<br />
Gara’da, savunmasız evlatlarımızın kafalarına kurşun sıkan şerefsizlere sempati besleyenlerle, tasmaları Kandil tarafından tutulan günahkar müptezellerle aynı yerde nasıl bulunacağız?<br />
Hak mıdır bu? Reva mıdır bu? Adalet midir bu?<br />
Eğer onların demokrasi mücadelesi içinde oldukları iddia ediliyorsa, sorarım sizlere bizim yaptığımız nedir? Onlar siyaset yapıyorsa bizim yaptığımıza ne demek lazımdır?<br />
Gara vahşetiyle ilgili bir HDP Milletvekili, üstelik bayan, aynen şöyle diyor: “Biz barış dedikçe saldırdılar. Esir kampını Türkiye bombaladı ve öldükleri anlaşılınca durdular. Savaş tezkerelerine evet diyenler şimdi ağıt yakıyor.”<br />
Be hey milletvekili müsveddesi, siz kimsiniz? Saldıran kim? Neyin barışından bahsediyorsun? Esir kampı nerede? Esir ne demek? Türkiye’nin kendi evlatlarını bombaladığını nasıl söyleyebildin?<br />
Hiç mi vicdan yok sende? Hiç mi insan sevgisi kalmadı yüreğinde? Bu kadar mı insanlıktan koptunuz? Bu kadarda mı esfele safilinliğe talip oldunuz?<br />
Bir başka HDP Milletvekili de şu namert ifadeleri kamuoyuyla paylaşmış:<br />
“Mesele kim olursa olsun insanı yaşatmak olmalıydı, ölümle çözüm olmaz, insanlarımızı yaşatmalıyız.”<br />
Bu sözlerde PKK’ya bir tepki var mı?<br />
Hangi insanı yaşatalım diyor? Özne kim ya da kimlerdir? Çözüm olarak görülen nedir?<br />
HDP’li bir yöneticiden Gara katliamını kınayan; hadi bunu geçtik, insanlık namına eleştiren cılız da olsa bir itiraz duyanınız oldu mu?<br />
Ben duymadım, duyacağımı da hiç zannetmem.<br />
HDP Merkez Yönetim Kurulu’nun açıklaması ise tam bir ikiyüzlülük, çirkeflik ve suçluluk telaşıdır.<br />
<strong>Şu ifadelere lütfen dikkat ediniz:</strong><br />
<strong>“Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın gece yarısı yaptığı açıklamada 13 vatandaşın naaşına ulaşıldığı ifade edilmiştir. Operasyon sırasında bu kişilerden ayrı olarak 50’yi aşkın insanın hayatını kaybettiği de verilen bilgiler arasındadır.”</strong><br />
Bunların insan dedikleri teröristtir, ayak takımıdır, emperyalizmin uşaklarıdır, katildir, canidir, haindir. Elbette imhaları vaciptir.<br />
Hala suya sabuna dokunmayan, gevşek ve her yere çekilen beyanatlarla milletimizin sabrını test etmenin hesabını yapıyorlar.<br />
HDP, geçmişteki sözde diplomatik çabalardan bahsediyor.<br />
Neyin diplomasisi, kiminle diplomasi, Allah için söyleyiniz, terör örgütüyle diplomasi ne zamandan beri söz konusudur?<br />
HDP diyor ki, “İktidar kayıpların ailelerine ve topluma hesap verme konumundadır.”<br />
Utanmazlar, yüzsüzler, PKK’nın değil, iktidarın hesap vermesi gerektiğini ileri sürüyorlar.<br />
HDP, PKK’nın giriş kapısı, bagaj kapağıdır.<br />
HDP, PKK’nın mekapı çıkarıp kundura giymiş halidir.<br />
Yani HDP, PKK’nın ta kendisi, aynadaki akisidir.<br />
Kaldı ki seri bir katilin işlediği cinayetleri lanetlemesi abesle iştigaldir.<br />
HDP’nin ipi ve iradesi Kandil’dedir.<br />
Peki tüm bu olan bitenler karşısında HDP’nin kapatılmasına yönelik kısa metrajlı üç maymun oyunu sahne almaya inat ve ısrarla devam edecek midir?<br />
HDP kapatılmadan, PKK’nın ayağını TBMM’den kesmenin bir başka formülünü bilen ve bizi de bilgilendirmeye hazır olan aslan parçası bir demokrat var mıdır?<br />
Gara katliamıyla ilgili Türkiye’yi suçlayan, mağaranın bombalandığını ileri süren bölücü milletvekillerinin Gazi Meclis’ten tasfiyesi bugün değilse ne zaman yapılacaktır?<br />
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kapsamda açtığı soruşturmayı hayırlı bir gelişme olarak değerlendiriyor, taviz verilmeden alayının üstüne gidilmesini temenni ediyorum.<br />
Bu milletvekillerinin ve diğer HDP’lilerin milletin vergileriyle aldığı maaş haramdır, zıkkımdır.<br />
Ve bu HDP’nin kapatılması için zaman kaybetmek devletimizin egemenlik haklarına ileri düzeyde zarardır.<br />
<strong>  Değerli Milletvekilleri,</strong><br />
<strong>Sipariş haberciliğin önde gideni, bölücülüğün amigosu Halk TV’nin sosyal medyadan Gara’yla ilgili yaptığı şu paylaşıma lütfen kulak veriniz:</strong><br />
“Başlarından vurulmuşlar: Irak’ta bir mağarada 13 vatandaşın naaşı bulundu.”<br />
Bir başka paylaşımı da şu şekildedir:<br />
“PKK’nın öldürdüğü 13 esirle ilgili kimlik tespitleri başladı.”<br />
Bölücü terör örgütünün kaçırıp alıkoyduğu vatan evlatlarına esir demek halkın ağzı değil, hıyanetin, hüsranın, husumetin ağzıdır.<br />
Halk TV, tıpkısının aynısıyla PKK TV’si haline gelmiştir.<br />
Ya HDP’nin dostu olan CHP’ye ne demeli, bu partinin yönetimine musallat olan HDP lobisini nasıl değerlendirmeli?<br />
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, kes kopyala yapıştır türünden taziye mesajı yayımlayan CHP’li yöneticilerin PKK’yı açıkça, dosdoğru biçimde ve ismini zikrederek lanetlemediği anlaşılmıştır.<br />
PKK’yı afişe etmeden, yalnızca terör örgütü sözleriyle melanet terör saldırısını kınamak kirli ve kurnaz bir taktiktir.<br />
Akıllarınca ittifak ortaklarını rahatsız etmek istemiyorlar, ama şehitlerimizin kemiklerini sızlatmaktan da gocunmuyorlar.<br />
Böylelikle dostlar birbirlerini yalnızca alışverişte görürken, alınganlık gösteren, darılan, kırılan veya küsen de akıllarınca olmayacaktır.<br />
Hesap budur, plan budur, danışıklı dövüş açıklamalar buna hizmettir.<br />
CHP yönetimine sesleniyorum;<br />
Gara katliamcısı PKK’yı saklamak ne size ne de gayri meşru dostunuza hiçbir şey kazandırmayacak, bilakis aziz milletimizin gözünden ve gönlünden daha da düşürecektir.<br />
Korkmayın, çekinmeyin, HDP’ye ve bölücü terör örgütüne verilmiş bir sözünüz yoksa PKK’ya katil demek, eşkıya demek, terörist demek, cani demek size ancak onur, ancak şeref, millet nezdinde de itibar kazandıracaktır.<br />
Fakat arkadan dolanarak, kapı kapı dolaşarak ne kızı vereyim ne de dünürü küstüreyim havasındaysanız, biliniz ki, ya nal toplarsınız ya da yal paklarsınız.<br />
Türk milleti böylesi bayat numaraları yutmaz.<br />
Ucuz etin yahnisinin yavan olacağını gayet iyi bilir.<br />
CHP’yle birlikte terörist Demirtaş’ı neredeyse demokrasi kahramanı haline getiren sözde aydınlar, merak içindeyiz, Gara’ya ne diyorsunuz?<br />
Bakıyorum da hiç gıgınız çıkmıyor, ortaklıkta görünmüyorsunuz.<br />
Hiçbir zaman unutulmayacak Gara katliamına Boğaz’ın iki yanına yuvalanmış kaymak tabaka, ayrıcalıklı kesim, mutlu azınlık nasıl yaklaşıyor?<br />
Beyzadelere soruyorum, nasıl, manzara güzel mi oralarda? Martılar uçuşuyor mu ortamlarınızda? Boğaz’a bakıp bakıp demlenirken insan hakları ve özgürlük edebiyatını da meze yapıyor musunuz?<br />
Salgından dolayı yaşanan ekonomik zorlukları siyasi faturaya tahvil etmek için fellik fellik ortalıkta gezen, partimizde görev yaparken tek bir esnafın dahi elini sıkmadan duvar diplerinden gidip gelen İP’in başkanı terörist Demirtaş ile kahvaltı programında buluşmanın hala hevesinde midir?<br />
Kalemlerini zehire batırıp kullanan kiralık yazarlar, dönem dönem insan hakları ve özgürlük nöbetine tutulup ellerine tutuşturulan zillet metinlerine toplu imza atanlar geldiğimiz bu aşamada Türkiye’nin yanında duracak fikri ve milli namusu gösterebilecekler mi?<br />
Terörizmi telin edebilecek yürekliliği sergileyebilecekler mi?<br />
Teröriste ve terör örgütlerine karşı tavır alamayanlar ihanete teslim olmuş, rezalete omuz vermiş, kanlı eylemlere koltuk çıkmıştır.<br />
Gara katliamına 2023 senaryosu diyen emekli asker, senin her yerin senaryo, her tarafın zehir, her sözün zelil, her şeyin sahtedir.<br />
Önemle altı çizilmesi gereken bir husus vardır:<br />
PKK’nın Kürt kökenli kardeşlerimle ilişkilendirilmesi ayıp ve skandal bir yanlıştır.<br />
Türk milletinin asil ve onurlu mensubu olan Kürt kökenli kardeşlerim, kalleşliğe onay vermez, ihanete olur vermez, evlatlarını dağa sürükleyen canilere tamam demez, devletine ve milletine cephe alan vampirlere asla dayanak olmaz.<br />
HDP, Kürt kökenli kardeşlerimin değil, PKK’nın suç ortağı, hıyanet temsilciliğidir.<br />
Gara’da savunmasız 13 vatan evladının kafalarına kurşun sıkılması, mesela Diyarbakır annelerinin asla tasvip edeceği bir olay değildir.<br />
Onlar HDP’den evlatlarını istiyorlar.<br />
Onlar HDP’nin bina içinde kaybolan evlatlarıyla ilgili büyük bir mücadele veriyorlar.<br />
Bu HDP insan kaçakçısıdır, terörist devşirme ve dağa sevk zincirinin kumanda odasıdır.<br />
HDP’yle hesaplaşmadan, PKK’yı bitirdik, yok ettik, mahvettik diyemeyiz.<br />
Bu itibarla HDP’nin kapatılması elzemdir, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı inanıyorum ki gereğini yapacaktır. Ve tarih önünde yapmak durumundadır.<br />
İP’in başkanı, HDP’nin kapatılması konusunda avam bir dil kullanarak üçkâğıt yapıldığını iddia etmiş.<br />
Üslubu beyan, ayniyle insandır.<br />
Biz kimin üçkâğıt yaptığını, kimin sinsi sinsi siyasi film setlerinde figüranlığa özendiğini geçmiş tecrübelerimize istinaden iyi biliyoruz.<br />
İP’in başkanı, HDP’yi Kürt siyasi hareketi olarak değerlendiriyor.<br />
Kapatılmasının da kendileriyle alakalı olmadığını söylüyor.<br />
Öyle ya, ittifak ortakları birbirinin ayağına hiç basar mı? Birbirlerinin tavuğuna hiç kış der mi?<br />
Bu şahıs, cehaletine yanmıyor da, bize ne yapacağımızı anlatıyor.<br />
Hiç merak buyurulmasın, CHP ile İP rahat olsunlar, olacaklar da zorlarına gitmesin.<br />
Şayet bize bir görev düşerse, ki bu zaman yakındır, Milliyetçi Hareket Partisi Siyasi Partiler Kanunun 100’üncü maddesinden kaynaklanan hakkını tam ve eksiksiz kullanarak tarihi müracaatını mutlaka yerine getirecektir.</p>
<p><strong>Değerli Milletvekilleri,</strong><br />
20 Mayıs 2016 tarihli ve 6718 sayılı Kanun’un 1’inci maddesiyle Anayasa’ya eklenen geçici 20’inci maddenin kabul tarihi itibariyle, TBMM Karma Komisyon Başkanlığı’na ulaşmış dosyalar hakkında Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hükmün uygulanmayacağı düzenlenmişti.<br />
Bilahare İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 19 Ağustos 2016 tarihinde CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında iddianame hazırlamış, nihayetinde İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açılmıştır.<br />
Bahse konu mahkeme tarafından 14 Haziran 2017 tarihinde verilen kararda, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla ya da iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçundan sözü edilen CHP Milletvekiline 25 yıl hapis cezası verilmişti.<br />
Bu kararı ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’inci Ceza Dairesi 13 Şubat 2018’de kaldırmış, fakat devletin güvenliği ya da iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçunu kabul ederek 5 yıl 10 ay hapis cezasına hükmetmişti.<br />
Temyiz sürecinin devam ettiği zaman diliminde bu kişi tekrardan milletvekili seçilmiş, milletvekilliğinin kesinleşmesini müteakip Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi yargılamanın durdurulma talebini reddetmişti.<br />
Arkasından Yargıtay’ın anılan dairesi Bölge Adliyesi Mahkemesi’nin mahkûmiyet kararını onamıştı.<br />
Bu CHP’linin milletvekilliği 4 Haziran 2020 tarihinde mahkûmiyet kararının Genel Kurul’da okunmasıyla sona ermiştir.<br />
Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 17 Eylül 2020 tarihinde konuyla ilgili olarak, kişi hürriyeti ve güvenliği ile siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlaline hükmetmiştir.<br />
İlk derece mahkemesi ise 13 Ekim 2020 tarihinde ilgili şahıs hakkında yeniden yargılama yapılmasına yer olmadığı kararıyla ilk görüşünde direnmiştir.<br />
Anayasa Mahkemesi 21 Ocak 2021 tarihinde tekrar hak ihlali kararını açıklayarak tutumunda ısrar etmiştir.<br />
Buna dayanarak İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi infazı durdurmuş, yeniden yargılama talebini kabul etmiş, dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili fezlekeyi hazırlayarak Adalet Bakanlığı’na göndermiştir.<br />
CHP Milletvekili de geçtiğimiz hafta Perşembe günü TBMM’de görevine başlatılmıştır.<br />
Bu anlattıklarım konunun hukuki mazisinin özetinden ibarettir.<br />
Anayasa Mahkemesi’nin bir kereye mahsus kabul edilen geçici 20’inci maddeyi yanlış yorumladığı açıktır.<br />
Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi’nin yerindelik denetimi yapamayacağı da bilinen bir yasa kuralıdır.<br />
Ne hikmetse hak ihlalleri hep şaibeli ve hakkında soru işaretleri olan isimlerle ilgili verilmektedir.<br />
Aynı Mahkeme, 25 Şubat 2016 tarihinde Can Dündar, 9 Haziran 2020 tarihinde terörist Demirtaş hakkında hak ihlali yapıldığını kararlaştırmıştır.<br />
22 Mayıs 2019 tarihinde de, Osman Kavala’nın tutuklanmasının hukuki olmadığı gerekçesiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı da oybirliğiyle kabul etmiştir.<br />
Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararlarını fütursuzca verirken milletin haklarını hiç hesaba katmadığı, dikkate almadığı çok net bir şekilde görülmektedir.<br />
Bu Anayasa Mahkemesi kime hizmet etmektedir? Kimin mahkemesidir? Hak konusu sırf Türkiye’nin anayasal düzenini bozmak için uğraşan ve ihanete kapı kulluğu yapanlar için mi geçerlidir?<br />
Yurt dışında yaşayan bir casusun nasıl bir hakkı vardır ki ihlal edilmiş olsun?<br />
Bir teröristin ne hakkı olacaktır ki, Anayasa Mahkemesi buna çanak tutsun?<br />
Bizim görüşümüz şudur:<br />
Anayasa Mahkemesi milletin mahkemesi olmayacaksa, Türkiye’nin egemenlik ve tarihsel haklarını çiğneyenlere ihlal gerekçesiyle destek vermeyi sürdürecekse, derhal kendini feshetsin, başındaki zat da gecikmeden istifa etsin.<br />
Yeniden milli varlığımıza layık, adalet ve hukuk ölçülerimize müzahir bir yüksek mahkemeyi kurmasını Allah’ın izniyle başarırız, buna da muktediriz.<br />
Ne tuhaf bir tecellidir ki, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarıyla küresel çevrelerin ülkemize dikte ve dayatmaları manidar düzeyde benzerdir.<br />
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün, geçtiğimiz hafta Osman Kavala’nın serbest bırakılma çağrısında bulunması egemenlik haklarımıza, hukukun üstünlüğüne kategorik bir saldırı ve saygısızlık değil midir?<br />
Bağımsız Türk mahkemelerine binlerce kilometre uzaklıktan talimat vermeye cüret etmek nezaketsizlik, kabalık, gayri ciddilik, gayri ahlakiliktir.<br />
Hak eksenli bir yaklaşımı benimsediklerini dile getiren Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın, milli haklarımıza cephe alan dış güçlere de diyeceği bir şey olacak mıdır?<br />
ABD’nin yeni yönetimi demokrasi diyorsa, hukuk diyorsa, bir yanda PKK/YPG’ye silah ve eğitim desteğinden vazgeçecek diğer yanda da FETÖ’nün bütün elebaşlarını Türk adaletine teslim edecek dürüstlüğü gösterecektir.</p>
<p>Bunun haricindeki her teklif nafiledir, tehditvari açıklamalar boşa kürek çekmektir.<br />
Diğer bir mesele de şudur: ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Gara Katliamıyla ilgili yaptığı açıklama PKK/YPG’yle kurdukları şaibeli işbirliğini adeta tescil etmiştir.<br />
Bu açıklamada deniyor ki; “Eğer Türk vatandaşlarının ölümünün, terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirildiği doğruysa, bunu olabilecek en güçlü şekilde kınıyoruz.”<br />
Demek ki, hala inanmıyorlar, çünkü işlerine gelmiyor, haber kaynakları da PKK’dır, bölücü çevrelerdir.<br />
Dünya üzerinde bir kuşun uçuşunu bile takip eden ABD’nin Gara vandallığını bilmemesi, ne yaşandığını öğrenmemesi aklımızla alay etmek, PKK’nın değirmenine su taşımaktır.<br />
Yine ABD’li bazı senatörlerin Başkan Joe Biden’e 9 Şubat 2021 tarihinde gönderdikleri ve Türkiye husumetiyle kaleme aldıkları karanlık mektup hakkımızı ve hukukumuzu karalama teşebbüsünden başka bir manaya gelmemektedir.<br />
ABD Senatosu’nun PKK ve FETÖ propagandasına alet ve aracı olması garabet ötesi bir şuursuzluk ve samimiyetsizlik örneğidir.<br />
15 Temmuz’u sulandırma arayışları, terör saldırılarına gölge düşürme çabaları, Türkiye’nin bağımsız karar almasını sabote etme gayretleri iki ülke arasındaki köprüleri dinamitlemektedir.<br />
Türkiye çok cepheli bir mücadele halindeyken, yüksek mahkemenin hak ihlali kisvesiyle haksızlığa göz yumması, ülkemizin elini kolunu bağlamaya çalışması vatan ve millet sevgisiyle bağdaşmayan, adalet ve hukuk mantığıyla örtüşmeyen sorumsuzluktur.<br />
Çok şükür, Hakk’ı biliriz hakkımızı da hiç kimseye çiğnetmeyiz.<br />
Türkiye’nin kuyusunu kazanların hakkı değil, cezası olması gerektiğine inanırız.<br />
Bir kez daha diyorum ki, CHP Milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili konu Karma Komisyona ve Meclis Genel Kurulu’na geldiği takdirde Milliyetçi Hareket Partisi tutarlı davranacak ve dokunulmazlığın kaldırılması yönünde oyunu kullanarak tarafını gösterecektir.<br />
Muhterem Milletvekilleri,<br />
Kimin devası olduğu, kimlere deva olacağı az çok belli olan ipotekli bir partinin başkanı, Anayasa’nın ilk dört maddesinin tartışılabileceğini söylemiştir.<br />
Anayasa’nın ilk dört maddesini tartışmaya hazır olan şahsa tavsiyem, sen git önce kendini tartışmayı dene, sicilini ve siyasi dönekliğini tartışmayı iste.<br />
Anayasa’nın ilk dört maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki kimliği, kuruluşunun ve kurtuluşunun simgesidir.<br />
Bu kimliği tahrip etmeyi hayal edenler veya aklından geçirenler ya HDP’ye kapağı atsınlar, ya PKK’nın dağ kadrosuna katılsınlar, ya da Pensilvanya’da soluğu alsınlar.<br />
İlk dört maddeyi tartışacak babayiğit henüz doğmadı, tartışmaya hazırlanan, buna meyleden Babacan’ı ise uyarıyorum, böyle giderse tarihin ve milletin hışmından asla kurtulamaz.<br />
“Stratejik hedefimiz Ada’daki Türk işgalini bitirmektir” diyen Yunanistan Başbakanı’yla, Anayasa’nın ilk dört maddesini mesele yapan çürük çarık zihniyet aynı muhasım çevrelerin piyonudur.<br />
Siyaset piyon işi değil misyon ve millete hizmetkarlık işidir.<br />
<strong>Allah aziz milletimizi bunlardan korusun, varlığımız ve birliğimiz daim olsun.</strong><br />
<strong>Geçen hafta sonu karşıladığımız mübarek Üç Aylar’ın aziz milletimiz ve Türk-İslam âlemi için hayırlara ve nice manevi atılımlara vesile olması dileklerimi ifade ederek sözlerimi bitiriyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.</strong><br />
<strong>Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.”</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2021/02/16/mhp-lideri-teror-konusunda-net-konustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8211; MHP Lideri, TBMM Parti Grubunda Önemli Mesajlar Verdi.</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2020/10/27/mhp-lideri-tbmm-parti-grubunda-onemli-mesajlar-verdi/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2020/10/27/mhp-lideri-tbmm-parti-grubunda-onemli-mesajlar-verdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2020 13:32:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Parti grubu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=2403</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında bir konuşma yaptı. Konuşmasının başında Osman Durmuş’un vefatından duyduğu üzüntüyü dile getiren Bahçeli, “Merhum dava arkadaşım Prof. Dr. Osman Durmuş&#8217;a Cenab-ı Allah&#8217;tan rahmetler niyaz ediyor, ailesine, sevenlerine, camiamıza sabır ve metanet diliyorum.” Dedi. Gündemdeki konulara değinen ve önemli mesajlar veren MHP Lideri, konuşmasında şu ifadelere [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>          <strong>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında bir konuşma yaptı.</strong><br>               Konuşmasının başında Osman Durmuş’un vefatından duyduğu üzüntüyü dile getiren Bahçeli, “Merhum dava arkadaşım Prof. Dr. Osman Durmuş&#8217;a Cenab-ı Allah&#8217;tan rahmetler niyaz ediyor, ailesine, sevenlerine, camiamıza sabır ve metanet diliyorum.” Dedi.<br>    <strong>Gündemdeki konulara değinen ve önemli mesajlar veren MHP Lideri, konuşmasında şu ifadelere yer verdi;</strong><br>“Değerli Milletvekilleri, Sayın Basın Mensupları,<br>Bu haftaki Grup Toplantımız vesilesiyle yapacağım konuşmaya geçmeden evvel müstesna heyetinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.<br>Aziz milletimin her güzel insanına, her vatandaşıma buradan selamlarımı gönderiyorum.<br>Gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan kardeşlerime şükranlarımı sunuyor, haklı mücadelelerinde başarılar diliyorum.<br>Değerli dava arkadaşım, siyaset ve ilim hayatına silinmez izler bırakan Prof. Dr. Osman Durmuş&#8217;u kaybetmenin acısını yaşıyoruz.<br>Merhum kardeşim Osman Durmuş inanmış bir ülkücü, çalışkan bir hekim, başarılı bir siyasetçi, ahlaklı bir insan, mücadeleci bir devlet adamı, kısacası adam gibi adamd.  Partimizin siyasi sorumluluk üstlendiği 57&#8217;inci Cumhuriyet Hükümeti&#8217;nde Sağlık Bakanı olarak görev almış; dirayeti, gayreti, tecrübesi, bilgi birikimi, samimiyeti ve cesaretiyle taraflı tarafsız herkesin takdirini toplamıştı.<br>O şimdi ebediyete irtihal etti.<br>Bir hilal gibi kayıp aramızdan ayrıldı.<br>Üzüntümüz büyüktür.<br>Türk milleti ve Milliyetçi-Ülkücü Hareket önemli bir ismini kaybetmiştir.<br>Merhum dava arkadaşım Prof. Dr. Osman Durmuş&#8217;a Cenab-ı Allah&#8217;tan rahmetler niyaz ediyor, ailesine, sevenlerine, camiamıza sabır ve metanet diliyorum.<br>Başımız sağ olsun, mekânı cennet olsun.<br>      Muhterem arkadaşlarım,<br>Tarih, beşeri tecrübenin verimli bir laboratuvarı, çağlar ve zamanlar arasında yapılan mukayeselerin ana yatağı, gelecek planlamalarının kilit taşıdır.<br>Sosyal olaylarla siyasal müesseselerin insan hayatını aşan bir geçmişleri vardır ve etkileyici gerçekleri varittir.<br>İnsanın ufuk derinliği kazanabilmesinin, hatta ufuk ötesini görebilmesinin kabiliyet ve kalitesi şahsi tecrübe sınırlarını aşıp daha geriye gitmesine bağlıdır.<br>Merhum Hocamız Prof. Dr. Erol Güngör’e kulak verirsek, bir şeyin izahını yapmak, her şeyden önce onun tarihine bakmak demektir.<br>Yine Güngör Hocamıza göre, milli devletler “Milli tarih şuuru” üzerine bina edilmiştir.<br>Tarih şuuru ise tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak, tarih olaylarını manalı bir bütün içindeki parçalar halinde görmektir.<br>Bu sayede arkamızda sonsuz bir geçmişin bulunduğunu, önümüzde de sonsuz bir geleceğin durduğunu kavrar, kararlarımızı buna müzahir tayin ve tespit ederiz.<br>Türk milliyetçileri olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna tutarlı ve tafsilatlı bir tarih şuuruyla bakıyor, bu şekilde yorumluyoruz.<br>Maziye önem vermemiz, özlem ve hürmet duymamız, bugüne yönelik bir memnuniyetsizlik hali veya bir mahrumiyet halsizliği olarak okunmamalıdır.<br>Tarihimizin haşmet ve görkemi her milletperver, her vatansever için gıpta edilecek bir gurur kaynağıdır.<br>Gerçekçi olmak lazım gelirse, biz saadet ve selameti geçmişimizin sayfalarında değil, onu her seviyede aşma başarısı ve becerisi göstermiş bir istikbal yükselişinde görüyoruz.<br>Ancak geçmiş bazen geleceği perdeleyecek kadar gözlerimizi kamaştırabilir, hatta gerçeklerden kopartabilir.<br>Bu durum bir hamaset çıkmazıdır.<br>Unutmayalım ki, zaman tünelinden geçip bugüne ulaşan, hatta karmaşıklaşıp yeni boyutlar kazanan her neviden sorunu dünün ilhamıyla, bugünün imkânlarıyla çözmekten başka seçeneğimiz yoktur.<br>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını şuurla idrak edemeyenler için yanlışa düşmek, çelişkide bocalamak, değişime ve gelişime direnç göstermek kaçınılmazdır.<br>Bizim tarih anlayışımız devri, coğrafya algımız dönemsel değildir.<br>Tarih ve coğrafyaya baktığımızda gördüğümüz dağınık parçalardan, birbirinden kopuk paydalardan müteşekkil bir yapı da değildir.<br>Tarih birdir ve bütündür, adı da Türk tarihidir.<br>Coğrafya birdir ve bellidir, adı da Türk vatanıdır.<br>Türkiye Cumhuriyeti, binlerce yıllık Türk tarihinin ana güzergâhından kategorik bir kopuş, kesif bir ayrılış, keskin bir sapış olarak görülemeyecek asla gösterilemeyecektir.<br>Aksi teşebbüs ve tevessüller tarihsizliktir, tahammülsüzlüktür, köksüzlüğün tezahürüdür.<br>Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 14 Ekim 1925’te İzmir’de yaptığı konuşmasında, Cumhuriyet’in milletin kendi istek ve arzusu ile oluştuğunu dile getirmişti.<br>Hatta Samsun’dan Sadarete gönderdiği 22 Mayıs 1919 tarihli raporunda, “Millet, millî hakimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunun için çalışacaktır.” demek suretiyle milli iradeye dayanarak milletin kaderini çizmişti.</p>



<pre class="wp-block-code"><code>Samsun’dan sonra Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyerek, vilayetlere ve kolordu kumandanlarına gönderdiği meşhur Amasya Genelgesi’nde Türk yurdunun ve istiklâlinin kurtarılması yolundaki parolayı şu şekilde dile getirmişti: “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”</code></pre>



<p>Gazi Mustafa Kemal, Cumhuriyet fikrini ta Milli Mücadele yıllarına kadar bir sır gibi vicdanında taşımıştı.<br>Erzurum Kongresi’nin toplanmasından önce, Mazhar Müfit Kansu’nun, ileride kurulmasını düşündüğü hükümet biçiminin ne olacağı sorusuna şu cevabı vermişti: “Açıkça söyleyeyim, hükümet biçimi zamanı gelince Cumhuriyet olacaktır.”<br>İşte beklenen o zaman 97 yıl önce gelmiş, 28 Ekim 1923&#8217;te Çankaya Köşkü&#8217;nde milletvekilleri ve yakın arkadaşlarının bulunduğu yemek masasında; &#8220;Efendiler! Yarın Cumhuriyet&#8217;i ilan edeceğiz&#8221; diyerek kurtuluşun eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni müjdelemiştir.<br>29 Ekim günü de TBMM&#8217;de Cumhuriyet ilan edilmiştir.<br>Cumhuriyet, Türk milletinin bağımsızlık onurudur.<br>Bir başka ifadeyle Cumhuriyet, demokrasinin en gelişmiş halidir.<br>Ve Cumhuriyet, milletin üstünde hiçbir otorite veya makam tanımayan, temeli ve dayandığı esas milli egemenlik olan fazilet demektir.<br>Hüküm milletindir, hükümet millettir.<br>Türkiye Cumhuriyeti, nice fedakârlıkların, nice mücadelelerin, nice kahramanlıkların mecmuudur.<br>Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:<br>“Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız.”<br>Her karış toprağıyla bölünmez bütün olan Türkiye Cumhuriyeti; Edirne’den Kars’a, İzmir’den Hakkari’ye, Sinop’tan Hatay’a devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin, her bir insanımızın ortak iradesi, ortak sevdası, ortak değeridir.<br>Cumhuriyet, Milli Mücadele’nin taçlanmış, milli gönüllerde taht kurmuş halidir.<br>Meydanlardaki zaferlerimizin ibra ve ifade haysiyetidir.<br>Şehit ve gazilerimizin bedelini çok ağır ödediği kahramanlık beratıdır.<br>Kısaca söylemek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.<br>Aziz Atatürk demişti ki;<br>“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır. Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir.”<br>Bizlere, “Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz.” beyanıyla seslenip katiyen çiğnetmeyeceğiz, hiçbir şart altında ihmal ve inkar etmeyeceğimiz bir emanet bırakmıştır.<br>Türkiye Cumhuriyeti; duymasını bilene ses, almasını bilene nefes, gitmesini bilene hedef, sevmesini bilene yürek, savaşmasını bilene ebedi zaferdir.<br>Aziz Atatürk’ün en büyük eserim dediği bu zafer yaşayacak, nesilden nesile taşınıp yaşatılacaktır.<br>Bu zafer istiklalimizin muhafızı, Türk tarihinin geleceğe uzanan var oluş sancağıdır.<br>Sancak inmeyecek, bayrak düşmeyecek, ezan susmayacak, Türkiye Cumhuriyeti yıkılmayacaktır.<br>Hesap hatası yapanlar dökülen şehit kanlarını unutmasınlar.<br>Hıyanete yakasını kaptıranlar Türk milletinin muzaffer ruhunu hatırlarından çıkarmasınlar.<br>Bizim verecek toprağımız yoktur, çizilecek sınırımız yoktur, vazgeçecek insanımız yoktur, bölünecek milletimiz yoktur, sokakların izbeliğine bırakılacak devletimiz yoktur.<br>Buna karşılık, yerli ve yabancı husumet cephesine dünyayı dar edecek imanımız vardır, her zorluğa göğüs gerecek irademiz vardır, her saldırıyı, her işgal girişimini def edecek, yerin yedi kat dibine gömecek inanmış yüreğimiz vardır.<br>Denemek isteyen varsa buyursun denesin, hainler nerede olurlarsa olsunlar, millet sevdalıları sonuna kadar buradadır, vatanın burcunda Ulubatlı Hasan olmaya yeminlidir.<br>Türkiye Cumhuriyeti’nin 97’inci yıldönümünü müftehir bir ruhla kutluyorum.<br>İlk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, kahraman şehitlerimizi, gözüpek yiğitlerimizi, feragat timsali gazilerimizi, cephelere can ve kan nakli yapmış kutlu ceddimizi rahmetle, hürmetle, minnetle yad ediyorum.<br>Cumhuriyet sonsuza kadar korunup kollanacak, milletimizin canberaberi olacaktır.</p>



<p>Değerli Milletvekilleri,<br>Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümüne üç yıllık bir süre kala, Türkiye’nin yükseliş çabası her tür engellemeye rağmen kararlılıkla devam etmektedir.<br>Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, istikbali hür Türk milleti, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne toz kondurmama azmindedir.<br>Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin muharrik ve muhkem vasfıyla Türkiye Cumhuriyeti prangalarını kırmış, kronik sorunlarına neşter vurmuştur.<br>Cumhur ile Cumhuriyet ayrılmamak üzere kucaklaşmıştır.<br>Geçmiş ile gelecek, ülke ile ülkü, tarih ile coğrafya, akıl ile duygu, duruş ile yükseliş birleşmiş, bütünleşmiş, kenetlenmiştir.<br>Devlete hakim olan güç ve yetki kargaşası sonlanmıştır.<br>Başkalarının ağzına bakan değil baktıran, onun bunun kirli senaryolarına boyun eğen değil gerekirse boyun eğdiren, yeri gelirse kafa tutan bir kudret sivrilmiş, bir kuvvet serpilmiştir.<br>Yönetim sistemimizdeki reform Türkiye’nin önünü açmıştır.<br>Cumhuriyet’in yüzüncü yıldönümüne giden süreçte sistemsel aksaklıklar telafi edilmiş, devlet yönetimindeki zaaflar demokratik vasıtalarla giderilmiştir.</p>



<p>Türk milletinin karakterine ve tarihi müktesebatına en uygun idare şekli olan Cumhuriyet, en az bu kadar milletimizin ruh kökünü yansıtan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle iyice güçlenmiş, sağlam ve sağlıklı bir bünyeye kavuşmuştur.<br>Türkiye Cumhuriyeti’nin daha mesut, daha muvaffak, daha muzaffer, daha muasır, daha müreffeh olmasının önünde hiçbir pürüz kalmamıştır.<br>Öncelikli stratejik hedefimiz Cumhur İttifakı’nın devamıyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla oturması, devlet ve toplum hayatına kök salarak olgunlaşmasıdır.<br>Güçlendirilmiş parlamenter sistem amaçlayanların ne hallere düştükleri, nasıl bir tenakuz ve tutarsızlığın içine yuvarlandıkları ortadadır.<br>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne abuk sabuk eleştiri getirenlerin iddiaları çürük, ithamları güdük, isnatları düşüktür.<br>Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş emeli taşıyanlar, önce kendilerine çeki düzen vermeli, öncelikle alev alan çatılarını söndürmenin derdiyle dertlenmelidir.<br>Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, parlamenter sistemle mündemiç kriz damarını kesip atmıştır.<br>Hastalık tedavi edilmiştir.<br>Bu damara bağlananların, bununla birlikte eski alışkanlıklardan kurtulamayanların hala birbirlerine nasıl tuzak kurdukları, nasıl taarruz ettikleri malumdur, tüm çıplaklığıyla bilinmektedir.<br>Kriz severlerin, kavgadan ve kutuplaşmadan beslenenlerin güçlendirilmiş parlamenter sistem arayışları doğal ve normaldir.<br>Çünkü bu tip siyaset anlayışlarının gıdası cepheleşmedir, kaldı ki Cumhur İttifakı karşısında tutunma ihtimalleri olmadığı gibi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyum sağlamaları da eşyanın tabiatına bütünüyle aykırıdır.<br>Türk milleti kimin kime hangi yalan ve ayak oyununu fısıldadığını açıkça görmekte, lazım gelen notlarını sandık vaktinde değerlendirmek üzere almaktadır.<br>Zillete düşenlerin birbirini yemeleri, birbirlerini kötüleyip uluorta hızara vermeleri bir siyaset değil, kaotik ve hazin bir çarpıklığın özetidir.<br>Milletimizin istediği kaos ve kriz değil; refah, huzur, sükûnet, zenginleşme, büyüme, gelişme, birlik ve beraberliktir.<br>Kulislerin ve hiziplerin partisi olan ne CHP, terörün yedeği ve teröristlerin siyasi yeleği olan ne HDP, ne de karanlık bir projeden mütevellit olan İYİ Parti aziz Türk milletine bir gelecek vaat edemeyecektir.<br>Etseler bile, bunun sonu üzeri çiçeklerle tuzaklanmış uçuruma açılacaktır.<br>Bunların ahı gitmiş vahı kalmıştır.<br>Bunları ayakta tutan mecalleri bile tükenmiştir.<br>Cumhur İttifakı vatan ve millet sevdasıyla yedi düvele direnmektedir.<br>Zillet siyaseti ise vurgun yemiş, konusu melanet ve rezalet olan bu masalın sonuna karmaşık ihtilaflarla gelinmiştir.<br>“Gerekirse Türkiye Komünist Partisi’ne bile geçeriz” diyen siyaset fukaralarının, aslında kimlerle vakit geçirdiği, kimlerin değirmenine su taşıdığı, kimlerin icazetine mahkûm olduğu bizim tarafımızdan çok nettir.<br>Ha TKP ha HDP; ha TKP ha CHP, sorarım sizlere bunlar arasında ne fark vardır?<br>Dümen aynı, sadece dümenciler farklıdır.<br>Gövde aynı, yalnızca görev paylaşımı ayrıdır.<br>Türkiye’yi sokakta teslim almaya niyetlenen, ait olduğu terör örgütüyle birlikte iç isyana kalkışan terörist Demirtaş’ı aynı üslupla öven bunlar değil midir?<br><strong>Birbirlerinin gönlünü kahvaltı jestleriyle almak için kuyruğa giren, birlikte anayasa yazmaya hazırlanan, birbirlerine gülücükler saçan bunlar değil midir?</strong><br>HDP’yi, MHP’ye tercih edecek kadar zıvanadan çıkan bu yüreksizler, bu kimliksizler değil midir?<br>Tehlikeli sokak edebiyatı son günlerde sık sık telaffuz edilmektedir.<br>Siyaseti sokağa havale edenlerin sonu elbette meçhuldür.<br>ABD Başkan adaylarından Biden’in iktidarı devirme planlarının gündeme yansıması, parti kurmayın sokağa dökülün tavsiyesi verenlerin deşifre edilmesi son derece uyanık olmamızı gerektirmektedir.</p>



<p>Bazı alçak kalem sahipleri ve televizyon yorumcuları da CHP propagandası yapayım derken ateşle oynamaktadır.<br>Neymiş, sokak hazır, muhalefetin silkinmesi gerekiyormuş.<br>Ve de yeni Meclis oluşmalıymış, sözde Kürt meselesi demokratik ve şeffaf biçimde çözülmeliymiş.<br>Hele bir çıksınlar sokağa da, acıklı şekilde görsünler anyayı konyayı, dünyanın kaç bucak olacağını.<br>Hodri meydan, Türkiye Cumhuriyeti sokakta kurulmadı, sokakta bulunmadı, sokağa bırakılmayacak, sokağın girdabına, sokak serserilerine teslim edilmeyecektir.<br>Bizim Askıda Ekmek Kampanyamızı eleştirenlerin alayı ümidini aslında sokağa bağlamıştır.<br><strong>Dış saldırıların ve KOVİD-19 salgının neden olduğu konjoktürel ekonomik sorunları toplumsal zeminde dayanışma ve yardımlaşma ahlakıyla nispeten zayıflatma düşüncemiz CHP’yi, İYİ Parti’yi, HDP’yi aynı anda neden rahatsız etmiştir?</strong><br>Bunların nimeti, helal lokmayı kötüleme densizliğini nasıl anlayalım? Nasıl anlatalım?<br>Biz ekmek dedikçe, ekmeksizler topyekûn saldırıyor.<br>Meğer ekmeğe düşman kesilmişler, bizim de bundan haberimiz olmamış.<br>Dünyanın her ülkesinde, her yerinde muhtaçlık yaşayan, temel ihtiyaçlarını teminde zorluk çeken, mesela ekmek alamayan, ekmeğe ulaşamayan insanlar vardır ve bilinmektedir.<br>Zilletin yüksek voltajına çarpılanlara sesleniyorum; nasıl olsa ekmek derdiniz yok, ekmeğinin peşinde olan vatandaşlarımızla ilgili bir kaygınız yok.<br>İşleriniz tıkırında, küpünüz dolu, keseniz şişkin, keyfinize diyecek yok.<br>Daha vahimi, dünyanın kavrulduğu salgın döneminde, bütün ekonomiler sarsılırken, haksız şekilde Türkiye’yi kötü göstermeye, ekonomik ihtiyaçlardan siyasal tepki oluşturmaya tenezzül edecek kadar demokrasi karşıtı, millet muhalifisiniz.</p>



<p>Askıda ekmek vardır, ama size sokakta ekmek yoktur, sokakta hayır yoktur, sokakta adım atacak yeriniz yoktur, var diyorsanız sonuçlarını göze almak zorundasınız.<br>CHP’nin oyunu bozuldu.<br>İYİ Parti’nin filmi geriye sardı.<br>Yuları Kandil’den tutulan HDP bunalıma girdi.<br>Diğer marjinal partilere laf söylemek bile zaman israfıdır.<br>Hepsi birden aynı çuvalda buluşmuştur.<br>Ekmek bilmezler, yoksul bilmezler, rızık nedir desek aval aval yüzümüze bakarlar.<br>Ama sokağa çıkalım diyen olsa hemen Kırgızistan, Belarus akıllarına gelir, damarlarına zehirli kan yürür.<br>Yok öyle yağma, ekmeğe de vatana da sahip çıkacağız.<br>İnsanımıza da, milletimize de, devletimize de destek vereceğiz.<br>Askıya fatura koyup bununla öğünenlerin, ekmekten şikâyet etmeleri en başta milletimize, inançlarımıza, geleneklerimize hakarettir, hayâsız karşı çıkıştır.<br>Vatandaşlarımızın çorbası kaynayacak, ekmekleri sofrada olacaktır.<br>Milliyetçi Hareket Partisi insani, vicdani ve İslami sorumluluğunu tam ve eksiksiz yerine getirecektir.<br>Aç ve açıkta yaşayan kim varsa bizim meselemizdir.<br>Darda ve yolda kalmışların yegâne umudu Cumhur İttifakı’dır.<br>Aşımızı paylaşacağız, ekmeğimizi bölüşeceğiz, vatanımızı bölmeye çalışanları, kardeşliğinizi doğramaya yeltenenleri doğduklarına doğacaklarına bin pişman edeceğiz.<br>Biz gücünü büyük Türk milletinden alan Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.<br>Biz haksızlık karşısında taviz vermeyen, yılgınlığa düşmeyen, istiklal haklarımızdan vazgeçemeyecek olan Milliyetçi-Ülkücü Hareket’iz.</p>



<p>Muhterem Arkadaşlarım,<br>Merhum vatan şairimiz Akif’in dediği gibi, medeniyet tek dişi kalmış canavardır.<br>Zira medenilik gösterisi yapan, istismar ettiği demokrasi, özgürlük ve insan hakkı değerlerinin içini boşaltan Batı zihniyeti ahlaken ve siyaseten çöküş patikasındadır.<br>AB ülkelerine hakim olan Türk ve İslam düşmanlığı kaygı verici boyutlardadır.<br>Küresel hoşgörü, küresel adalet, küresel vicdan kurumuştur.<br>Berlin’de bulunan Mevlana Camii’ne geçen hafta bir sabah namazı vakti yapılan kalabalık polis operasyonu inançlarımıza yönelik adi bir suikast girişimidir.<br>Irkçılık, İslamofobi ve Türk düşmanlığı yaşlı kıtaya karargah kurmuştur.<br>Hollanda Özgürlük Partisi’nin soysuz Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na terörist diyecek kadar alçalmış, gerçek manada teröristin, caninin, faşistin ve barbarın kim olduğunu gözler önüne sermiştir.<br>Terör örgütleriyle yasak ilişki yaşayan bu karanlık siyasetçinin ve destekçilerinin terörizmin Avrupa’da konuşlanan temsilcileri oldukları izahtan varestededir.<br>Türk ve İslam değerlerine adı konulmamış Haçlı Seferi başlatan bu ilkel zihniyet nefret suçu işlemektedir.<br>Son zamanlarda Müslümanlara ve yüce dinimize yönelik Fransa’da sergilenen hayasız ambargo ve ablukalar hepimizi derinden yaralamaktadır.<br>Macron, sözde “İslamcı ayrılıkçı” görüşlerle mücadeleye ilişkin hazırlanan yasa tasarısının 9 Aralık 2020’de Bakanlar Kurulu’na sunulacağını utanmaz bir yüzle açıklamıştır.<br>İslam’ı yeniden yapılandıracaklarını söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı cehaletin ve husumetin taşeronluğuna soyunmuştur.<br>İslam’ın dünyanın her yerinde kriz yaşadığını ileri sürmek, bu nedenle yapılandırılacağından bahsetmek muhteris ve müflis Macron’un haddi değildir.<br>Akli melekelerini hepten kaybetmiş Macron’un kafa yoracak, mesele yapacak başka işi, başka gündemi, başka meşgalesi yok mudur?<br>Bu siyasi şizofren ne hakla İslam’ı yapılandırmayı hedef olarak belirlemiştir?<br>Biliyor ve iman ediyoruz ki; Allah katında kıyamete kadar geçerli olan tek hak din İslam’dır.<br>Bütün insanlığın ebedi kurtuluşu Allah’ın son dini İslam’a teslim olmaktan geçer.<br>Dünya ve ahiret saadeti, Kur’an-ı Kerim’in hayat veren mesajlarına, Resûlullah Efendimizin emsalsiz tebliğine, eşsiz ahlakına bağlıdır.<br>Dinin sahibi Allah’tır.<br>Peki Macron’un sahibi kimdir?<br>Müşrik dayanışmasının içinde olanlar kimlerdir?<br>Türk ve İslam düşmanlarının hizmetkârlığı kimlerin lehine, kimlerin çıkarınadır?<br>Batı ülkelerinde artan İslam karşıtlığı alarm verici seviyelerdedir.<br>Buna yönelik tüm Türk ve İslam alemi bir olmalı, beraber hareket etmeli, zalim ve emperyalist komplolara birlikte cephe almalıdır.<br>İnanç hakkı insan hakkıdır.<br>İnsan hakkının muhafazası eşref-i mahlûkatın şeref bahsidir.<br>Bizim hiç kimsenin Kilise’sinde, Havrası’nda, Sinegog’unda gözümüz yoktur, bunlara dair sözümüz yoktur, müdahalemiz yoktur.<br>Camimize, dinimize, inanç değerlerimize yapılacak saldırı ve sabotajlara da tahammülümüz olamayacaktır.<br>Türkiye&#8217;de 180 bin 854 Hristiyan ve yaklaşık 20 bin Yahudi yaşamaktadır.<br>Bu kapsamda aralarında yüzlerce yıllık kilise ve havraların da olduğu 435 ibadethane bulunmaktadır.<br>Türk milleti inançlara saygılıdır.<br>Aynı saygıyı kendi inançlarına gösterilmesini beklemesi tartışılmaz hakkıdır.</p>



<p>Macron istişarelerde bulunmak üzere madem Türkiye Büyükelçisi’ni geri çağırmıştır, bir zahmet ya okuyup araştırıp bu gerçekleri öğrenmeli, diplomatik misyonuna bunları anlatmalı, ya da nifak yayan, zehir saçan ağzını kapatmalıdır.<br>Dinler arası kutuplaşma beşeriyete felaket getirecektir.<br>Macron aslında en büyük dersi kendi ülkesinde alacaktır.<br>Anlaşılan geçtiğimiz haftalarda yaşadığı sarsıntının etkisinden henüz kurtulamamıştır.<br>Şöyle ki;<br>Batı Afrika ülkelerinden Mali’nin Kuzeydoğusundaki Gao Bölgesi’nde insani yardım çalışması yürüten bir Fransız kadın Mağrib El Kaidesi isimli örgüt tarafından 2016 yılında kaçırılmıştır.<br>Bu kadın dört yıl aradan sonra serbest bırakılarak Fransa’ya dönmüştür.<br>Karşılama heyeti arasında Macron’da yerini almıştır.<br>Kendisine eski ismiyle seslenenlere itiraz eden bu Fransız kadın, din olarak İslamiyet’i seçtiğini, isminin de Meryem olduğunu haykırmış, Macron şaşkınlıktan şoka girerek olay mahallini apar topar terk etmiştir.<br>Düşmez kalkmaz bir Allah’tır.<br>İnanıyorum ki, Macron’un ve havarilerinin düşeceği günler, hüsrana uğrayacağı dönemler yakındır, hatta muhakkaktır.</p>



<p>Değerli Milletvekilleri,<br>Azerbaycan Dağlık Karabağ’da kahramanca mesafe almaktadır.<br>İşgal edilen yurt toprakları birer birer kurtarılmaktadır.<br>En son Kubatlı kent merkezi özgürlüğüne kavuşmuştur.<br>Fuzuli, Hadrut, Cebrail, Zengilan, Kelbecer illerinin bir kısmı işgalden arındırılmıştır.<br>3 kent merkezinde, 3 kasabada, 150 civarında köy ile bazı önemli tepelerde işgal sonlandırılmıştır.<br>Karabağ Azerbaycan’dır, Karabağ Türk’tür, işgalci Ermenistan haksızdır, hukuksuzdur, teröristtir.<br>İlan edilen ateşkeslere riayet etmeyen, her seferinde korkakça arkadan saldıran Ermenistan’dır.<br>Sivil ve masumları katleden yine aynı ülkedir.<br>Bir yanda ateşkes, diyalog, müzakere çağrısı yapan ülkelerin, diğer yanda Ermenilere silah yardımı yapması tarihin şahit olduğu en korkunç ikiyüzlülüktür.<br>Azerbaycan’a önde durun mesajı verenlerin, arkada Ermenistan’a vurun demesi zulmün oyunudur.<br>ABD’nin müşahitliğinde ilan edilen insani ateşkesi ihlal eden bir kez daha Ermenistan olmuştur.<br>Ateşkes aldatmadır, oyalamadır, zaman kaybıdır.<br>Vatan toprakları ancak ve ancak sonuna kadar mücadeleyle alınacaktır.<br>Ermenistan’ın onun bunun vesayetinden medet umması makus sonunu değiştirmeye yetmeyecektir.<br>Türk milleti görüş menzili içine giren işgalcileri her zeminde devirmeye muktedirdir.<br>Çünkü Dağlık Karabağ Azerbaycan’ın öz yurdudur, azatlığı namus konusudur.<br>ABD’nin Dağlık Karabağ üzerinden yaptırım tehdidinde bulunması beyhude bir hevestir.<br>Ayrıca S-400 hava savunma sisteminin test edilmesinden ürken ABD’nin Türkiye’yi üst perdeden kınaması bizim nazarımızda yok hükmündedir.<br>Ne yapacağız, hangi silahı alıp almayacağımızı, kimi destekleyip desteklemeyeceğimizi ABD’ye mi soracağız?<br>Türkiye’yi ne sanıyorlar? Nasıl görüyorlar? Nereye konumlandırıyorlar?<br>Bu nasıl bir küstahlıktır?<br>Aziz Atatürk demişti ki: “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir. Ben milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan istiklal aşkı ile yaratılmış bir adamım. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl bence bir hayat meselesidir.”<br>Biz bu hayat meselesinden, beka gayesinden ödün vermeyeceğiz.<br>Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsızdır. Böyle de kalacaktır.<br>Her meselede Türkiye’nin karşı kutbunda yer alan ABD, önce dost mu düşman mı buna karar vermelidir.<br>Şayet müttefiksek, bu müttefiklik hukukuna bağlı olup olmadığını gözden geçirmelidir.<br>Böylesi sanal müttefiklik, böylesi sahte dostluk, böylesine soğuk stratejik ortaklık nereye kadar sürecektir?<br>Bu kapsamda Hatay&#8217;ın İskenderun ilçesi Fener Caddesi&#8217;nde dün akşam saatlerinde meydana gelen menfur olay zamanlama itibariyle oldukça düşündürücüdür.<br>Güvenlik güçlerimizin emniyet kontrol noktasında şüphelendiği iki teröristten birini takibi sırasında şiddetli bir patlama vuku bulmuştur.<br>Anlaşılmaktadır ki, kokuşmuş bedenine bomba saran hain kendini patlatmış, yeni bir canlı bomba vakası yaşanmıştır.<br>ABD&#8217;nin Türkiye Büyükelçiliği&#8217;nin, İstanbul başta olmak üzere, ülkemizin diğer illerindeki vatandaşlarına dönük güvenlik uyarısından kısa süre sonra bu terör olayının ortaya çıkması kuşkularımızı daha da yoğunlaştırmıştır.<br>Alınan ihbarların ardından kendi vatandaşlarına kalabalık yerlerden uzak durmasını tembihleyen ABD Büyükelçiliği sahip olduğu bilgi ve iddiaları ülkemizin yetkili mercileriyle paylaşmadıysa büyük bir skandala imza atmış demektir.<br>Neresinden bakarsak bakalım nezaketsiz ve art niyetli bir durum karşımızdadır.<br>İskenderun ilçemizde yaşayan vatandaşlarımıza, yaralanan kahraman polisimize geçmiş olsun diyor, terörü ve terörizmi siyasi araç olarak kullanan çevreleri lanetliyorum.<br>Biz istiklal için birlik, istikbal için dirlik diyoruz, kazanın da Türkiye olacağına gönülden inanıyoruz.<br>Kaybetmemizi, bağımlı olmamızı, sopa diplomasisine diz çökmemizi, yaptırım tehdidine boyun bükmemizi bekleyen varsa, diyorum ki, kıyamete kadar bekleye dursunlar, biz yolumuza ve tarihi yolculuğumuza imanla devam edeceğiz.<br>Muhterem Arkadaşlarım,<br>2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi ve 2019 Yılı Sayıştay Raporları TBMM’ye sunulmuştur.<br>Hükümet tarafından, Bütçe Kanun Teklifi’yle Kesin Hesap Kanun Teklifi’nin Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki sunumu 21 Ekim 2020 tarihinde gerçekleştirilmiştir.<br>Bugün de mezkûr kanun tekliflerinin geneli ile Sayıştay Raporları üzerindeki görüşmelere devam edilecektir.<br>Bundan sonra kamu kurum ve kuruluşlarının bütçeleri üzerinde planlanan müzakereler belirlenmiş takvim kapsamında ilgili komisyonda yapılacaktır.<br>Sizlerden ricam, bütçe sürecini yapıcı, katılımcı ve sağduyulu bir şekilde takip etmeniz, Cumhur İttifakı’nın doğasına ve partimizin politikalarına uygun biçimde değerlendirmelerde bulunmanızdır.<br>24 Kasım 2020 tarihine kadar Plan ve Bütçe Komisyon’unda sürecek çalışmalara hem komisyon üyelerimizin hem de zamanı müsait milletvekillerimizin katılmalarında yarar vardır.<br>Bütçe maratonunda siz değerli arkadaşlarımın tam bir hazırlık içinde, konuları omurgasından yakalayan fikir ve görüş maharetiyle partimizi temsil etmeniz gerekmektedir.<br>Dipsiz polemiklerden kaçınmanız, anlamsız tartışmalardan uzak durmanız, KOVİD-19 salgınıyla mücadelede alınan kararlara ve uygulanan tedbirlere uymanız tavsiyem ve talimatımdır.<br>2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’yle 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi’nin ülkemize, milletimize, devletimize hayırlı olmasını niyaz ediyor, müspet ve destekleyici tavrımızı bu süreçte de koruyacağımızı açık açık dile getiriyorum.<br>       <strong>Aziz milletimizin, Türk-İslam aleminin ve siz değerli milletvekili arkadaşlarımın yarın idrak edeceğimiz Mevlid Kandili’ni bugünden tebrik ediyor, hayırlara ve güzelliklere vesile olmasını Allah’tan diliyorum.<br>Konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyor, hafta boyunca yapacağınız çalışmalarda kolaylıklar ve üstün başarılar temenni ediyorum.<br>Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.”</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2020/10/27/mhp-lideri-tbmm-parti-grubunda-onemli-mesajlar-verdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-Bahçeli&#8217;den Önemli Mesajlar</title>
		<link>https://ulkufm.com.tr/2020/03/03/bahceliden-onemli-mesajlar/</link>
					<comments>https://ulkufm.com.tr/2020/03/03/bahceliden-onemli-mesajlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ulkufm]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2020 09:34:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[MHP Parti grubu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ulkufm.com.tr/?p=2001</guid>

					<description><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup toplantısında konuşma yaptı. Son günlerde yaşanan olaylar ve gündemi ilgilendiren konular hakkında önemli açıklamalar yapan Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nun, “Şehitler tepesi boş kalacak” sözüne karşılık; “CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu diyor ki, “Millet İttifakı’nın iktidarında şehitler tepesi boş kalacaktır.” Şehidi bilmez, tepeden anlamaz, vatanı bilmez, milleti tanımaz. Vay [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup toplantısında konuşma yaptı.<br>
      Son günlerde yaşanan olaylar ve gündemi ilgilendiren konular hakkında önemli açıklamalar yapan Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nun, “Şehitler tepesi boş kalacak” sözüne karşılık; “CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu diyor ki, “Millet İttifakı’nın iktidarında şehitler tepesi boş kalacaktır.”<br>
Şehidi bilmez, tepeden anlamaz, vatanı bilmez, milleti tanımaz. Vay gafil vay. Demek şehitler tepesini boş tutacaksın öyle mi?<br>
     Şehitler tepesini boş tutan Türkiye’yi boşa düşürür, Türk düşmanlarına meydanı boşaltarak teslim eder. Bize göre bunun adı vatana ihanet, şühedaya hakarettir.” Sözleri ile tepki göstermesi dikkat çekti.<br>
Konuşmasında, Türk Ordusunun Suriye’de ne işi var diyenleri de eleştiren Devlet Bahçeli, “Şehit Piyade Uzman Onbaşı Nihat Kara, ne işimiz var Suriye’de diyen köksüzlere tokat gibi cevap vermiş ve şöyle seslenmişti: “Sizden ricam sakın Suriye’de ne işimiz var diyenlerden olmayın, gittim gördüm tam da olmamız gereken yerdeyiz. Yedi düvel bir olmuş, rejimi, Rusya’sı. Dua edin yeter, selametle.” Sözlerini hatırlattı.<br>
       MHP Lideri bahçeli, Konuşmasında şu ifadelere yer verdi; Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler, Basımınızın Değerli Temsilcileri,<br>
Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımızın başında yüksek heyetinizi en derin muhabbetlerimle selamlıyorum.<br>
    Ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımıza sevgi ve saygılarımı sunuyorum.<br>
Gönül coğrafyalarımızda hayat mücadelesi veren kardeşlerimize üstün muvaffakiyetler ve muzaffer günler diliyorum.<br>
    Üzerinde yaşadığımız topraklar bin yıldır vatandır, bin yıldır Türk milletinindir.<br>
Elbette bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.<br>
Nice şehametlerle, nice şehadetlerle, nice celadetlerle, nice cesaret, feragat ve hamiyet örnekleriyle vatanın ve milletin bekası asırlarca korunmuştur.<br>
   İnanıyor ve ifade ediyorum ki, Türk tarihinin ruhundan mülhem büyük bir şevkle bugün de korunacak, tam bağımsızlığımız istikbalin parlak ufuklarıyla kucaklaşacaktır.<br>
Vatan topraklarının her karışı, eski hâkimiyet havzalarımızın her köşesi şehit kanlarıyla sulanmış, Türk milletinin hatıralarıyla süslenmiştir.<br>
Anadolu coğrafyasından dört bir yana başımızı çevirip baktığımızda buram buram tüten Türk destanlarını görür, şühedanın aziz anılarını duyarız.<br>
Hatta görmek ve duymakla kalmayız, bunu yaşar, gerektiği zaman yenilerini başarmak için tetikte bekler, yeri gelirse de teyakkuza geçer sefere çıkarız.<br>
Bu seferde manevi güvencelerimiz tertemiz kanlarıyla önümüze düşen aziz şehitlerimiz, kahraman nesillerdir.<br>
Şehitler, tarihimizin ve talihimizin kilit taşlarıdır, milli kader ve kararın yegâne iftihar kaynaklarıdır.<br>
“Ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyen bir milletin; “Yâre nişandır tenine erlerin, şehitlik son rütbedir askerin” duruşuna sahip vatan evlatlarının kolunu bükecek, boynunu eğecek, diz bağlarını çözecek ne bir güç ne de bir kudret vardır.<br>
Şehit zamanın şahidi, milli varlığımızın şahabı ve şahikasıdır.<br>
Şehitlerimizin teminatıyla sahip olduğumuz mukaddesat zırhını orasından burasından tahrip edecek bir silah da henüz icat edilememiştir.<br>
Suriye’nin 14 eyaletinden birisi olan İdlib’de 27 Şubat 2020 tarihinde yaşanan şehadetler milletimizi ziyadesiyle üzmüş, derinden yaralamıştır.<br>
Alçak Esad ve ahlaksız destekçileri kanımızı dökmüştür.<br>
Ne olursa olsun, kim hangi saldırıyı yaparsa yapsın, Türk milletinde verilecek kan da bitmez, ayağa kalkacak kahraman da eksilmez. <br>
Kurt kışı geçirir geçirmesine, ama yediği ayazı unutmaz, atılan okları, kurulan tuzakları hatırından ve havsalasından asla çıkarmaz.<br>
İdlib’in Cebel Zaviye Bölgesi’ndeki Balyun Kasabası’nda konuşlu Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına önce karadan roket ve top mermileriyle saldırı düzenlenmiştir.<br>
Hemen arkasından hava bombardımanı başlamıştır.<br>
Rejim uçakları ve destekçileri, bölgeye intikal eden bir konvoy ile kahraman askerlerimizin bulunduğu eski bir belediye binasını alenen hedef almışlardır.<br>
Burada çok sayıda askerimiz şehit düşmüştür.<br>
Oluşan enkazın altında kalan evlatlarımıza yardım etmek isteyen askerlerimiz ise saldırıların devam etmesi üzerine bir başka binaya sığınmışlar, ne var ki burası da ateş altına alınmıştır.<br>
Sonuç itibariyle hunhar saldırıda 34 kahramanımız şehit olmuş, 32 kahramanımız yaralanmıştır.<br>
Bu alçak saldırının içinde Suriye vardır, İran vardır, Rusya vardır, hepsi birden cinayet devriyesine çıkmışlardır.<br>
Türk askerinin kanı bu husumet cephesi tarafından dökülmüştür.<br>
Niyazım odur ki, şehadetleri mübarek olsun.<br>
Zalimlerin kanı kurusun, Türk milletinin ahı tutsun.<br>
Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan her saldırıyı nefretle lanetliyorum.<br>
Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet; ailelerine, silah arkadaşlarına, milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.<br>
Şu anda tedavi altında bulunan kardeşlerimize şifalar temenni ediyorum.<br>
Karanlık emel sahipleri bilmelidir ki;<br>
Dirimiz asker, vurulanımız şehittir.<br>
Onların dirisi kalleş, vurulanı ise leştir.<br>
Türk milleti şehitlerine minnettardır. Ve onlar ölmemiştir.<br>
Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiz. Bilâkis onlar diridirler, fakat biz anlayamayız.<br>
Nitekim Allah tektir, ordusu Türk oğlu Türk’tür.<br>
Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacaktır.<br>
Bize namlu çeviren, kurşun atan, bomba fırlatan delik deşik edilmeye, devrilip gömülmeye mecburdur, müstahaktır.<br>
  Türk milletine meydan okuyan, Türkiye’ye kafa tutan, yiğit evlatlarımıza pusu kurup silah çeken kim varsa dökülen kanlarda boğulmaya sonuna kadar mahkumdur.<br>
Erkeğinden kadınına, gencinden yaşlısına aziz milletimizin her mensubu; metindir, merttir, merhametlidir, sabırlıdır, imanlıdır, yüreği vatan sevgisiyle yoğrulmuştur.<br>
Doğudan batıya, kuzeyden güneye büyük bir aile şuuruyla kenetlenip, birbirimize dayanarak, birbirimizden güç alarak, milli birliğimizi perçinleyerek bu zor dönemi atlatacağız.<br>
Eğilmez başımızla, yenilmez irademizle biz büyük Türk milletiyiz.<br>
Hiçbir habis ve hain emel Türk milletini pes ettiremez, taviz verdiremez.<br>
Hiçbir zalim, hiçbir zorba Türkiye’ye kanlı dişlerini geçiremez.<br>
21 ilimizde al bayrağa sarılı şehit naaşları muazzam katılım ve sahiplenmeyle omuzlarda taşınmış, dualarla vatan topraklarına emanet edilmiştir.<br>
26 Şubat 2020’de rejim güçlerinin hava saldırısı sonucunda şehit olan Piyade Uzman Çavuş Soner Eres Baykuş memleketi Kahramanmaraş’ta son yolculuğuna uğurlanırken, elleri öpülesi annesi Zeynep Baykuş bakınız ne demişti:<br>
“Kimseye meydan vermeyeceğiz. Bir ölür bin doğarız kuzum. Şehitler ölmez, vatan bölünmez. Şehidim ölmedi benim. Ben şehit anası oldum.”<br>
İdlib şehitlerinden olan Piyade Uzman Onbaşı Ahmet Saygılı 30 Ağustos 2014’deki bir sosyal medya paylaşımında şu mesajı vermişti:<br>
“Biz yere düşeriz, ama iki şeyi yere düşürmeyiz: Kuran-ı Kerim ve Türk bayrağı.”<br>
Şehidimizin muhterem babası Hüseyin Saygılı da; “Vatanımız, milletimiz bölünmez kuzum” diyerek kahraman evladının arkasından gözyaşı dökmüştü.<br>
Çorlu’da toprağa verilen kahramanımız Uzman Onbaşı Birhan Er, 9 Ekim 2013’de sosyal medyada paylaştığı bir mesajında aynen şunları söylemişti:<br>
“Biz yedi yaşında yağmurun altında, soğuktan titreyerek ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ derken şaka yapmıyorduk.”<br>
  Tekirdağ’ın Saray ilçesinde toprakla buluşan şehidimiz Piyade Uzman Onbaşı Nihat Kara, ne işimiz var Suriye’de diyen köksüzlere tokat gibi cevap vermiş ve şöyle seslenmişti:<br>
“Sizden ricam sakın Suriye’de ne işimiz var diyenlerden olmayın, gittim gördüm tam da olmamız gereken yerdeyiz. Yedi düvel bir olmuş, rejimi, Rusya’sı. Dua edin yeter, selametle.”<br>
Bu çerçevede gönül tellerimizi titreten daha pek çok misal verebiliriz.<br>
Sorarım sizlere; bu kadar asil ve soylu kahraman evlatları sinesinden çıkaran Türk milletine güç yeter mi? Zor söker mi? Kurşun işler mi?<br>
Kahramanlar nöbetteyken ezan susar mı? Bayrak iner mi?<br>
Hele bir söyleyin kurumuş ve kudurmuş Esad hayranları, bu kutlu vatan bölünebilir mi?<br>
Hayır, asla; ne ezan susar, ne bayrak iner, ne de vatan bölünür.<br>
Yine İdlib’de şehit düşen Uzman Onbaşı Emre Baysal evladımızın 50 gün sonra düğünü olacaktı.<br>
Şehidin acılı dayısı Umut Başal ateş düşen ocaklarına aldırmadan inanmışlıkla “Allah’ım bayrağımızı indirmesin” çıkışıyla herkese ders vermişti.<br>
Merhum Şairimiz Mithat Cemal Kuntay, ‘Kimiz’ isimli şiirinde diyordu ki;<br>
Şahlanır göklere inkâr edilen heykelimiz,<br>
Gösterir ufku, ölürken bile solgun elimiz.<br>
Boşa gitmez, heder olmaz, vurulup düştüğümüz,<br>
Zalimin göğsüne çarpar düşüyorken ölümüz.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ulkufm.com.tr/2020/03/03/bahceliden-onemli-mesajlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
